Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

IŞIKLAR İÇİNDE UYUNULMAZ/KENDİNE ÖZGÜN ALEVİLİKTE “Mümine ya Ali” DENMEZ! ve DERSİM ORMANLARI

– Nadir Sayın-
Her canlı cansız uyanıktır. Heleki bir Alevi daim hareket helindedir; “Semah Dönüyordur” Pirine, Güneşe, Ay’a Yıldıza, atmosfere, yağmura, yaşa, dağa niyaz ediyordur.

Heleki o canımız, eğer “kamil insanlık” Yol’unda öğretisi nefsini arındırarak yürümüşse, “Hakk’a Uğurlandıktan” sonra demliyordur.
Topraktan ışığını alıyor, veriyordur kendi ışığını Toprağa.

Can, Toprak Anasıyla buluştuğunda “Sırrın” sırını birlikte düşünüyordur ve derin muhabbete dalmıştır: “Nasılsın, nicedir bu Yol’da gidersin, taş mı olacaksın, kuma mı karışacaksın, bir köke ilham mı saçacaksın, çiçek mi açacaksın? Yoksa bir gönülden aşk bitip diğerine aşk saçıp bir bedende can mı bulacaksın?”

Buyurun ulemalar, teologlar, yüce dinlerin büyük efendileri, kocaman kocaman holding ve abdestli-abdestsiz büyük güçlü emperyal devletlerin büyük imparatorluk, saraylı, yüce meclisli dev başkanları!!
Gelin buna bir nebze cevap verin..

“Allah bilir, “Got büyüktürden” başka onların da vereceği bir yanıt yok.. Yani onlarda da “Işıklar içinde uyumaya” devam etmekteler ki o ne ışık! Onların ışıktan anladığı dahi “kar” etmek! Onların bu “dogmatiği” ve “egoizmi” aşamayan güdülerinden dolayı dünyayı Allah’ları ve Got’larıyla cehenneme çevirmiş durumdalar.

Tabii odakları “İnsan gönenci” “Doğa Dengesi” ve evrendeki tüm canlılara yetecek gereksinimli üretimi paylaşma/paylaştırma ne niyetleri ne de amaçları yok ki! Bulamazsınız!

Üstelik insan, emek ve emekçi, ışığı, suyu, toprağı dahi sömürmekteler; vergilendirmelerinde, zehirlemelerinde gerekirse ormanları dağı-bağı delik-deşik edip, bombalayıp, yakıp-yıkıp, kendi karlarına bana bana bana, tek tek teke yürüyüp koştuklarından, adamlar ayrıca, gittikçe robotlaşmaktalar. Gözleri dolardan, ranttan, kin-kibirden, düşmanlar yaratmaktan başkasını görmüyor.

Bunlar ki sahip oldukları güç ve teknoloji ile yakında robotlaşmış mümin ve kullarını da fabrikalarda üretmeye mutlaka devasa projeler hazırlayıp yürürlüğe her an için koyabilirler! Bu zihniyetleri ile gittikçe insani vasıflarından, sevgi-aşktan uzaklaşarak ve “kutu-teneke” olarak toprağa gömülme merasimlerine/ayinlerine ve sürecine (bu gidişle) muhtemelen yakında da başlarlar ki hiç şaşmamak gerek.

İşte ondadır ki bizim gönül gözü ve akıl süzgecinde dilini yoğurmuş/yoğuracak “dede”, “mümini” ağzına hiç alabilir mi?
Nihayetinde o vahşi abdestli kapitalist artıklarının
oyunana gelip, üstelikte göz göre göre, kendi öz insanlık ile yoğrulması gereken toplumunun bireylerini şu “müminilik, ve “kullukla” kafaları yumaya hizmet edebilir mi?

Oysaki bizim can bedenden ayrılan ruhumuz o cansız bedeniyle belki karıncayla sohbet, kum tanecikleriyle güreşiyordur.
Bu haraketlik içinde ağaçların, yeşerecek bir fidan, çimen, çiçeğin köküne nefes mini mini varın elementindeki hücre ya da atom saçıyordur.
Kimlerin gönlünde mekan bulmuşsa ışığında o gönülde tıklıyordur.
Anılar, yaşanmışlıklar, yaşanacaklar, taşanmışlıklar, taşınacaklar dört naladır.

Onun içindir ki Işıklar içinde olmak:
– DEVİNGENLİKTİR.
– DÖNÜŞEME DÖNGÜDÜR.
– EYLEMDİR.
– SAÇAR, AÇAR, DÜŞER, KALKAR..
Ama Işıklar içinde ki UYUMAZ..

Onun içindir ki Kendine Özgün Alevilik ince iştir. “Tek Sözcüğü” dahi “edeb” der, insanın gül cemalinde ve dilinde titizlik ister.

Bu öyle bir inceliktir ki bunu şu örneklemeyle açıklamaya çalışayım. Geçenlerde bir yayında bir dedemiz bir gülbank nefeslerken: “Gerçeğe Hü , “MÜMİN ya ALİ” diyerek noktaladı.
Oysaki,
“Mümin!”, bir kulluktur! biz Aleviler mümin ve kul değiliz, ‘ İnsanız’.

Belki yüzyılları bulan kendilerini benzetmelerin baskısı ile haydi diyelim ki bu “mümin”e bir ezberlenmişlik, bir an farkındasızlığın yansıması. Eğer öyleyse tamam.. Ancak eğer o dede işte bu gerçeğe Hü çeken Alevinin hassasiyet “ince” denecek bu boyuta özen göstererek dilini özgün Alevinin dili ile buluşturamazsa, şahsım değil, siz bakın ona, -ki o dede gönülden “Semah Dönmüyordur”. Bir güçlü esen yalanın etrafında dönüyordur!
O dede dönse dönde ancak her rüzgarın estiği, kendini feodalite kalıntısından arındıramadığı ya da gücün veya asimilasyona talim eden ahalininin şekilcilikten ibaret bir inancın yönüne göre dönüyordur!

Onun içindir ki Piri, Mürşidi, Aşığı, Rehberi, Cemevi, Federasyonu, Yönetimi ve yol önderlerinin cümlesi birer YOL’a “Talip” olarak, “Işıkta Uyumuyor” gönülleri bu yolda bilinçli olmaya nefes alıyor ve nefes veriyordur.
Öğretisinden araştırma, sorma, sorgulama, insanı ve doğayı okuma ve “Delil” uyandırırken ya da Hakk’a Yürüdüğünde de “Işık saçıyordur”

Nedeniyledir ki bizim “Cennet Cehennemle” işimiz olmadığı gibi, Işık içinde uyumayız. Ancak ışık hızında haraket halindeyizdir bu “Alemde”.

Mekanımız eğer gönüllerde yer edinirse tamda aynı Pir Sultan, Nesimi, Yunus, Hallacı, Veysel, Mahzuni, Daimi… nicelerinin saçtıkları nefeslerle gönüllerde dahi ritimleriyle tıklamaktır!

Şimdi siz o miskinlerin, nihayetinde kulun kulu olmuş, tembel ve ışıkta dahi uyumaktan gönül gözünü açamaz hale gelenin neden tembelliğe, yani, bir başka dinin özü,kolu/beli kulluğuna soyunduğuna, kaymakamın, valinin rızalıksız sofrasına oturduğunu anlayabiliyor musunuz?

Şimdi siz neden “Dersin Yanarken” o kılı kıpırdamayanların, o miskinlerin, o zavallıların, HACE Pir Bektaş Velimizi baskı, Yanılsama/haydi öyle ola gelmişlik, diyelimki sembolik, işte ne olurda ona öyle hitap edilirmişlik ötesinde.. Fiilen ve uygulamada “HACI” ünvanıyla ve sahiden Hacca gitmiş gibi İstanbulda bilmem hangi “haramzadelerin” sistemin uşaklarının, parası ve nüfusu güçlülerin emrinde “Hacı Bektaş Veli” kutlamalarına gözleri “döner tabaklarında”, makamda, koltukla ve IŞIKLAR İÇİNDE UYUDUKLARINI, uyutulduklarını anlayabiliyor musunuz?

DERSİM ORMANLARI HAKK KERİMDİR!

Işıklar Yol’unuza akıl ve fikir de aydınlık, saçsın.
Hızırımız Doğamızın ve bizlerin yar ve yardımcımız olsun.

Sevgilerim,
Aşk-ı muhabbetlerimle.
Nadir Sayın
Aşk ile

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir