Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

ALEVİ KADINLAR “YOL”UNU ARIYOR

-Rojda Yıldırım-
Biz kadınların üzerinde tartışmamız gereken bir konuda Alevilikteki can felsefesidir. Alevi inancı kendi toplumsallığını “Can” üzerinden oturtur ve “can” diye hitap eder. Böylece Alevi toplumu toplumsal eşitlilik temelinde can cana olarak, “hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için” mantığı içinde paylaşımcı yani komün bir tarzda yaşamayı esas alır. Dolayısıyla Alevilik “eşikten geçildiği andan itibaren herkes can’dır” der. Yani Can felsefesinde cins kimlikleri önemsizleşir, insan kimliği öne çıkar. Burada “önemsizleşir” derken anlamsızlaşır anlamında değil, kadın erkek eşitliğine, insan da “Bir olma” ilkesine dikkatimizi çeker. Özü itibariyle özgülükçü, eşitlikçidir. Aleviliğin en anlamlı hakikatlerinden biri kuşkusuz Can olma yaşayışıdır. Ancak pratik karşılığı veya güncel yaşanan sorunlar Can olma haline uymamaktadır. Alevi toplumsallığı kendi tarihsel kökleriyle buluşma mücadelesi verirken aynı zamanda yeniden “can” olmak içinde mücadele vermektedir. Reel durum Aleviliğe bulaştırılan cinsiyetçiliğin veya ataerkil kültürün daha baskın olma gerçekliğidir. Bu anlamda her Alevi kadını ve erkeği ne kadar can olma ilkesine göre yaşamaktadır sorusu can alıcılığını korumaktadır.
Alevilikte toplumsal cinsiyet tartışmaları mevcut durumuyla oldukça sorunludur ve geridir. Bu durum sadece erkekler açısından değil, kadınlar açısından da böyledir. Handikap Alevi kadınların büyük oranda özgürlükle kurduğu bağın sorunlu olmasından kaynaklanmaktadır. Kendini büyük oranda özgür ve gelişmiş gören kadın gelişmeyi durduran kadındır. “Ben iyiyim, şuna buna göre daha ileriyim, özgürüm, rahatım” diyen kadın özgürlükten vazgeçmiş kadındır. Bu anlamda Alevi kadınlarında yaşanan bu özgürlük yanılsaması Alevilikte ki ataerkil yönlerin sorgulanmasını da engellemekte, yolun kadın yüzünü zayıf ve görünmez kılmaktadır. Ya da bu durum salt söylemde kalmaktadır. Alevilik ve ataerkillik ya da toplumsal cinsiyetçilik tartışmalarında daha cesur ve radikal yüzleşmemizi bekleyen güncel, tarihsel derin sorunlarımız bulunmaktadır. Bu anlamda yapılacak tartışmalar “alevilik özünde bir kadın inancıdır” söylemlerinin de altını dolduracaktır. Aksisi oldukça yüzeysel bir yaklaşımı açığa çıkaracaktır, ki mevcut durumda yaşanan bu yaklaşımdır. Alevilik cins olarak kadına dair iddialı özgürlükçü söylemlerini pratikte de altını doldurarak tarihsel geleneği yeniden güncellemiş de olacaktır.
Örneğin Alevi derneklerinde ya da Alevi hareketinde kadının ciddi bir emeği olduğu halde görünür olmaması ya da siyasal Alevi hareketinde Alevi kadın temsiliyetinin neredeyse parmakla sayılması, kadınların pratiğe rağmen kaba anlamda “ev kadını” kimliğine haps edilmesi oldukça sorunludur ve Aleviliğin kadına dair radikal söylemlerin inandırıcılığını zedelemektedir. Bu tarz bakış açıları Alevilik felsefesine olan yabancılaşmanın da düzeyini ortaya koymaktadır. Can olma ilkesini kurumsal anlamda red eden bir zihniyet açıktır ki ataerkildir, cinsiyetçidir, gericidir.
Dolayısıyla “hak alınmaz kazanılır” ilkesi herkesten daha fazla biz kadınlar için canalıcıdır. Alevilik inancını olduğu gibi korumak yada kabul etmekten ziyade Aleviliğe bulaştırılan ataerkil kültürü göz önünde bulundurarak burada da mücadele etmemiz gerektiği gerçeğini göz önünde bulundurmak zorundayız. Yanlış giden bir şeyler varsa elbetteki bu Aleviliğin de özüne terstir ve mücadele edilerek, Öz’e dönüşü sağlayarak Aleviliğe en büyük katkıyı sunmuş oluruz. İnanın Alevilik dıştan yapılan saldırılarla değil kendi içindeki zaaflı yönlerini aşarak ayakta kalabilir. Kendi içinde zayıf, sorunlu, kendi yoluna ters bir mantaliteyi yaşatan bir inanç zaten her türlü darbeye açıktır. Ancak örgütlü, eşitlikçi, özgür bir Alevilik bütün ideolojik ve soykırım temelli saldırılar karşısında ayakta durabilir ve her seferinde daha da güçlenerek çıkar. Dolayısıyla Yol ancak kadın üzerinden düzeltilebilir. Kültür kadın üzerinden aktarılır. Alevilik eşitlikçi, özgür bir toplumsallık olarak yaşamak istiyorsa kadının aynasından kendine bakmayı yeniden başarmak zorundadır.
Yol eğer kadın da zedelenmişse yeniden kadının hakikatinde inşa etmek bu süreçte yapacağımız en anlamlı özgürlük çalışması olacaktır. Alevi toplumsallığının diğer yarısı olan erkekler ise “biz de ayrım yoktur” söylemine sığınma kolaylığına düşmeden toplumsal cinsiyetçilik ve ataerkillik tartışmalarına daha cesur katılarak özgürlük inşasında daha ilkeli yer alabilmeyi yolun gereği olarak görmelidir. İşte o zaman “can olma” felsefesinde daha rahat ve özgürce buluşabiliriz.
Her türlü kapitalist dejenerasyona ve Ortadoğu dini faşizmine karşı Alevilik ancak tarihsel özünde taşıdığı özgürlük, eşitlik, adalet, bireyciliğe karşı toplumsallık, egemenliğe karşı ortakçılık, komünalite gibi değerlerini yaşatarak aydınlanmacı iddiasını koruyabilir. Tarih bir kez daha Ortadoğu’nun ortaçağında Alevilere tarihin aydınlık yüzü olma misyonu yüklemiştir. Bu da ancak kadının özgür toplumsallığıyla mümkün olacaktır.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir