Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

BABAMANSURLU SEYİD NESİMİ

Anadolu medeniyetlerin buluştuğu yer, mekan edindiği mezopotamya coğrafyası pirlerin beşiğidir. Pirlik, toplumları ilim ile bütünleştirilmesinden olacak ki felsefi bir bakışıda kendi eğitim, kültür ve inancında yaşatarak geçmişten geleceğe  aydınlık yolu güzargahından ödün vermemektedir. Tabir  kunlanılırsa ilim-alim, kendine, toplumuna sahip çıkmakla yükümlü, ziyandan, zülümden, hazsızlıktan, hırsızlıktan uzak kalmaktır. Bu toplum, yaşamına rehberlik eden inaçla ve toplumun öğelerini birbirinden ayırmaz. Geçmişten bu güne kadar aile, toplum ve kurumların içinde cinsellik farkı gözetmeksizin veya varlığını, doğurduğuna sahip çıkarak, koruyarak temelini oluşturan saygının yanında, gerektiğinde reisi olarak kabul edebilme cesaretini göstererek kadınları sınıfsallaştırmaktan kaçınmıştır.  Bu ruhun en güzel simalarından Pir Sultan Abdal, Hacı Bektaşı Veli, Mevlana Celaleddin Rumi inanç felselerinde, kadının toplumdaki yerini ve toplum ilişkilerinde yerini önemsemiş her defasında eșit mesafelerde kabul etmiştir.

Kısacası kimilerine gore Alevi, kimierine gore Kızılbaş, kimine köre Zaza, kimilerine göre Kürt, kimilerine gore Türk, kimine göre Anadolu kavimlerin sahipsiz toplumu, kimilerine göre medeniyetlerin Ocağı, kimilerine göre Ehl-i Beyt, kimilerine göre ise adı olmayan sömürülmüş bir bağımlı topluluktur.

Yani, birileri Türkleştiriken, birileri Araplaştımaktan geri kalmıyor. Birileri Kürtleştirerek, birileri Siileştirmekten geri kalmıyor. Birileri koministleştirerek kimileri Sosyalistleştirmekten geri kalmıyor. Kimileri aydın, ilerici, demokratlaştırarak, kimileri “Mum söndü”lerle çirkinleştirmekten geri kalmıyor. Çekişmeler inanç doruğunda yaşarken, inançların farklılığına tahammülleri olmayan inançlardan şiddet, katliam, sindirme, eǧitimlerle silme, asimilasyonlarla bitirme, dilini-kültürünü-inancını tanımayarak fetvalarla tahrik ve ölümlerini cennetle özleştirerek imkan tanıyorlar.

Böyle bakışların olduğu toplum ve milletlerin hüküm sürdüğü topraklarda veya coğrafyada binlerce yıl yaşayarak gelebilen, egemen zihniyetinden kurtulabilmiş değildir. Oysaki birey ve toplum kendi yaşantısını başka birey ve toplumların yaşamlarıyla irdeleyerek inançlarının inançlara duşmanlığını, kürtürlerinin kültürlerce sömürgeciğine karşı duruşu benimsemesidir. Bir toplumun varlığını kendinden üstün göremeyen kişi ve toplumlar olarak, sömürülmüş toplum ve inançlarıda bağrımızda büyütmenin veya yaşatmanın inancıda olması gerekmektedir. Çünkü; yaşam ve ölme inaçlarında, yaratanın yaratılıșları olduğunu kabul görmekten geçmektedir.

İnsan bilinci bunu görebilme şansına sahip olduğu taktirde çıkarlar, din tüccarlığı, inanç sömürgeciliği yaparak, insanları, toplumları bin yılların cehaletine götürmek isteyen mega tezgaylarla, halkın beyinlerinde bir virüs olarak çalışmaktadırlar.  Günümüzün insanını 2000 yıl öncesine, düşlerini silmesine, ideallerini setlerle durdurmaya çalışarak surlarla avlularda hapsetmektedirler. Kişiyi tek tipleştirerek toplumlar yaratmaktadırlar. Yani, beyinler komanda ile yürütülmek istenmektedir.

Baba Mansurlu Seyid Nesemi, hayatını hiç bir zaman batıl inanışlarla bağdaştırmamıştır. Seyid Nesemi, “Erzincan’ın Mamağatun ilçesi´nin dere köyünde 1860 yılında dünyaya gelir. Babası Seyid Hasan, annesi Ana Fidan’dır. Birde kız kardeşi vardı, adı Hanım Ana´dır. 7 yaşında iken babasını kaybeder. Annesi Fidan Ana Erzincan´da varlıklı biriyle evlilik yapar. Bu evlilikte kocasını kaybederek üçüncü evliliǧi Muhundu Șöbek köyünde yapar. Varlıǧını burada yitirir. Seyid Nesemi 12 yaşına kadar amcası Seyid Hüseyin´in yanında kalır. Genç dinamik ve erdemliğe adım atarken Amcası Seyid Hüseyin, İstanbul´a gitmesini önerir.  1890´da Istanbul a gider. O zmanalar II. Abdülhamit zamanıdır. Kimilerine göre erişmeyen ve toplum üstü duygu  inancıyla çevreyisini etkiler. Bundan hoşnut olmayan insanlar tarafından şikayet edilir. II. Aldülhamit huzuruna kadar çıkar.

 

Şöyle rivayet edilir. Seyid Nesemi, II. Abdülhamite, “Ben Baba Mansur´luyum, Baba Mansur  El Seyid Veli´nin oğlu, El Seyid Veli´de Abdullah oğlu, El Seyid Abdullah´da Imam Bakır´ın oğlu şeklinde Imam Bakır Imam Zeynel´in oğlu, Imam Zeynel Imam Hüseyin´in oğludur. Ben Seyid´im” diyor.

Sonra eylemleriyle inadırarak memleketine dönüş iznini alır. II. Aldülhamit tarafından bir kaç hediye verilerek memlekti Erzincan/ Kemah’ın  Çat Mağara köyündeki taliplerin yanına gider.

“Orda Baba Mansur Ocaǧı´ndan Seyid Şahismail’in kızı Sosun Ana´yla evleniyor. 1893´de buraya yerleşerek yaşamaya devam ediyor. “Çat Mağara köyünde kendisini çok seven talibi Kerim Ağaya misafir olurlar. Kerim Ağa kendisine hazırladığı evin ihtiyaçlarını görerek bu köye yerleşmeye ikna eder. Bu köyde iki kızları dünyaya gelir Elif ve Hüsniye Ana, ancak eşi Sosun Ana beş yıl sonra Hakka yürür 6-7 yaşındaki iki yavru yetim kalır. Seferberlik dönemi, Osmanlı Rus savaşları, Ermeni ayaklanması gibi çok büyük baskı ve savaşlar altındaki halk kırımdan korkarak göçe zorlanır.” (Abdullah Bilgili)

1900´larda Maraş/Elbistan/Beştepe köyünde bes yıl kaldıktan sonra tekrar Çapaçur üzerinden Çat/Mağara köyüne hakka giden eşi Sosun´u ziyaret eder. Ordan Hınıs/Kosan köyüne Sewuş Ağa´nın yanında kalır. Yanında iki kız çocuğu olan Seyid Nesemi, zor şartlarla  boğuşur.  Burada kendinin evlenmesi gerektiğini isteyen taliplerin etkisiyle Kureşanlı Seyid Hüseyin´in kızı Fidan Ana ile evlenir. Fidan Ana’dan Şahriban Ana, Fadima Ana ve Ali Baba dede dünyaya gelirler.

Ölen şinden olan kızları Elif ve Hüsniye Ana evlenmiş,  yeni eşinden Şahriban, Fadime Ana ve Ali Baba dede artık büyümüşlerdi. Şahriban Ana Kosandaki taliplerinden biri tarafından kaçırılmıştı. Pir Seyid Nesemi bu duruma çok üzülmüştür, burdan göç etmek istemiştir. 1940´da burayı terkederek Varto/Reqasan (İçmeler) köyüne yerleşiyor. Ölümüne kadar burada hayatını burada devam ediyor.

Varto yöresinin sayılan ve sevilen Baba Mansur pirlerinden Seyid Nesemi türbesi Içmeler (Reqasan) köyündedir. Seyid Nesemi, hayatını mürşitleriyle ve mürşitlerin peşinde giderek geçirmiştir. Baba Mansur evlatları olarak bilinir bu Seyid torunlarıdır. 

 

 KISACA BİR TARİHÇESİNE BAKALIM

Baba Mansur Ocağı hakkında yine bu Ocağın yaptığı çalışmayla bilgi verelim.

[“11.yüzyılda bir çok aşiret ve toplulukla birlikte Anadolu’ya geldiği tahmin edilen Baba Mansur ve evlatları, Bağın kasabasının Çelegas bölgesinden Muhundu’ya (Nahala Kare-Kardere) geldiği söylenmektedir.”

“Türkmenistan’ın Hormek Şehri’nden 12 kabile ile beraber gelip Hınıs Mansur Bağın Kalesi denilen şimdiki adı Muhundu Darıkent beldesine yerleşmiştir. Gelen kabileler içerisinde büyük bir çoğunluğu kendi talipleriydi. Rivayete göre Hacı Kureyş ayıya biniyor elinde canlı yılan Baba Mansur’a doğru yürüyor, bunu gören Baba Mansur duvar örüyormuş, duvara biniyor ve duvarı yürütüyor. Hacı Kureyş ben canlıyı yürüttüm, sen cansızı yürüttün deyip elini öpüp ikrar veriyor ve talip oluyor.”

“Baba Mansur’un Seyid Mahmut, Seyid İbrahim ve Seyid Kasım evlatlarından kimler hangi koldan nerelere dağıldıklarına ilişkin sıralama aşağıda gibidir. Seyid Haydar’dan evlat yoktur. Baba Mansur ve evlatlarının Anadolu’ya gelişlerinden sonra ilk yerleşim yerleri ve buradan göç ettikleri köyler şöyledir.”

“Seyid Mahmut´un  yedi tane evladı oluyor.

1-) Seyid Ahmet evlatları (Karer)

2-) Seyid Maksut ve Seyid Mahmut evlatları

3-) Seyid Şahverdi evlatları

4-) Seyid Birim (İbrahim) evlatları

5-) Seyid Hasan evlatları

6-) Seyid Mahmut evlatları

7-) Seyid Süleyman evlatları

 

  1. Sırada yer alan Seyid Hasan´dan alarak Reqasa (İçemler) köyüne kadar gelmektedirler.

Seyid Hasan evlatları:

1-) Seyid Hasan kolu, Reqasa (İçmeler) köyü

2-) Seyid Abbas  kolu, Sivas, Zara, Pazarcık, Kurugöl köyü

3-) Seyid Süleyman kolu, Sivas Zara Culfaali köyü

4-) Seyid Mahmut ve Seyid İsmail kolu, Erzincan Kemah Dereköy (İncedere) köyü

5-) Seyid Ali Kolu, Tunceli Ovacık Tokmak köyü”]

(Kaynak: Baba Mansur Ocağı,  Abdullah Bilgili)

 

Daha sonraki dönemlerde değişik yerlerde gezen ve yerleşerek devam ederek Varto yöresine kadar gelerek yerleşen Seyid Nesemi burayı mekan olarak bulmuş ve kalıcı kalmıştır. Bu kalıcılığı özellikle köy ağası olan Gedug  Ağa ve Oğlu Mehmet Ağa kolaylık sağlamışlardır. Bir zamanlar Musa Gedik ailesinin evi verilerek kalması sağlanmış daha sonra kendisine ev yapılarak yerleşmiştir.

1940´da köye geldiği ve yerleştiği  bilinmektedir.  Burada yaşarken bütün köylerle ilişkisini sürdüren kişiliği kendisine itibarı sağlamış. Gittiği yerlerde söz ve duruşuyla güven vermiş, sayılıp sevilmiştir. Bazen konuşmama ve konuştuğu sözlerle de bölgede itibar edinen kişiliği halen devam etmektedir.

Bir gün Varto/ Kovık (Oğlakçı) Köyü Cıbo´nun evinde toplanıyorlar. Haydar bey´dir, Kerim bey ve Varto Kaymakamı Salih bey Seyid Nesemi´ye soruyor:

“Seyid Nesemi aleviler mi, Türkler mi, Kürtler mi  iyi Hiristiyanlar mı iyi?”

Seyid Nesemi:

“Iyiler İyidir, burada seçim yok. Kim iyise o iyidir.”

Bunu Kerim efendi anlatıyor. Kerim efendi Erzurum, Çat kazasının Mağaran köyündedir. Mağaran ile Has köy arasıda bir saattir. Has köy Tercana bağlıdır.

Bu sözünden dolayı mezarın türbesinde “İyiler İyidir” sözü yazılmıstir. Not: asıl sözü

Ölümünde kendisinin önerdiği yere defnedilerek bir konuşması vesile dolmuştur.

Yine son günlerinin farkına varan Seyid Nesemi rahatsızlanmış. Bunu gören İçmeler köy ağası Mehmet Ağa, yanına vararak;  `Ne diyorsun Piro?´ Pir Nesemi; ´Ben bir şey söylemiyorum. Artık günümüz (ölümümüz) gelmiş, günlerimiz dolmuş, ben ölecem. Beni şu tepede gömün ve dua edinki toprak bizi kabul etsin, dışarıya atmasın.´  Buna dayanmayan Mehmet Ağa ağlayarak elini öper. `Piro biz mi sana dua edelim?´ Pir Nesemi diyorki;  `Tabi!  Dua edin, dua edin. Nasıl Pirin duası geçerli ise talıplarında o kadar geçerlidir´ der.

İşte bu vasiyet üzerine  şimdiki Türbesi  yerine defnedilir. 1948´de hakka gider ve vasiyetine göre defnedilir.

Seyid Nesemi´n ölümü, Kasıman´lı (Köprücüklü)  M.Şerif  Fırat´ı çok etkiliyor ve M. Şerif Fırat yazdığı şiirinde Ocak 1948´i yansıtıyor.

 

1948 yılın ocak ayı

Nesemi Sultanın yandı ocağı

Reqasan köyünde hanın durağı

Ne köylerde gezmiştik bir zaman

Ben olmuştum onun ilmine hayran

Nesemi göçmüştür fani dünyadan

– Şiir : M. Şerif Fırat

Ali Kızılgedik

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir