Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

Alevilik o denli zor açıklanabilir bir inanç ki, her kime sorsanız hep değişik yanıtlar alırsınız (5)

– Araştırmacı Yazar Sadık Erenler / S.Erenler@web.de

Sorgulanan İmam Ali’nin Mazlumların Önderi Olması ve 12  İmam Kültü’nün Alevilerce Kabulü

15-20 sene önce Aleviler arasında Ali‘li Alevilik veya Ali‘siz Alevilik gibi bir konu asla tartışılmazdı. Aleviler okudukça, araştırdıkça o güne değin kendilerine söylenilenlerin  doğruları içermediğini görüp sorgulamaya başladılar. Sosyal Medya’da, Cemevlerinde, hatta Alevilerin yoğun yaşadığı mahallelerde bu tür tartışmalar yaşanır oldu.

Anne ve babalar dedelerden ne duymuşlarsa onları dlleri yettiğince çocuklarına aktarmaya özen göstermişlerdi. Dedeler de  Aleviliğin tarihsel süreci konusunda ne biliyorlarsa talipleri ile bunu paylaşmışlardı. Aleviliğin yazılı edebiyatı Ozanlarımızın, Sadıklarımızın deyişleri, nefesleri, duazımamlarıydı. Ama bunların  zahiri (dışsal, görünen) anlamları değil batıni (İçsel, görünmeyen) anlamları Aleviliğin gerçek özünü yansıtıyordu,  bilinmesi, özümsenmesi gereken de bunlardı. Bu bilinçte Alevi de çok değildi. Alevi Ocakları da eğitim konusuyla fazla ilgilenmiyorlardı.

Alevilik üzerine kitaplar okundukça, kafalar karışmaya, yeni yeni sorular beyinlerde oynaşmaya başladı. Ali, Ali nezdinde de Ehlibeyt, yani 12 İmamlar sorgulanmaya başlandı. Sorgulamak güzel bir adımdı. Yaşanmış bir yalan varsa, doğrular öğrenilip yaşanmalıydı. Sıkıntılı bir süreç de böylece başlamış oldu. Ben bu sürece  Alevilerin Alevilik bilincinin yükselmesi süreci diyorum. Yani Aleviler okuyup araştırarak bilgisini bilince taşıdı. Edinilen bilinç de sorgulamayı doğurdu. Alevilik bilincinde her inanca saygı vardı, baskı yoktu, dışlama yoktu, hor görme yoktu, cana katletme yoktu. Tevazu vardı, hoşgörü vardı, insana insan olma temelinde bakılıyordu. Karşısındakinin insan olması bir Alevi için saygıyı hakediyordu, onun neye, nasıl inandığı, hangi renkte, hangi dilde ve hangi dinde olduğu da önemli değildi. Önemli olan da insan oluşuydu, Hakk’ın bir parçası oluşuydu. Bu bağlamda Alevilik, içindeki Ali, Ehlibeyt kültü, Alevilik felsefesi özüyle değerlendirilerek yargılanma noktasına taşındı. Alevilik felsefesi gereği yapılanlar ile yapılmayanlar masaya yatırılıp tek tek sorgulandı. Ehlibeyt namaz kılıyordu, Alevilikte namaz yoktu. Ehlibeyt camiye gidiyordu, Aleviler camiye gitmiyordu. Alevilikte Ramazan orucu yoktu, Ehlibeyt Ramazan orucunu tutuyordu. Alevilik her canı kutsal sayar, değerlerine de saygı gösterirdi. En başta da cana kıyılmazdı. Ali ise başka inançtan olanları kılıç zoru ile İslam’a çekmeye çalışmıştı.   Mademki Alevilik; her inanca saygıyı temel alıyorsa, Ali neden İslam adına kafalar koparmıştı. Alevilik‘deki Ali, bizim Ali miydi?  gibi sorular ile Ali sorgulanır oldu. Onların İslam’ın her koşulunu yerine getirenler olarak, biz Aleviler neden onlar gibi inanmıyorduk? Ozanlarımız da günümüzdeki Aleviler gibi İslam’ın hiç bir koşulunu yaşamlarında uygulamamışlardı, ama deyişlerinde, nefeslerinde 12 İmamlar hep vardı.

En fazla Ali sorgulanır oldu. Ali mi yanlış yapıyordu namaz kılarak? Aleviler mi yanlış yapıyordu namaz kılmayarak. Ali mi  yanlış yapıyordu Ramazan orucu tutarak? Aleviler mi yanlış yapıyordu Ramazan orucu tutmayarak? Ali mi yanlış yapıyordu camiye giderek? Aleviler mi yanlış yapıyordu camiye gitmeyerek? Bu örnekleri daha da çoğaltabiliriz. Önemli olan Alevi bilinci doğruyu saptasın ve yerini, yolunu bilsin. Acaba biz Ali’yi İslam içindeki misyonundan arındırarak Alevilik felsefesine uygun bir Ali mi yaratma çabasındaydık? Bunun üzerinde kafa yormamız gerekiyor. Ehlibeyt içinde sorgulanmayan tek imam da Kerbela’daki duruşundan dolayı İmam Hüseyin’dir. Sorgulanmayacak da. Çünkü 19 yıl boyunca Muaviye’ye biat etmeyip muhalif kalarak mazlum halkın umudu olmayı sürdürmüştür. Son demde halife Yezit’in ordularına karşı Kerbela’da ortaya koyduğu  onurlu duruşunu „Zalimin zulmüne karşı durmamak mazluma yapılacak en büyük kötülüktür“  şiarıyla sürdürüp savaşarak başını vermişti. Ama onun da Kerbela’ya, açıkcası Küfe’ye gidiş sürecini de sorgulamak gerek ve nedenlererine de bakmak gerek.

Bu konuların dedeler tarafından insanlara anlatılması gerekiyor. Tarihsel Ali ile Mitolojik Ali’nin tanıtılması gerekiyor ki, Alevilik özgürce bir soluk alsın.

Bu bağlamdan baktığımızda son dönemlerde sıkça sorulan sorulardan bir tanesi de yukarda detaylıca yazmış olduğum gibi Ali ile ilgili olanıdır. Kafaların netleşmesi için asıl gerçek ne ise, kıvırmadan, bükmeden anlatılması gerekiyor. Bir Alevi olarak İslam’ın içindeysek  Ali ile bir sorun yaşamıyoruz, yani bir sorun yok demektir. İslam’ın  içinde değiliz diyorsak, neden ozanlarımızın deyişlerinde, nefeslerinde, şiirlerinde Ali ismi zikredilmekte?  Hem Ozanlarımız hangi Ali’yi anlatmaktalar? İslam cengaveri Ali’yi mi, yoksa mazlumun yanında olan Ali’yi mi? İnsanlarımız 50 yerde elli yanıtla karşılaşıyorlar. Daha doğrusu, her kafadan bir ses çıkıyor, hatta  Ali üzerinden gerekli gereksiz tartışmalar yaşanıyor. Herkes kendince haklı nedenleriyle konuya yoğunlaşmaya, ne ne değildiri sorgulamaya özen gösteriyor. Yani, herkes doğrunun peşinde. Peki, doğru olan nedir? Doğruya varmak için hangi süreci, hangi tarihsel koşulu analiz etmeliyiz ki varılan nokta da doğru olsun.

Bu nedenle; İmam Ali’nin günümüz Alevilerince tarihsel koşullardan arındırılarak yeniden değerlendirildiği bir süreci de yaşamaktayız. Ali’nin  Alevilik için sembolik bir değeri olduğu varsayılsa da tarihin akışı içinde değerlendirilmeye alındığında karşımıza bambaşka bir Ali kimliğinin çıktığı da görünür bir gerçektir. Peygamberin amcaoğlu ve damadı olan, İslam Şeriatı için kılıç sallayan, İslamın 4. Halifesi olan ve İslam Alemi için „Allah’ın Arslanı“ olarak tanınan Ali, Alevilik tarihine girdiğinde bu sıfatlardan kendini arındırmış olabiliyor mu?  Yıllar önce tartışılması dahi düşünülmeyen bu konu günümüzde, genellikle de Sosyal Medyada tartışılmadığı bir  gün dahi geçmiş  olmuyor. Ali’nin toplumda kabul görme anlayışı da yeni bir zemine doğru kaymaya başlıyor. Kati olarak Ali’siz Alevilik olmaz diyenlerin yanısıra, sevgi inancını temel alan, insanı en kutsal varlık kabul eden, bir karıncayı dahi incitmekten çekinen Alevilik’te  İslam’ı dört dörtlük  yaşayan böyle bir Ali olmaz düşüncesini savunanlar da çıkıyor. Bu ikilemli düşünceler de Alevilik içinde  giderek yoğunlaşıyor.

13.yüzyıldan başlayarak Ozanlarımızın nefeslerinde, deyişlerinde İslami bir renk görülmese de Ali’den bahsedilmesi söz konusudur. Ali ile zikredilen bu bakış açısı, dolayısıyla  Şeriatçı bir Ali’den mazlumun yanında olan bir Ali Kültüne dönüşmesi 21. Yüzyıla kadar gelindiğinde de tartışmaların odak noktası olmaktadır.

Ben, tarihsel bilgilerin ortaya dökülerek oradan çıkacak olan Ali görüntüsünün Alevilik adına ne anlama gelebileceğini süzmeye çalışacağım. Kabul görür, görmez, tabi onu bilemem, ama bunun gerekli olduğunu düşünmekteyim. Bir ismin çeşitli sıfatlara garkedilerek Aleviliğin tarihsel yapısını, duruşunu  bozmasına,  bozması düşünülmese de, bizi çekeceği istemediğimiz mecralara sürüklemesinin bu inanca zarar verecek boyutlara varmasını hiç mi hiç istemeyiz. Bu perspektiften yola çıkarak geriden başlayıp süreci yürüyerek bugüne varmaya çalışmanın gerekli olduğunu düşünmekteyim..

Ali’nin mazlumların önderi, eli Zülfikarlı değil, tahta kılıçlı, Arap Ali değil, halktan, Hakk‘tan yana noktasına hangi koşulların getirdiğine  bakmamız onun daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır. Biraz tarihsel Ali’yi tanıyalım şimdi.

Aşk ile…

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir