Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

TARİHİN AYNASI: ALEVİ GÖZÜYLE BİRKAÇ AÇIDAN GÜNDEME BAKIŞ

– Hasan Subaşı-
( Alevi Yolu Dergisi )
Türbanın Üniversitelere sokulması, CHP tarafından yeniden gündeme getirildi. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, din ve vicdan özgürlüğü temelinde ele aldıkları türban sorununu çözmek istediklerini açıkladı. Yıllardır türbanı Üniversitelere sokmak için uğraşan AKP’den, CHP’nin bu önerisine hemen destek geldi. AKP’nin amacı belli, büyük oranda ele geçirdiği Üniversiteleri türban bayrağıyla tümden fethetmek. Bu konuyla ilgili Faşist MHP’de her iki partiyi destekleyeceğine yönelik bir açıklama yaptı. Bu gelişmeler, Üniversitelerin yakın bir zamanda kapılarını türbana ardına kadar açacaklarını gösteriyor. Din ve vicdan özgürlüğü temelinde türban sorununu çözeceğini açıklayan CHP’nin Alevi kökenli Genel Başkanı, Alevilerin hak ve özgürlüklerinin verilmesi için ne diyor? Bu konuda söyleyeceği bir sözü var mı? CHP, Aleviliğin yasaklanmasının, Alevi kimliğinin inkar edilip yok sayılmasının, İnanç kurumlarımızın kapatılmasının ve dolayısıyla da özgürce ibadet yapmamızın yasaklamasının baş sorumlusu olan bir partidir. Alevilere karşı uygulanan baskı, yasak, inkar ve hatta katliam politikalarını oluşturulmasında, CHP’nin önemli ve belirleyici bir rolü vardır!
Niye mi? Şundan; CHP devlet ile aynı yaşta olan bir partidir. Türkiye’yi uzun yıllar tek başına yönetmiştir. Geçmişte Alevilere karşı oluşturulan ve uygulanan politikaların hepsinin altında CHP’nin imzası vardır. CHP, Diyanet’i kuran bir parti olduğu gibi, şeriata asker yetiştiren İmam Hatip Liseleri’nin açılmasının da sorumlusudur. Aleviler buna rağmen sağcı partileri desteklemediler. ‘’Sosyal demokrat’’ bir parti olarak gördükleri CHP’yi destek-lediler. Bu koşulsuz destekten dolayı, CHP bizi hep ‘’ çantada keklik’’ olarak gördü.
CHP, Alevilere karşı oluşturup uyguladığı yasak, baskı, yok sayma gibi politikalarının öz eleştirisini vermelidir. Alevilerin hak ve özgürlük sorunların nasıl çözeceğin açıklayarak, bunu gündeme taşımalıdır. Alevilerin CHP’ye desteklemeleri böylesi bir ön koşula bağlamalıdır! Aleviler artik CHP ile ciddi bir şekilde hesaplaşmak zorundalar. Koşulsuz destek verme anlayış kesinlikle terk edilmelidir.
Türban tartışması yalnızca Üniversiteler ile sınırlı olan bir tartışma değil. Farklı şekillerde bile olsa, İlk ve Orta dereceli okullar da, bu tartışmanın kapsamı içine sokulmak isteniyor. Milli Eğitim Bakanı, bu konular da biraz daha öne çıkarak, İlk ve Orta dereceli okullar da, kız ve erkek çocukların ayrı oturmaları gerektiğinden söz ediyor. Bakan, bu görüşlerini dillendirirken, bazı gazetelerin köşe yazarları da aynı yönde görüş bildiren yazılar yazıyorlar. Bunlara AKP iktidarının, Diyanet İşleri Başkanlığı ile birlikte oluşturmak istediği ‘’ Mahalle İmamlığını da eklersek, Türkiye’nin ‘’ İslam Cumhuriyeti’’ne doğru yol aldığını söylemek herhalde ki yanlış olmaz.
Tüm kamusal alanlar türbanlılara kapalı mı? Kamusal alanların hepsinin türbanlılara kapalı olduğunu söylemek doğru değildir. Diyanet İşleri Başkanlığı bir devlet kurumudur. Diyanete bağlı olan camilerde yasalara göre devlet kurumlarıdır. Yani hem Diyanet hem de camiler yasalar göre kamusal alanlardır. Türbanlıların bu kamusal alanlara girmelerinin önünde hiçbir engel yoktur. Demek ki kamusal alanların tümü türbanlılara kapalı değilmiş. Kapalı olan alanlarda ise yalnızca türbanlılar için değil, herkes için çeşitli şekiller de kılık kıyafet kuralları var.
Türkiye’nin gündemi yıllardır bilinçli bir şekilde türban ile meşgul ediliyor. Biz türbanı bir özgürlük sorunu olarak görmüyoruz. Türban, şeriatçıların siyasal İslam için kullandıkları bayraklardan birisidir! Üniversitelere sokulmasına kesinlikle karşıyız!
Türkiye, Sünnilerin sınırsız özgürlüğe sahip oldukları bir ülkedir! Türkiye ‘de, Sünni inancından olan halk kesiminin, din ve vicdan özgürlüğü bağlamında hiçbir özgürlük sorunu yoktur. Sünni halk kesimi dini açıdan sınırsız bir özgürlüğe sahiptir. Türbanlı kadınların bazı kamusal alanlara girememeleri, Sünni halkın özgür olmadığı anlamına gelmez. Hayatın içinde kimse onların türban takmasına karışmıyor. İstedikleri şekilde türbanlarını takabiliyorlar. İsteyen kara çarşaf bile giyebiliyor. Hatta Sünniler sokaklarda, caddelerde namaz kılacak kadar özgürler. Türkiye, okuldan daha çok caminin olduğu bir ülkedir. Sünnilerin İmam Hatip Liseleri, İlahiyat Fakülteleri, Kuran kursları, Diyanet İşleri Başkanlığı, devletten maaş alan İmamları var. Bu varlar listesini daha da uzatabiliriz. Ama gerek yok. Sünnilerin sonsuz bir inanç özgürlüğüne sahip olduklarının görülüp anlaşılması açısından bunlar yeterlidir.
Türkiye’de hep din ve vicdan özgürlüğünün var olduğu söylenir. Peki, bu özgürlük kimin için var? Bu söylem Sünni inancına mensup olan halk kesimi açısından doğrudur. Aleviler için ise gerçek olan söylenenin tam tersidir. Aleviler, Cumhuriyet’in kuruluşundan bugüne kadar hiçbir zaman kendi inançlarını özgürce yaşamadılar. Cumhuriyeti kuran kadrolar, Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın devam ettiği zorlu yıllarda Alevilere , ‘‘ Özgür olacaksınız‘‘ sözünü vermişlerdi. Hacı Bektaş Veli Dergahını ziyaret edip özgürlük sözü verenler, Kurtuluş Savaşı’nın zafere ulaşmasından birkaç yıl sonra verdikleri bu sözü unuttular. Yaptıkları anayasa da Aleviliği yok sayıp inkar ettiler. İnkar, dergahlarımızın ve benzeri inanç kurumlarımızın yasaklanıp kapılarına kilit vurulmasıyla birlikte, Aleviliğin yasaklamasına dönüştü. Bu yasakla birlikte pirlerimiz taliplerine gidemez oldular. Çünkü Cumhuriyet anayasasına göre pirlik veya dedelik yapmak suç teşkil eden şeylerdi. İmamlar Sünni kesimin dini önderleri olarak kabul görürken, Alevilerin pirlerine bu hak verilmedi ve pirlik yapmaları yasaklandı. Müslümanlar camilerinde özgürce namazlarını kılıp her türlü ibadetlerini yaparken, Aleviler kendi inançlarını inandıkları gibi yaşayamadılar. Cem Evi işlevi gören dergahlarımızın yasaklanmasıyla birlikte cemlerimizi de yasaklandı. Cemlerimizi gizli yapmak zorunda bırakıldık.
Türkiye’de Sünnilerin değil, Alevilerin özgürlük sorunları var! Türbanı din ve vicdan özgürlüğü temelinde ele alıp, Üniversitelerin kapılarını türbanlı kızlara açmak isteyen partiler, aynı duyarlılığı Alevilerin onlarca hak ve özgürlük talebi için niye göstermiyorlar? Türkiye’de inanç ve kimlik özgürlüğü sorunu olan toplum kesimlerinin en başında Aleviler gelir. Türkiye’ de Sünni veya Müslüman olduğu için horlana, aşağılana, baskı gören, hakarete uğrayan, çalıştığı iş yerinde kimliğini gizlemek zorunda kalan, dövülen, sövülen ve hatta öldürülen tek bir kişi var mı? Yok!
Peki, Aleviler açısından durum nasıl? Tam tersi. Devletin besleyip büyüttüğü şeriatçı ve ırkçı faşistler; ‘’ Ya Allah, Bismillah, Allahuekber’’ sesleri eşliğinde bizi Sivas’ta niçin yaktılar? Alevi olduğumuz için değil mi? Ayni nedenden dolayı başka şehirlerde de topluca katledilemedik mi? Edildik. Bu katliamlar, Türkiye’de Alevilerin yaşam haklarının bile güvence altında olmadığının tartışılmaz bir göstergesidir. Yaşarken camiye gitmeyen Alevi bir insanın, Hakk’a yürüdüğünde camiye götürülmek zorunda bırakılması mıdır din ve vicdan özgürlüğü? Alevilerin cenazelerini bile kendi inançlarının ritüelleriyle kaldırma haklarının olmadığı bir ülkede, din ve vicdan özgürlüğü adı altında Üniversitelerin kapıların ardına kadar turbana açmak, sahtekarlıktan ve ahlaksızlıktan başka bir şey değildir!
Dünyadaki tüm toplumlar cenazelerini kendi inanışlarına göre ve kendi inanç merkezlerinden kaldırma hakkına sahipler. Bu evrensel hukukun verdiği bir haktır. Aleviler bu haktan bile yaralanamıyorlar. Çünkü Cemevlerimiz ibadet yeri olarak kabul edilmiyor. Yasalara göre yasal ibadet yerleri olmayan Cemevlerimizden, cenazelerimizde yasa dışı bir şekilde kaldırmış oluyoruz. Diyanetin Kara Kadıları bu konuda da bir fetva yayınlarlarsa şaşmayalım. Cem evlerimizi ibadet yeri olarak görmeyenler bize,’’ dirinizde ölünüzde camiye gelecek’’ anlayışını dayatıyorlar. Hem Alevilere karşı böyle bir zorbalık yapıyorlar hem de kalkıp Türkiye de herkes için din ve vicdan özgürlüğü var olduğundan söz ediyorlar.
Bu yalanları dinlemekten bıktık artık. AKP’nin, CHP’nin ve diğer siyasi partilerin Genel Başkanları, Milletvekilleri ve yöneticileri ağız birliği yapmışçasına, türbanlı kızların türbanlarıyla Üniversiteler girememelerinin vicdanlarını rahatsız ettiğinden söz ediyorlar. Bunların vicdanlarını Alevilere yapılan zulüm niye hiç rahatsız etmiyor? Etmiyor çünkü zulüm yapanlar kendileri. Türkiye’ de bir Başbakan çıkıp, Cami Müslümanların ibadet yeri değildir diyebilir mi? Diyemez! Ama bizim Cemevlerimiz için bir Başbakan, Bakan, Diyanet Kadısı, Cami İmamı, Yargıç, Belediye Başkanı, Mahalle Muhtarı bu tür sözleri çok rahatça söyleyebiliyor. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Cem Evlerimize ‘’ cümbüş’’ yeri dediğini tüm Türkiye biliyor.
Aleviler son yıllarda, Türkiye’nin her yerin de Cemevleri yaptılar. Fakat buna rağmen başta Diyanet olmak üzere, hükümetler ve siyasi partiler halen daha Alevilere camiye gitmeyi ve namaz kılmayı dayatıyor. Bunu, ‘’ Müslümanların ibadet yerleri camidir’’ gerekçesinin arkasına sığınarak yapıyorlar.
Biz Aleviyiz! Bizim İnancımız ve yolumuz Alevilik! İbadetimizi kendi inancımıza göre yapıyoruz, yapmak istiyoruz. Cami Sünnilerin ve Şiilerin inanç merkezi, ibadet yeridir. Bizim inanç merkezimiz ve ibadet yapacağımız yer bellidir, Cem evi’dir!
Biz namaz kılmıyoruz. Biz Cem yapıp, semah dönüyoruz. Biz ezan okumuyoruz. Biz gülbank okuyup, deyiş söylüyoruz. Asırlardır Kızılbaşlığımızı yeşilleştirmek için uğraşıyorlar. Ama bir türlü başaramıyorlar! Asla da başaramayacaklar!
Peki, söylendiği gibi herkes için gerçektende din ve vicdan özgürlüğü varsa, bize niye zorla camiye gitmek dayatılıyor? Namaz kılmadığımız, İmamı inanç önderimiz olarak kabul etmediğimizi bilinmiyor mu? Bunlar çok iyi biliniyor. Buna rağmen bu dayatmalar bize niye yapılıyor? Bunun tek bir nedeni var, Alevileri Sünnileştirebilmek.
Türkiye Cumhuriyeti devletinin Anayasasın da yazılanlara bakılırsa, bize yapılanları suç teşkil eden şeyler. Ama biz bugüne kadar kimsenin böyle bir suçtan yargılandığını ne duyduk ne de gördük. Bu da gösteriyor ki, o anayasada yazanlar Aleviler için geçerli değil.
Türkiye’yi yönetenler ağızlarını her açtıklarında, Türkiye’de laik ve sosyal bir hukuk devletinin var olduğundan söz ediyorlar. Bu nasıl bir hukuk devleti? Alevi toplumunun haklarını vermemek için arabasın hep yokuşa sürüyor. Böyle bir devletin, laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğuna inanmak için aptal olmak gerekiyor.
Bu devlet Sünnilik üzerine kurulmuştur. Yani Sünni yapısı olan bir devledir. Böyle olmasaydı, Aleviler de Sünniler gibi inançlarını özgürce yaşarlardı. AKP iktidarının Alevilere yaklaşımı devletin bu yapısından bağımsız değildir.
AKP’nin ‘’Alevi Açılımı’’ politikası, bu söylediklerimiz boşa çıkartmaz. AKP’nin, Aleviliği kendi öz yapısıyla kabul etmek ve bu temelde Alevilerin tüm hakların eksiksiz bir şekilde vermek gibi bir anlayışı yoktur! AKP’nin ‘’Alevi Açılımı,’’ Aleviliği İslam’ın içinde eritebilmekten ibarettir! AKP, Alevileri Sünnileştirerek, kendi Aleviliğini ve kendi Alevi’sini yaratarak, hatta kendi ‘‘Ak Alevi örgütü’’nü kurarak‘’açılım’’ yapmak istiyor. SU TV Genel Yayın Yönetmeni tarafından kuruluş çalışmaları başlatılan ‘’ Demokratik Alevi Birliği Girişimi’’ bu yönde atılmış olan bir adımdır. Eğer kuruluşunu başarıyla gerçekleştirebilirse, AKP’nin ‘’ çakma Alevi örgütü’’ olacaktır. Bu, Aleviliği bitirmenin ve Alevileri Sünnileştirmenin başka bir yoludur. Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlanan bir Aleviliğin, Alevilik olmaktan çıkacağı açık olan bir şeydir. Aynı şey, Diyanet’in ‘’maaşlı memuru’’ yapılmak istenen dedeler içinde geçerlidir.
Devlet bugüne kadar hep Alevileri katletti. Fakat bu katliamlarla Alevileri Alevilikten kopartamadı. Bunu gören AKP, devletin yapmak istediğini başka bir yoldan başarıya ulaştırmak istiyor. Bu yol, asimilasyon katliamdır! AKP, ‘’ Alevi Açılımı’’ ile asimilasyon katliamını hayata geçirmek istiyor. Asimilasyon dünyanın her yerinde insanlığa karşı işlenen bir suç olarak kabul ediliyor. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın kendiside, Almanya gezilerin de asimilasyonun bir insanlık suçu olduğunu defalarca dile getirdi. AKP işte böyle ikiyüzlü bir partidir. Genel Başkanı Almanya da asimilasyonun insanlık sucu olduğunu söylüyor. Türkiye’de ise bu suçun adını ‘’Alevi açılımı’’ koyuyor.
Biz kendi inancımızın cellattı olacağımız bir ‘’özgürlük’’ istemiyoruz.‘’Alevi soslu’’ asimilasyona hayır diyoruz! Özgürlüğümüzün kayıtsız şartsız verilmesini istiyoruz!
AKP’nin Alevileri asimile etme politikasına alet olmak, Aleviliğe ihanet etmekle eş değerdedir!
Aleviler, Cumhuriyet’in tekçi anlayışıyla hesaplaşmak zorundalar! Aleviler özgürlüklerini elde etme mücadelesi yürütürken, Cumhuriyetin tekçi anlayışıyla da hesaplaşmak zorundalar. Yukarıda da vurguladığımız gibi, Aleviliğin yasaklaması ve buna bağlı olarak Alevilerin yok sayılıp inkar edilmeleri tek başına bugünün sorunu değildir. Bu yasak, yok sayma ve inkar etme politikalarının kökü, Cumhuriyet Devleti’nin kuruluş yıllarına dayanır. Cumhuriyet’in Alevilere karşı uyguladığı politika ile Yavuz Sultan Selim’in, Alevilere yaptıkları arasında öz olarak bir fark yoktur. Cumhuriyet Devleti, Dersim’ de on binlerce Kızılbaş’ı zalim Yavuz’un anlayışıyla katletmiştir. Aleviler bu konuda tutarlı olmak zorundalar. Söz Yavuz’dan açıldığında şöyle zalimdi, böyle zalimdi deyip, Yavuz’u aratmayacak bir zalimlik ile, Dersimi Kerbala’ya çevirenlere bir şey söylememek Alevilikle bağdaşmaz..
Cumhuriyet Devleti, Aleviliği yok sayıp yasaklamakla yetinmedi. Bunun yanı sıra Alevileri Sünnileştire bilmek için de politikalar oluşturdu. Bu politikalarını baskı, inkar, zulüm ve katliamlar eşliğinde hayata geçirmek istedi. Koçgiri ve Dersim katliamlarından Gazi‘ye uzanan kanlı katliamlar zincirinin örülmesinin temel amacı, Alevileri Alevilikten vazgeçirebilmekti. Devletin bu politikasını ideolojik özünü her zaman ‘’Türk – İslam Sentezi‘’ oluşturmuştur. ‘’ Ne mutlu Türküm diyene’’ anlayışıyla, Türk olmayan halklar yok sayılıp inkar edilmiştir. ‘’ Türk Milleti Müslüman’dır, resmi dini İslam’dır’’ anlayışıyla, başta aleviler olmak üzere farklı inançlara mensup olan halk kesimleri inkar edilip yok sayılmıştır. Bu ideolojik- politik anlayıştan dolayı, ‘’ Türk-İslam Sentezi,’’ Cumhuriyet’in kuruluşundan bugüne kadar adeta devletin dini olmuştur.
Alevilerin hak ve özgürlükleri anayasal güvence altına alınmalıdır! Alevilerin ve diğer halk kesimlerinin özgürlüklerini gerçek ve kalıcı bir şekilde elde edebilmeleri için, devletin bu tekçi anlayışı tümden ortadan kalkmalıdır. Buda ancak, özgürlükçü ve demokratik bir anayasayla olabilir. Mevcut olan anayasada yazan ‘’ herkesin din ve vicdan özgürlüğü vardır… Kimseye dini inancından dolayı baskı yapılamaz…’’ türünden söylemler içi boş laflardır. Alevilere yapılan baskı, zulüm ve katlımlar bunun en somut göstergesidir, ispatıdır. Aleviler artık bu içi boş ve Sünni kesimin özgürlüğünü garanti altına alan anayasa maddeleriyle kendilerini ‘’ avutmamalıdır.’’ Aleviliğin ve Cem Evlerimizin anayasal güvence altına alınması için mücadele etmelidir. Dergahlarımızın inanç kurumlarımız olarak bize teslim edilmesi, pirlerimizin Alevilerin inanç önderleri olarak kabul görmeleri, Alevi köylerine cami yapılmasının yasaklaması, Alevilerin tutukları Yas-ı Matem ve Hızır orucunun resmi olarak kabul edilmesi, zorunlu din dersinin kaldırılması ve Diyanetin lağvedilmesi gibi talepler bu mücadelenin merkezine konulmalı! Bu talepler, devletin Sünni yapısının çözülmesi ve demokratik bir Türkiye’nin inşası için çok önemlidir. Alevilerin özgürlük sorunları, özünde bir demokrasi sorunudur. Aleviler, halka dayalı bir demokrasinin yaşam bulduğu bir Türkiye’de ancak özgür olabilir. Özgürlüğümüzü direne direne kazanacağız! Tabi ki, bu haklı ve doğru taleplerimizi ortaya koymamız tek başına bizi özgürlüğümüze kavuşturmaz.
Bu taleplerimizi gerçekleştire bilmek için mücadele etmeliyiz. Yapılan Anayasa Referandum Türkiye’de yeni bir süreç başlattı. AKP, artık parçalı bir şekilde de olsa kendi düzenini kuruyor. AKP’nin kurmaya başladığı düzen bir Ebu Suud düzeni olacaktır. Böylesi bir düzende Alevileri, yeni Sivaslardan başka bir şeyin beklemeyeceği, açık olan bir şeydir. Alevi Hareketi, AKP’nin kurmak istediği bu zulüm düzeninin önünü ancak toplumsal demokratik bir direnişle kesebilir. Zorunlu din dersinin kaldırılması için yapılan kitlesel oturma eylemleri, toplumsal demokratik direnişin örgütlenmesi açısından atılmış olan önemli bir adımdır. Cem Vakfı gibi Hızır Paşa örgütlenmelerinin dışında ki, tüm Alevi kurumları bu eyleme sahip cıktılar, katıldılar. Eyleme beklenilen düzeyde bir kitlesel katılım oldu mu tartışmasını yapan canlarımız var. Tabi ki bunu da tartışmalıyız. Ama biz oturma eyleminin süreç açısından taşıdığı önemin ve eylemi değişik biçimler de nasıl sürdürüleceğinin üzerinde durulmasının daha doğru bir yaklaşım olduğuna inanıyoruz. Zorunlu din dersinin kaldırılması için başlatılan kitlesel eylemlilik sürecini: Asimilasyon insanlık sucudur! Asimilasyona hayır! Asimilasyonu durdurun, zorunlu din dersini kaldırın talepleriyle devam ettirebiliriz. Hepimizin çok iyi bildiği gibi, bizim ülkemizde en ufak demokratik bir hak bile çetin mücadele süreçlerinden geçilerek kazanılmıştır. Alevi hareketi, bu gerçekten hareket ederek alanlara çıkmalıdır. Hem AKP’nin kurmak istediği kanlı düzenin önünü kesmenin, hem de haklarımızı ve özgürlüğümüzü kazana bilmemizin yolu, hep birlikte toplumsal demokratik direnişi örgütlememizden geçiyor. Eğer bunu yapabilirsek, Türkiye’nin yüzü gerçekten de demokrasiye dönük olacaktır. Aleviler ancak, Laik ve Demokratik bir Türkiye’de gerçek anlamda özgür olabilirler. Toplumsal demokratik direnişi bu bilinçle örgütlemeliyiz!
– Hasan Subaşı-
( Alevi Yolu Dergisi )
Türbanın Üniversitelere sokulması, CHP tarafından yeniden gündeme getirildi. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, din ve vicdan özgürlüğü temelinde ele aldıkları türban sorununu çözmek istediklerini açıkladı. Yıllardır türbanı Üniversitelere sokmak için uğraşan AKP’den, CHP’nin bu önerisine hemen destek geldi. AKP’nin amacı belli, büyük oranda ele geçirdiği Üniversiteleri türban bayrağıyla tümden fethetmek. Bu konuyla ilgili Faşist MHP’de her iki partiyi destekleyeceğine yönelik bir açıklama yaptı. Bu gelişmeler, Üniversitelerin yakın bir zamanda kapılarını türbana ardına kadar açacaklarını gösteriyor. Din ve vicdan özgürlüğü temelinde türban sorununu çözeceğini açıklayan CHP’nin Alevi kökenli Genel Başkanı, Alevilerin hak ve özgürlüklerinin verilmesi için ne diyor? Bu konuda söyleyeceği bir sözü var mı? CHP, Aleviliğin yasaklanmasının, Alevi kimliğinin inkar edilip yok sayılmasının, İnanç kurumlarımızın kapatılmasının ve dolayısıyla da özgürce ibadet yapmamızın yasaklamasının baş sorumlusu olan bir partidir. Alevilere karşı uygulanan baskı, yasak, inkar ve hatta katliam politikalarını oluşturulmasında, CHP’nin önemli ve belirleyici bir rolü vardır!
Niye mi? Şundan; CHP devlet ile aynı yaşta olan bir partidir. Türkiye’yi uzun yıllar tek başına yönetmiştir. Geçmişte Alevilere karşı oluşturulan ve uygulanan politikaların hepsinin altında CHP’nin imzası vardır. CHP, Diyanet’i kuran bir parti olduğu gibi, şeriata asker yetiştiren İmam Hatip Liseleri’nin açılmasının da sorumlusudur. Aleviler buna rağmen sağcı partileri desteklemediler. ‘’Sosyal demokrat’’ bir parti olarak gördükleri CHP’yi destek-lediler. Bu koşulsuz destekten dolayı, CHP bizi hep ‘’ çantada keklik’’ olarak gördü.
CHP, Alevilere karşı oluşturup uyguladığı yasak, baskı, yok sayma gibi politikalarının öz eleştirisini vermelidir. Alevilerin hak ve özgürlük sorunların nasıl çözeceğin açıklayarak, bunu gündeme taşımalıdır. Alevilerin CHP’ye desteklemeleri böylesi bir ön koşula bağlamalıdır! Aleviler artik CHP ile ciddi bir şekilde hesaplaşmak zorundalar. Koşulsuz destek verme anlayış kesinlikle terk edilmelidir.
Türban tartışması yalnızca Üniversiteler ile sınırlı olan bir tartışma değil. Farklı şekillerde bile olsa, İlk ve Orta dereceli okullar da, bu tartışmanın kapsamı içine sokulmak isteniyor. Milli Eğitim Bakanı, bu konular da biraz daha öne çıkarak, İlk ve Orta dereceli okullar da, kız ve erkek çocukların ayrı oturmaları gerektiğinden söz ediyor. Bakan, bu görüşlerini dillendirirken, bazı gazetelerin köşe yazarları da aynı yönde görüş bildiren yazılar yazıyorlar. Bunlara AKP iktidarının, Diyanet İşleri Başkanlığı ile birlikte oluşturmak istediği ‘’ Mahalle İmamlığını da eklersek, Türkiye’nin ‘’ İslam Cumhuriyeti’’ne doğru yol aldığını söylemek herhalde ki yanlış olmaz.
Tüm kamusal alanlar türbanlılara kapalı mı? Kamusal alanların hepsinin türbanlılara kapalı olduğunu söylemek doğru değildir. Diyanet İşleri Başkanlığı bir devlet kurumudur. Diyanete bağlı olan camilerde yasalara göre devlet kurumlarıdır. Yani hem Diyanet hem de camiler yasalar göre kamusal alanlardır. Türbanlıların bu kamusal alanlara girmelerinin önünde hiçbir engel yoktur. Demek ki kamusal alanların tümü türbanlılara kapalı değilmiş. Kapalı olan alanlarda ise yalnızca türbanlılar için değil, herkes için çeşitli şekiller de kılık kıyafet kuralları var.
Türkiye’nin gündemi yıllardır bilinçli bir şekilde türban ile meşgul ediliyor. Biz türbanı bir özgürlük sorunu olarak görmüyoruz. Türban, şeriatçıların siyasal İslam için kullandıkları bayraklardan birisidir! Üniversitelere sokulmasına kesinlikle karşıyız!
Türkiye, Sünnilerin sınırsız özgürlüğe sahip oldukları bir ülkedir! Türkiye ‘de, Sünni inancından olan halk kesiminin, din ve vicdan özgürlüğü bağlamında hiçbir özgürlük sorunu yoktur. Sünni halk kesimi dini açıdan sınırsız bir özgürlüğe sahiptir. Türbanlı kadınların bazı kamusal alanlara girememeleri, Sünni halkın özgür olmadığı anlamına gelmez. Hayatın içinde kimse onların türban takmasına karışmıyor. İstedikleri şekilde türbanlarını takabiliyorlar. İsteyen kara çarşaf bile giyebiliyor. Hatta Sünniler sokaklarda, caddelerde namaz kılacak kadar özgürler. Türkiye, okuldan daha çok caminin olduğu bir ülkedir. Sünnilerin İmam Hatip Liseleri, İlahiyat Fakülteleri, Kuran kursları, Diyanet İşleri Başkanlığı, devletten maaş alan İmamları var. Bu varlar listesini daha da uzatabiliriz. Ama gerek yok. Sünnilerin sonsuz bir inanç özgürlüğüne sahip olduklarının görülüp anlaşılması açısından bunlar yeterlidir.
Türkiye’de hep din ve vicdan özgürlüğünün var olduğu söylenir. Peki, bu özgürlük kimin için var? Bu söylem Sünni inancına mensup olan halk kesimi açısından doğrudur. Aleviler için ise gerçek olan söylenenin tam tersidir. Aleviler, Cumhuriyet’in kuruluşundan bugüne kadar hiçbir zaman kendi inançlarını özgürce yaşamadılar. Cumhuriyeti kuran kadrolar, Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın devam ettiği zorlu yıllarda Alevilere , ‘‘ Özgür olacaksınız‘‘ sözünü vermişlerdi. Hacı Bektaş Veli Dergahını ziyaret edip özgürlük sözü verenler, Kurtuluş Savaşı’nın zafere ulaşmasından birkaç yıl sonra verdikleri bu sözü unuttular. Yaptıkları anayasa da Aleviliği yok sayıp inkar ettiler. İnkar, dergahlarımızın ve benzeri inanç kurumlarımızın yasaklanıp kapılarına kilit vurulmasıyla birlikte, Aleviliğin yasaklamasına dönüştü. Bu yasakla birlikte pirlerimiz taliplerine gidemez oldular. Çünkü Cumhuriyet anayasasına göre pirlik veya dedelik yapmak suç teşkil eden şeylerdi. İmamlar Sünni kesimin dini önderleri olarak kabul görürken, Alevilerin pirlerine bu hak verilmedi ve pirlik yapmaları yasaklandı. Müslümanlar camilerinde özgürce namazlarını kılıp her türlü ibadetlerini yaparken, Aleviler kendi inançlarını inandıkları gibi yaşayamadılar. Cem Evi işlevi gören dergahlarımızın yasaklanmasıyla birlikte cemlerimizi de yasaklandı. Cemlerimizi gizli yapmak zorunda bırakıldık.
Türkiye’de Sünnilerin değil, Alevilerin özgürlük sorunları var! Türbanı din ve vicdan özgürlüğü temelinde ele alıp, Üniversitelerin kapılarını türbanlı kızlara açmak isteyen partiler, aynı duyarlılığı Alevilerin onlarca hak ve özgürlük talebi için niye göstermiyorlar? Türkiye’de inanç ve kimlik özgürlüğü sorunu olan toplum kesimlerinin en başında Aleviler gelir. Türkiye’ de Sünni veya Müslüman olduğu için horlana, aşağılana, baskı gören, hakarete uğrayan, çalıştığı iş yerinde kimliğini gizlemek zorunda kalan, dövülen, sövülen ve hatta öldürülen tek bir kişi var mı? Yok!
Peki, Aleviler açısından durum nasıl? Tam tersi. Devletin besleyip büyüttüğü şeriatçı ve ırkçı faşistler; ‘’ Ya Allah, Bismillah, Allahuekber’’ sesleri eşliğinde bizi Sivas’ta niçin yaktılar? Alevi olduğumuz için değil mi? Ayni nedenden dolayı başka şehirlerde de topluca katledilemedik mi? Edildik. Bu katliamlar, Türkiye’de Alevilerin yaşam haklarının bile güvence altında olmadığının tartışılmaz bir göstergesidir. Yaşarken camiye gitmeyen Alevi bir insanın, Hakk’a yürüdüğünde camiye götürülmek zorunda bırakılması mıdır din ve vicdan özgürlüğü? Alevilerin cenazelerini bile kendi inançlarının ritüelleriyle kaldırma haklarının olmadığı bir ülkede, din ve vicdan özgürlüğü adı altında Üniversitelerin kapıların ardına kadar turbana açmak, sahtekarlıktan ve ahlaksızlıktan başka bir şey değildir!
Dünyadaki tüm toplumlar cenazelerini kendi inanışlarına göre ve kendi inanç merkezlerinden kaldırma hakkına sahipler. Bu evrensel hukukun verdiği bir haktır. Aleviler bu haktan bile yaralanamıyorlar. Çünkü Cemevlerimiz ibadet yeri olarak kabul edilmiyor. Yasalara göre yasal ibadet yerleri olmayan Cemevlerimizden, cenazelerimizde yasa dışı bir şekilde kaldırmış oluyoruz. Diyanetin Kara Kadıları bu konuda da bir fetva yayınlarlarsa şaşmayalım. Cem evlerimizi ibadet yeri olarak görmeyenler bize,’’ dirinizde ölünüzde camiye gelecek’’ anlayışını dayatıyorlar. Hem Alevilere karşı böyle bir zorbalık yapıyorlar hem de kalkıp Türkiye de herkes için din ve vicdan özgürlüğü var olduğundan söz ediyorlar.
Bu yalanları dinlemekten bıktık artık. AKP’nin, CHP’nin ve diğer siyasi partilerin Genel Başkanları, Milletvekilleri ve yöneticileri ağız birliği yapmışçasına, türbanlı kızların türbanlarıyla Üniversiteler girememelerinin vicdanlarını rahatsız ettiğinden söz ediyorlar. Bunların vicdanlarını Alevilere yapılan zulüm niye hiç rahatsız etmiyor? Etmiyor çünkü zulüm yapanlar kendileri. Türkiye’ de bir Başbakan çıkıp, Cami Müslümanların ibadet yeri değildir diyebilir mi? Diyemez! Ama bizim Cemevlerimiz için bir Başbakan, Bakan, Diyanet Kadısı, Cami İmamı, Yargıç, Belediye Başkanı, Mahalle Muhtarı bu tür sözleri çok rahatça söyleyebiliyor. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Cem Evlerimize ‘’ cümbüş’’ yeri dediğini tüm Türkiye biliyor.
Aleviler son yıllarda, Türkiye’nin her yerin de Cemevleri yaptılar. Fakat buna rağmen başta Diyanet olmak üzere, hükümetler ve siyasi partiler halen daha Alevilere camiye gitmeyi ve namaz kılmayı dayatıyor. Bunu, ‘’ Müslümanların ibadet yerleri camidir’’ gerekçesinin arkasına sığınarak yapıyorlar.
Biz Aleviyiz! Bizim İnancımız ve yolumuz Alevilik! İbadetimizi kendi inancımıza göre yapıyoruz, yapmak istiyoruz. Cami Sünnilerin ve Şiilerin inanç merkezi, ibadet yeridir. Bizim inanç merkezimiz ve ibadet yapacağımız yer bellidir, Cem evi’dir!
Biz namaz kılmıyoruz. Biz Cem yapıp, semah dönüyoruz. Biz ezan okumuyoruz. Biz gülbank okuyup, deyiş söylüyoruz. Asırlardır Kızılbaşlığımızı yeşilleştirmek için uğraşıyorlar. Ama bir türlü başaramıyorlar! Asla da başaramayacaklar!
Peki, söylendiği gibi herkes için gerçektende din ve vicdan özgürlüğü varsa, bize niye zorla camiye gitmek dayatılıyor? Namaz kılmadığımız, İmamı inanç önderimiz olarak kabul etmediğimizi bilinmiyor mu? Bunlar çok iyi biliniyor. Buna rağmen bu dayatmalar bize niye yapılıyor? Bunun tek bir nedeni var, Alevileri Sünnileştirebilmek.
Türkiye Cumhuriyeti devletinin Anayasasın da yazılanlara bakılırsa, bize yapılanları suç teşkil eden şeyler. Ama biz bugüne kadar kimsenin böyle bir suçtan yargılandığını ne duyduk ne de gördük. Bu da gösteriyor ki, o anayasada yazanlar Aleviler için geçerli değil.
Türkiye’yi yönetenler ağızlarını her açtıklarında, Türkiye’de laik ve sosyal bir hukuk devletinin var olduğundan söz ediyorlar. Bu nasıl bir hukuk devleti? Alevi toplumunun haklarını vermemek için arabasın hep yokuşa sürüyor. Böyle bir devletin, laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğuna inanmak için aptal olmak gerekiyor.
Bu devlet Sünnilik üzerine kurulmuştur. Yani Sünni yapısı olan bir devledir. Böyle olmasaydı, Aleviler de Sünniler gibi inançlarını özgürce yaşarlardı. AKP iktidarının Alevilere yaklaşımı devletin bu yapısından bağımsız değildir.
AKP’nin ‘’Alevi Açılımı’’ politikası, bu söylediklerimiz boşa çıkartmaz. AKP’nin, Aleviliği kendi öz yapısıyla kabul etmek ve bu temelde Alevilerin tüm hakların eksiksiz bir şekilde vermek gibi bir anlayışı yoktur! AKP’nin ‘’Alevi Açılımı,’’ Aleviliği İslam’ın içinde eritebilmekten ibarettir! AKP, Alevileri Sünnileştirerek, kendi Aleviliğini ve kendi Alevi’sini yaratarak, hatta kendi ‘‘Ak Alevi örgütü’’nü kurarak‘’açılım’’ yapmak istiyor. SU TV Genel Yayın Yönetmeni tarafından kuruluş çalışmaları başlatılan ‘’ Demokratik Alevi Birliği Girişimi’’ bu yönde atılmış olan bir adımdır. Eğer kuruluşunu başarıyla gerçekleştirebilirse, AKP’nin ‘’ çakma Alevi örgütü’’ olacaktır. Bu, Aleviliği bitirmenin ve Alevileri Sünnileştirmenin başka bir yoludur. Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlanan bir Aleviliğin, Alevilik olmaktan çıkacağı açık olan bir şeydir. Aynı şey, Diyanet’in ‘’maaşlı memuru’’ yapılmak istenen dedeler içinde geçerlidir.
Devlet bugüne kadar hep Alevileri katletti. Fakat bu katliamlarla Alevileri Alevilikten kopartamadı. Bunu gören AKP, devletin yapmak istediğini başka bir yoldan başarıya ulaştırmak istiyor. Bu yol, asimilasyon katliamdır! AKP, ‘’ Alevi Açılımı’’ ile asimilasyon katliamını hayata geçirmek istiyor. Asimilasyon dünyanın her yerinde insanlığa karşı işlenen bir suç olarak kabul ediliyor. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın kendiside, Almanya gezilerin de asimilasyonun bir insanlık suçu olduğunu defalarca dile getirdi. AKP işte böyle ikiyüzlü bir partidir. Genel Başkanı Almanya da asimilasyonun insanlık sucu olduğunu söylüyor. Türkiye’de ise bu suçun adını ‘’Alevi açılımı’’ koyuyor.
Biz kendi inancımızın cellattı olacağımız bir ‘’özgürlük’’ istemiyoruz.‘’Alevi soslu’’ asimilasyona hayır diyoruz! Özgürlüğümüzün kayıtsız şartsız verilmesini istiyoruz!
AKP’nin Alevileri asimile etme politikasına alet olmak, Aleviliğe ihanet etmekle eş değerdedir!
Aleviler, Cumhuriyet’in tekçi anlayışıyla hesaplaşmak zorundalar! Aleviler özgürlüklerini elde etme mücadelesi yürütürken, Cumhuriyetin tekçi anlayışıyla da hesaplaşmak zorundalar. Yukarıda da vurguladığımız gibi, Aleviliğin yasaklaması ve buna bağlı olarak Alevilerin yok sayılıp inkar edilmeleri tek başına bugünün sorunu değildir. Bu yasak, yok sayma ve inkar etme politikalarının kökü, Cumhuriyet Devleti’nin kuruluş yıllarına dayanır. Cumhuriyet’in Alevilere karşı uyguladığı politika ile Yavuz Sultan Selim’in, Alevilere yaptıkları arasında öz olarak bir fark yoktur. Cumhuriyet Devleti, Dersim’ de on binlerce Kızılbaş’ı zalim Yavuz’un anlayışıyla katletmiştir. Aleviler bu konuda tutarlı olmak zorundalar. Söz Yavuz’dan açıldığında şöyle zalimdi, böyle zalimdi deyip, Yavuz’u aratmayacak bir zalimlik ile, Dersimi Kerbala’ya çevirenlere bir şey söylememek Alevilikle bağdaşmaz..
Cumhuriyet Devleti, Aleviliği yok sayıp yasaklamakla yetinmedi. Bunun yanı sıra Alevileri Sünnileştire bilmek için de politikalar oluşturdu. Bu politikalarını baskı, inkar, zulüm ve katliamlar eşliğinde hayata geçirmek istedi. Koçgiri ve Dersim katliamlarından Gazi‘ye uzanan kanlı katliamlar zincirinin örülmesinin temel amacı, Alevileri Alevilikten vazgeçirebilmekti. Devletin bu politikasını ideolojik özünü her zaman ‘’Türk – İslam Sentezi‘’ oluşturmuştur. ‘’ Ne mutlu Türküm diyene’’ anlayışıyla, Türk olmayan halklar yok sayılıp inkar edilmiştir. ‘’ Türk Milleti Müslüman’dır, resmi dini İslam’dır’’ anlayışıyla, başta aleviler olmak üzere farklı inançlara mensup olan halk kesimleri inkar edilip yok sayılmıştır. Bu ideolojik- politik anlayıştan dolayı, ‘’ Türk-İslam Sentezi,’’ Cumhuriyet’in kuruluşundan bugüne kadar adeta devletin dini olmuştur.
Alevilerin hak ve özgürlükleri anayasal güvence altına alınmalıdır! Alevilerin ve diğer halk kesimlerinin özgürlüklerini gerçek ve kalıcı bir şekilde elde edebilmeleri için, devletin bu tekçi anlayışı tümden ortadan kalkmalıdır. Buda ancak, özgürlükçü ve demokratik bir anayasayla olabilir. Mevcut olan anayasada yazan ‘’ herkesin din ve vicdan özgürlüğü vardır… Kimseye dini inancından dolayı baskı yapılamaz…’’ türünden söylemler içi boş laflardır. Alevilere yapılan baskı, zulüm ve katlımlar bunun en somut göstergesidir, ispatıdır. Aleviler artık bu içi boş ve Sünni kesimin özgürlüğünü garanti altına alan anayasa maddeleriyle kendilerini ‘’ avutmamalıdır.’’ Aleviliğin ve Cem Evlerimizin anayasal güvence altına alınması için mücadele etmelidir. Dergahlarımızın inanç kurumlarımız olarak bize teslim edilmesi, pirlerimizin Alevilerin inanç önderleri olarak kabul görmeleri, Alevi köylerine cami yapılmasının yasaklaması, Alevilerin tutukları Yas-ı Matem ve Hızır orucunun resmi olarak kabul edilmesi, zorunlu din dersinin kaldırılması ve Diyanetin lağvedilmesi gibi talepler bu mücadelenin merkezine konulmalı! Bu talepler, devletin Sünni yapısının çözülmesi ve demokratik bir Türkiye’nin inşası için çok önemlidir. Alevilerin özgürlük sorunları, özünde bir demokrasi sorunudur. Aleviler, halka dayalı bir demokrasinin yaşam bulduğu bir Türkiye’de ancak özgür olabilir. Özgürlüğümüzü direne direne kazanacağız! Tabi ki, bu haklı ve doğru taleplerimizi ortaya koymamız tek başına bizi özgürlüğümüze kavuşturmaz.
Bu taleplerimizi gerçekleştire bilmek için mücadele etmeliyiz. Yapılan Anayasa Referandum Türkiye’de yeni bir süreç başlattı. AKP, artık parçalı bir şekilde de olsa kendi düzenini kuruyor. AKP’nin kurmaya başladığı düzen bir Ebu Suud düzeni olacaktır. Böylesi bir düzende Alevileri, yeni Sivaslardan başka bir şeyin beklemeyeceği, açık olan bir şeydir. Alevi Hareketi, AKP’nin kurmak istediği bu zulüm düzeninin önünü ancak toplumsal demokratik bir direnişle kesebilir. Zorunlu din dersinin kaldırılması için yapılan kitlesel oturma eylemleri, toplumsal demokratik direnişin örgütlenmesi açısından atılmış olan önemli bir adımdır. Cem Vakfı gibi Hızır Paşa örgütlenmelerinin dışında ki, tüm Alevi kurumları bu eyleme sahip cıktılar, katıldılar. Eyleme beklenilen düzeyde bir kitlesel katılım oldu mu tartışmasını yapan canlarımız var. Tabi ki bunu da tartışmalıyız. Ama biz oturma eyleminin süreç açısından taşıdığı önemin ve eylemi değişik biçimler de nasıl sürdürüleceğinin üzerinde durulmasının daha doğru bir yaklaşım olduğuna inanıyoruz. Zorunlu din dersinin kaldırılması için başlatılan kitlesel eylemlilik sürecini: Asimilasyon insanlık sucudur! Asimilasyona hayır! Asimilasyonu durdurun, zorunlu din dersini kaldırın talepleriyle devam ettirebiliriz. Hepimizin çok iyi bildiği gibi, bizim ülkemizde en ufak demokratik bir hak bile çetin mücadele süreçlerinden geçilerek kazanılmıştır. Alevi hareketi, bu gerçekten hareket ederek alanlara çıkmalıdır. Hem AKP’nin kurmak istediği kanlı düzenin önünü kesmenin, hem de haklarımızı ve özgürlüğümüzü kazana bilmemizin yolu, hep birlikte toplumsal demokratik direnişi örgütlememizden geçiyor. Eğer bunu yapabilirsek, Türkiye’nin yüzü gerçekten de demokrasiye dönük olacaktır. Aleviler ancak, Laik ve Demokratik bir Türkiye’de gerçek anlamda özgür olabilirler. Toplumsal demokratik direnişi bu bilinçle örgütlemeliyiz!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir