Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

PİRLERİN (Dedeler/Anaların) AÇMAZI 

-Nadir Sayın –

BAĞLI olmak, BAĞIMLI olmak!

Okuyarak, izleyerek, sanal alemden ama cemal cemale de yüzleri, binleri bulan pirler;dede/analar ve Yol Hizmetlileriyle tanıştım, söyleştim, nefeslerini denledim, cemlerine mihman oldum, muhabbetlerine katıldım, muhabbet ve söyleşi yaptım ve pek çoğuna niyaz eyledim, feyz aldım; ışık enerjileriyle vitaminlendim, gıdamı aldım.

Ki bu sürecim devam etmekte ve bu can bu bedende kaldığı sürece, göçene kadar da devam edecek. Göçtükten sonra da kim bilir; yeri gelecek kuşun gözüyle, güvercinin kanadıyla, karıncanın emeği, yoncanın vitamini,  kardelenin açması-güneşin ışını, Turnaların Semahı, Nesimi’nin gökyüzünden bakışı, Veysel Babamızın sadık yari “kara toprağını” sarışı/ekişi ve Yol’da ince uzun yürüyüşü, Hallacı’nın gülünden kokusu, Yunus’un Aşkı ile muhabbetlerimiz daimliğe dönüşecek.

Kendisini bir Yol Hizmetlisi olarak tam da o herkesin bildiği ve onun bilgeliği, öğretisi, hakkı ile postuna layık (-ki esasında Yol’a olan aşkıyla o da bir “talip” olduğunu gösterir ve kurduğu empati ile insanlık eşitliği yansıtan) en değerli Ana/Dedelerimizden tutalım, işte bir dede ocağından gelip, bir “aktif” Alevi talibinden on kat daha donanımsız, dedelerle de karşılaştım.

-Ki bu yazım her şeye karşın olumsuzlaşmayı, eleştiri olsun diye yermeyi, sıkıntı-sorunlardan dem vurmayı, biçeresizliği,  pesimistliği, yanmış-bitmiş, nadanlığı, asalaklığı ve benzeri analiz eden anlayışla olmayacak.

Olmayacak çünkü görebildiğim kadar kimi yazarlar/yazanlar (ehli Yol önderlerimize kadar) devamlı ve sadece sorun/olumsuzluklara, çıkmazlara, karalamalara, karamsarlıklara odaklanır analizleri, kitapları, irdeleme, sitemleri başta keşinin/yazarın, dedenin kendini (hissini anlatmasından) duyumsal çıkmazından, o duygusallıkta olanlarla yoğun duygusal paylaşımından  ya da *”egosunu” boşaltmaktan başkaca hiç mi hiç bir işe yaramıyor.

*Ego (“ego” da bedende denge kurması açısından önemli zihin katmanlarımızdan biridir ve belki ileride ayrı bir konu olarak ayrıca ele alırız”)

Özellikle kimi yazarların o “pesimistlik çemberinden” dem vurarak eğer gerçekten de gerçekçi bir soruna, yaraya değiniyorsa, ona çözüm, çıkış yolu ve bir alternatif sunmuyorsa maalesef yukardaki vurgulanan boyutta öteye gidemiyor ve genelde “dön babam dön bir çıkmaz kısır döngü içinde” dönüp duruyor.

Fransız filozofu Sartre’ın söylediği gibi: “İnsanların çıplak ayakla dolaştığı bir dünyada yazarın görevi roman yazmak değil ayakkabı yapmaktır.” Şeklinde bu ünlü sözden kendi demem o ki; yazar, çizer, önder, dede, ana iseniz sizin göreviniz çıplak ayakla gezmenin ne denli acı, yoksunluk, çaresizlik olduğundan dem vurmak, onu analiz etmek değil, insanların ayakkabı (kendilerinin) giyebilmesinde onlara örnek olmak, alternatif sunmaktır ve hatta çıkış yolu neyse onu birlikte yapmaktır. Bu kamil insan olmak, nefsi arındırmaktan, erkanları (Aleviliği) öğrenip uygulamaktan, zalime, haksızlığa, adaletsizliğe karşı durmak, savaşım vermekten geçiyor. Yani sadece Pir Sultan Abdal’ın işlevinde kendini onda özdeşleştirmek yeterli olmadığı, bizzat onun ötesinde her bir ana/dedemziin Pir Sultan Abdal olmayı pratiğine dökme duruşunda, karalığında ve eyleminde olması işte işlevinizin değerini, ederini ve etkisini ancak halkla, taliplerinizle, topluma uygulamasıyla göstergesi; an be an, gün be gün, her hafta, ay, yıl, gerekse asırlarca… Yoksa özellikle beş ila altı yüz yıldır bizi bize tarif edenlerden, bizi kendilerine benzetenlerden, asimilasyondan nasıl kurtuluruz?

Bizim,  “Biz” olmamızda bu iç dinamizmi yaşama geçirirsek ancak, o “kısır döngüden” kurtulabileceğimize inanıyorum.

Heleki halk yığınları olarak acı-yaralı, ağıdı ağırlıklı, tarihçesinde devamlı zulme uğramış ve kimileriin kulluk elbisesine ikna olmuş, manisi, ağıt yakarması derin, duası her adımda cümlesinde zikredilmiş, edilmekte olan bir toplumdan geliyorsanız onunla “duygudaşlaşma” yelpazesine çok çabuk kaptırıyorsunuz kendinizi, o “kısır döngüye” kapılmak, bir bilgisayar tuşuna basmak kadar kolay.

Kapılıp ağlayarak/sızlayarak, bağlanarak, bağımlı kakarak binlerce yıl zalimlerin devranını yürütmesine duygudaşlık bereberliği yaşatarak yaşayıp (daha doğrusu o insanliğın en kutsal doğa ile sentezlenen hazını, öğreti, bilgisini, birlik ve bütünlüğüne yaşamadan) yani “ölmüş olarak” toprağa karışıyorsunuz ki, bizde asıl olan “Ölmeden (kör nefsi=İd)öldürmek” gerçeğine ermeden toz oluyorsunuz…

Ve olan çocuğunuza, torununuza, halka, insanlığa, topluma ve doğaya oluyor.

Zalimler cirit atmaya, egemenliklerini sürdürmeye, yalanın kralı olarak insanları yönetmeye devam ediyor.

Evet yazı uzuyor ve uzun yazı (sözüm ona pek okunmuyor ya…) yelpazesine pek kapılmadan finale gidelim..

Pirlerimizin; dede/analarımızın açmazını aşmasının gizemi, sırrı ve biraz da müşkülatları BAĞIMLI ve BAĞLI olmak sözcüklerinin (KAVRAMLARININ) çok  ince bir ayrıcalığında yatıyor!

Bağımlı olmak, sorumsuzluk, sorumluluğu devamlı başkalarına yükleyen, banencilik, ezbercilik, etiksizlik, bir (üstün) güce meyil vermişlik, mitolojik olan hikayeyi gerçeği görerek nihayetinde çamurdan yaratılmışlığa itaate bağlanmışlık, ödleklik, yalvarıp-yakaran, inatçılık, nadanlık, sıkıntı sorunları genelde başkalarında gören-arayan, egoistlik, aşağılık hissine yatkın, isyankarlık, kompleksi ile agresif, sevgi, aşk sözcüklerini telafuz dahi pek etmeyen, yenilikten, eşitlikten, çağından, bölüşüm ve kardeşlik özgürlükten, kollektiflikten (işine gelmiyorsa) kaçan, öğrenmek için soru dahi formüle edemeyen… saymakla bitmez..

YOL’ a BAĞLI olmak, doğaya, varlara, insanlara empatiyi, tabii onun temel ilkelerini özellikle “kȃmil insanlığı” ve nefsi arındırmayı, ikrar, rızalık ve olmazsa olmaz aşkı, aşkla Yol’a turap olmayı yaşatır. Sorunları aşmanın çaresinin sorumluluğun başta kendisi olduğunu görür, mertir ve aynı zamanda iletişimlerinde işlevi güçlü insanlıkla, doğayla ve sezgisiyle yansıtır.

Evet ancak bizleri:

“Kişiyi kendime düşman sanardım

Nefsim bana düşman imiş bilmedim” Daimi babanın dizesinde kendini bulanlarla ancak gerçeğe,

ALEVİLİĞİMİZİN hakikatına götürebilir.

Bağlı olmak sorumluluktur her ama her şeyde.

Kendinde aramak, bulduğunu paylaşmak onu bize taşımaktır.

BAĞLI olan aktif taliptir, üyedir, dernektir, federasyon, konfederasyondur ve Yol’a önce kendi sorumludur!

Yol’a bağlı olan pirlerimize; dede/analarımıza, Yol hizmetlilerimize, yazar-çizerlerimize AŞK ola.

Aşk-ı muhabbetimle,

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.