Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü

Selam olsun göğü kucaklayan,bilgiyi cesaretle harmanlayan tüm Emekçi Kadınlara !

Ancak geçmişimizi iyi bilerek geleceğimize yön verebileceğimize göre, o zaman tarihi iyi anlamak ve iyi değerlendirmek gerekiyor.Onca yıl aradan sonra New York’lu kadın dokuma işçilerinin mücadelesi yolumuzu aydınlatmaya, Kadın Hakları mücadelesinin simgesi olmaya devam ediyor. O gün kadın işçileri diri diri yakan egemenler, bugün dünyanın hemen her coğrafyasında öldürmeye ve sömürmeye devam ediyor. Kadınlarımız hala fabrikalarda, cezaevlerinde yakılıyor, katlediliyor.Haklarını aradıkları için tutuklanıyor, zindanlara atılıyor.

Emperyalist işgallerle üzerlerine bombalar yağdırılıyor. Bugün hala Afrin de Idlib de ve bir bütün olarak Ortadoğu“da, Afrika“ da ve emperyalist , gerici saldırıların iç çatışmaların olduğu her yerde.Emekleri her gün daha fazla sömürülür hale geliyor.

O günden bugüne neleri değiştirdik, neleri daha değiştirmemiz gerekiyor. Mücadelemiz eşit koşullarda, sömürgesiz adil bir dünya da yaşanılır hale gelecek şekilde devam edecek.

 8 Mart bir direniş simgesidir. Zorbalığa ve sömürüye karşı başkaldırının adıdır.

 8 Mart 1857 yılında ABD’nin New York kentinde kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olmak yolunda verdiği savaşın ilk mücade yılıdır.

Bu anlamda kısaca 8 Mart Dünya Emekçi Kadın mücadelesinden bahsetmek isterim.

8 Mart 1857’de New York’ta bir dokuma fabrikasında çalışan 40 bin işçi, 16 saatlik işgününün 10 saate indirilmesi ve ücretlerde artış yapılması talebiyle greve başlamıştı. 40 bin kadın işçinin örgütlediği bu grev o zamana kadar ki en kitlesel kadın eylemlerinden biriydi. Eylemidurdurmak isteyen polis kadın işçilere saldırmış, fabrika yönetiminin de desteğiyle binlerce işçi fabrikaya kilitlenmişti. Bu sırada çıkan yangında içeride kilitli kalan işçilerden 129’u yanarak can vermişti.

Olaya ABD basınında neredeyse hiç yer verilmemiş, fabrika yönetiminin ve polisin tavrı halktan gizlenmeye çalışılmıştı. Buna rağmen, işçilerin cenaze törenine 100 bini aşkın kişi katılmıştı.

Aradan 51 yıl geçtikten sonra 1908 yılında daha önce katledilenleri anmak için biraraya gelen işçiler, aynı talepleri haykırarak insanlık dışı koşullara, düşük ücrete karşı eyleme geçerler 1908 yılında, ABD’nin New York kentinde binlerce kadın fazla çalışma saatlerini protesto etmek için “Ekmek ve Gül” sloganı ile büyük bir yürüyüş gerçekleştirir. Emekçi Kadınlar bu yürüyüşte “doğum izni” talebini de dile getirerek, doğum izninin kabul edilmesini isterler. Emekçi kadınlar için, Ekmek,Emek ve Adaleti, Gül ise Güzel bir Yaşamı temsil eder. Kadınlar günü ilk olarak 1909 yılında Amerikan Sosyalist Partisi’nin çağrısıyla Şubat ayının son Pazar gününde kutlanir.Bugün düzenlenen gösterilere katılan kadınlar, seçme ve seçilme hakkının yanı sıra çalışma koşullarının iyileştirilmesini talep eder. Ancak bu gün Amerika’da bazı kentlerde düzenlenen eylemlerle sınırlı kalir, uluslararası bir boyut kazanamaz. Clara Zetkin.,Sosyalist Enternasyonal’de konuşan ilk kadın delege olarak uluslararası bir topluluk önünde kadın haklarına dair şu konuşmayı yapar.

Sosyalistler her şeyden önce bilmelidir ki, ekonomik bağımlılık veya bağımsızlık, sosyal kölelik veya özgürlükle ilintilidir… İşçiler kapitalistler tarafından nasıl boyunduruk altına alınmışlarsa, kadın da erkek tarafından öylesine boyunduruk altına alınmıştır ve ekonomik özgürlüğüne kavuşmadığı sürece de öyle kalacaktır… Kadın işçiler kadının özgürlüğünün ayrı değil, büyük sosyal sorunun bir parçası olduğundan tamamen emindirler. Bu sorunun bugünkü toplumda hiçbir zaman çözülemeyeceğinin, ancak toplumun köklü değişiminden sonra bunun mümkün olabileceğinin de bilincindedirler… Kadının özgürlüğü, tüm insanoğlunun özgürlüğü gibi, yalnızca emeğin sermayenin boyunduruğundan kurtulmasıyla mümkün olacaktır.”

1910 yılında Danimarka’nın Kopenhag kentinde toplanan 2. Enternasyonale bağlı kadınlar toplantısında, Almanya Sosyal DemokratParti önderlerinden Clara Zetkin, bu yangında yaşamını yitiren 129 kadın işçi anısına 8 Mart gününün Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak kutlanmasını önerir.

Söz konusu yıllarda neredeyse hiçbir ülkede kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmemiştir. Bu sebeple, pek çok ülkede eş zamanlı kutlanacak bu günün temel olarak kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmesi için bir mücadele günü olarak düzenlenmesi karara bağlanmıştır. Bu gün, dünyanın neresinde olursa olsun kadınlara uygulanan sömürü ve baskıya karşı mücadeleyi yükseltme amacını taşıyordu. Kadınların seçme ve seçilme hakkını alması, kadın-erkek eşitliğinin sağlanması ve, bütün dünya kadınlarının ortak mücadele ilkelerinin başında yer almaktaydı.Uluslararası anlamda ilk emekçi kadınlar günü 19 Mart 1911’de düzenlendi. Avusturya, Danimarka, Almanya ve İsviçre’de gösterilere katılan ön binlerce kadın seçme ve seçilme hakkının yanı sıra kadınlara iş ve mesleki  eğitim verilmesi, çalışma alanlarında kadınerkek eşitliği sağlanmasını talep etti Kadın hakları hareketini, özellikle oy hakkını onurlandırmayı amaçlayan Kadınlar Günü önerisi oy birliği ile kabul edildi. 1975 yılında Dünya Kadınlar Yılı’nı ilan eden Birleşmiş Milletler Örgütü, 16 Aralık 1977 tarihinde 8 Mart’ın tüm kadınlar için Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanmasını kararlaştırdı. Kadınlara eşit hakların verilmesinin Dünya barışını güçlendireceği kabul edildi.Böylece 8 Mart, dünyada kadınların yüzyıldır yürüttüğü özgürleşme mücadelesinin kutlandığı ve kadınların güncel taleplerinin ifade edildiği bir gün haline geldi.

Türkiye’de ise 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü ilk kez 1921 yılında “Emekçi Kadınlar Günü” olarak kutlanmaya başlandı. 1975 yılında kurulan İlerici Kadınlar Derneği ve devrimci,sosyalist kesimlerce8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü ilk kez yaygın olarak ve sokaklarda kutlanmaya başlandı. İKD, her yıl 8 Mart’ta pek çok kentte kitlesel etkinlikler düzenledi. İnsan Hakları temelinde kadınların siyasi,sosyal ve ekonomik bilincinin geliştirilmesini tanımaktır 8 Mart tüm dünyada kadınların eşitlik özgürlük ve daha huzurlu yasama isteklerini dile getirdikleri çok özel bir gündür Yılın sadece bir günü kadınları hatırlamak onların aile ve toplum üzerindeki değerlerini ön plana çıkarmakla onların hak ettiği kazanımlar ödenmiş olmaz

Eşitlikten söz ederken bunu uygulamalarda göremiyoruz Örneğinsiyaset idare ve toplumun diğer alanlarında kadınlara gereken fırsatlar verilmemiştir. Kadın haklarını insan haklarından ayrı tutmak mümkün değildir Kadın hakları ile savunulan kadınların ayrıcalıklı haklara sahip olması değil sadece insan oldukları için her yerde ve herkes için geçerli haklara sahip olmasıdır.Kadınların eğitim sağlık siyaset ve toplumun her alanında özgür ve aktif olarak görev almalarına fırsat verilmelidir.

Dünya Ekonomik Forumu (WEF) “Küresel Toplumsal Cinsiyet Uçurumu Raporu”na göre Türkiye 145 ülke arasında cinsiyet eşitliğinde 130. sırada. Toplumsal cinsiyet eşitliğinde en önde gelen ülkeler sırasıyla İzlanda, Norveç, Finlandiya. En son sırada ise Yemen, Pakistan ve Suriye yer alıyor. 24 Ekim 1975 de İzlanda” da kadınların %90 Kadın erkek eşitliği adına eylem yaptı ve tüm ülkede hayat durdu.ilk kadın başkanı İzlanda” da seçildi. Dünyadaki en yüksek cinsiyet eşitliği oranına sahip ülke konumundadir.

 Hala günümüz de Amerika ve gelişmiş ülkerde kadınlar erkeklerle aynı koşullarda çalışmıyor ve emeklerinin karşılığını alamıyorlar.Almanya da eşit koşullarda çalışan kadın; erkek cinsine oranla maalesef %21 oranın da daha az düşük ücret almaktadır.

 Dünyada ne kadarşeriatla yönetilen ülke varsa, o kadar çeşit de şeriat modeli var. Her modelde özü hiç değişmeyen bir kural var ki; Şeriatın gölgesindeki kadın hep 2.sınıf, hep öteki cins, hep mal hükmünde.Afganistan”da 1992″de iktidara kökten dincilerin gelmesiyle, kadınların sahip olduğu sosyal, ekonomik ve kültürel haklar bakımından çok daha geriye gidilen bir dönem başladı.Sonrasında ise 1996- 2001 arasında iktidarda kalan aşırı dinci Taliban dönemi kadınlara karşı resmen savaş ya da cihat ilan etti.

 Afrika,da kadın olmak içinde ayrı bir bedel ödemek gerekiyor.Afrika, da ve bazı Ortadoğu ülkelerinde her yıl 3 ila 12 yaş arasında milyonlarca küçük kız çocuğu bu vahşete maruz kalıyor. Erkek egemen toplumun dayattığı, fakat kadınlar arasında sessiz sedasız halledilen bir pratik.

Nüfusunun yüzde 49, 8’inin kadın olduğu Türkiye, dünyada cinsiyet eşitliğinde bir hayli geride. Dünya Ekonomik Forumu (WEF) “KüreselToplumsal Cinsiyet Uçurumu Raporu”na göre Türkiye 145 ülke arasında cinsiyet eşitliğinde 130. sırada AKP Partisi ile birlikte Türkiye bir Yüzyıl geriye gitmiştir. Yasama Yürütme ve Yargının tek elde toplandığı ülke de kadın olarak  yaşamak toplumun herkademesinde zorlaşmaktadır. Devlete bağlı Diyanet İşleri Bakanlığı bünyesindeki din görevlilerin kadının giyiminden tut evlilik yaşının 6 kadar indirgemesi konusunda verdiği beyanlar kadınları çileden çıkarmaktadır.

Buna bağlı olarak devleti ve dini arkasına alan aynı zaman da Ataerkil toplum dayatmasını aşamayan erkekler kadınlara şiddete, haksızlığa ve zulme devam ediyor. Ve maalesef toplumda o kadar yozlaşma var ki, 3 yasındaki bir kız çocuğunun bedeni bile sadece seks objesi olarak görülerek acımasızca tecavüz edilerek ölümüne sebep olunabiliyor. Bu sözün bittiği yer değil, tam da sözün başladığı yer olmalı. Anneler, Kadınlar ayağa kalkmalı.Kendi vücuduna, kendi onuruna ve özgürlüğüne sahip çıkmalı. Bu memlekette bir devlet görevlisi “tecavüze uğrayan kadın doğursun, devlet bakar” dedi. 18.yıldan beri ülkeyi gerici, faşist, erkek egemenliği zihniyetiyle yöneten AKP iktidarı döneminde bugüne kadar yüzlerce kadın yaşamın yitirdi.Bugün bu cinayetler halen sistematik olarak devam ediyor.Şiddete başvuran taciz ve tecavüz suçlarını işleyen ve her türlü silahı kullanarak kadınları öldüren vahşi beyinli kişiler AKP“nin bu gerici ve erkek egemen anlayışıyla hazırladığı yasalar ve mahkemeler tarafından korunuyor. Bu demek oluyor ki, AKP iktidarı bilinçli bir şekilde şiddeti, tacizi, tecavüzü kadınların ve transların öldürülmesini meşrulaştırıyor.

 Devlet ve Dinin, Kadının üzerinden ellerini çekme zamanı geldi, AKP Hükümetinin gidişi biz Kadınların elinden olacak.diye umutla sesleniyorum.

Dinci (Gerici) faşist iktidar ve faşist devlet, dışarda, Irak’tan Yunanistan’a Yemen’den Suriye’ye ve Kuzey Afrika’ya (Libya’da olduğu gibi)  kadar olan geniş coğrafyada ya bizzat savaşıyor ya da savaşı kışkırtıyor. Suriye, de iç savaş henüz başlamamışken dinci  (gerici) faşist çeteleri toplayıp organize eden, arkasından savaş alanına süren yine bu dinci faşist iktidar ve faşist devletti. Halkların direnişi kadınların emeği ile zaferle sonuçlanacaktır.

Savaşlarda tecavüz, toplumdaki geri namus anlayışıyla iç içe geçerek ‘düşmanın onuruyla oynamanın’ en önemli silahı haline geliyor. Vietnam, Bosna, Çeçenistan, İran, Irak, Suriye ve daha nice savaşlarda ön binlerce kadın tecavüze maruz kaldı ve kalmaya da devam ediyor.

Kadın olmak ister savaşta, isterse kaçıp sığındığı mültecilik durumunda erkek egemen anlayışın karşısında ezilmek,sömürülmek, tecavüze uğramak, şiddet görmek, fuhuşa sürüklenmek, yoksullaşmak ve öldürülmek anlamına geliyor

Bir materyal gibi görülen, her türlü özgürlüğü sınırlandırılan ve git gide hayattan daha da soyutlaştırılmaya çalışılan Biz Kadınlar!

İşi sorulduğunda çalışmıyorum diyen fakat mesaisi 7 gün 24 saat süren ev kadınları; evden ise koşuştururken çocuğunu nereye bırakacağını dert eden işçi kadınlar; gün ışığından gece hayat bitene kadar süren mesailerin ardından yorgun argın döndükleri evlerinde yemek, ütü, bulaşıkla çalışmaya devam etmek zorunda kalan emekçi kadınlar; bir yandan ocaktaki yemekle uğraşırken bir yandan büyük şirketlerin parça işlerini üreten ev işçisi kadınlar; toprağı elleriyle bereketlendiren aile işçisi köylü kadınlar; tecavüz, taciz tehdidiyle sokağa çıkmaktan alıkonulan, kahkahası, doğurması, oturması, kalkması, giyinmesi, sevmesi, bakması, konuşması tabulaştırılan Kadınlar…

 Kısacası sokakta, toplumda, hayatta sözleri dikkate alınmayan, yerleri önceden belirlenmiş, yaşam sınırları çizilmiş tüm Kadınlar... Böyle olmak zorunda olmadığını birbirimizden öğreniyor, birlikte güçleniyoruz.

Kadınlar yakın geçmişimizde de Gezi Direnişi“nden Rojava „ya mücadele ettiler, ediyorlar ve etmeye devam edecekler.Kadınlarımız Clara Zetkin“lerden Rosa Lüksemburg, Mirabel kardeşler Zarife Hanım, Barbara Anna Kistler, SakineCansız ve şuan ismini sayamadığımız nice kadından aldığı bilinçle yaşamı Özgürlük mücadelesini“ ilmek ilmek örmeye devam ediyorlar.

Unutulmamalı ki 8 Mart, kadın hareketinin kendi renk, ruh veözgünlüğüyle “Ekmeğin ve Gülün” elde edileceği bir yaşamın mücadele günüdür.

Her günün 8 Mart ruhuyla bir mücadele günü olarak görülmesi, her anın kadın mücadelesi ile anlam bulması demektir… İşçi kadınların insani çalışma koşulları için başlattıkları isyan; kadınların adalet, eşitlik, barış, özgürlük, arayışının miladi oldu.”

Emek herkesindir, çalışmak, gülmek, eğlenmek herkesindir.İnsanca yaşamak herkesindir.

 

  • 8 Mart her istediğini yapabilmek değil istemediğin şeyleri yapmamak demektir.
  • 8 Mart zorla evlendirilmemek demektir.
  • 8 Mart tecavüz edilmemek, öldürülmemek demektir.
  • 8 Mart çiçek almayı değil, hakkını emeğini almak demektir.
  • 8 Mart sömürüsüz bir dünya da ötekileştirmeden, seks objesi olarak görülmeden insanca yaşamak demektir.

 Bir küçük maviden sonsuz bir gökyüzü çizebiliriz örneğin. Ya da bir yeşilden kocaman bir orman yaratabiliriz. Toplumsal baskı ile sindirilen olmasak; yürekten istediğimizde, her şeyi başarabilecek güçteyiz biz emekçi kadınlar.

 Yürürken biz, sayısız ölü kadın da yürür bizimle…

Ve bizim şarkımızda duyulur yaşlı çığlıkları ekmek için. Küçük hünerleri, sevgiyi ve güzelliği bilirdi onların kahirli ruhları.

Evet kavgamız ekmek için, ama güller için de.

Zeliha Altuntaş

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir