Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

BİRİNE BAK DİĞERİNİ GÖR SEBEP-SONUÇ İLİŞKİSİ

 

Bir devenin sırtı gibi ülkenin içinde bulunduğu durum

Neresi doğru ki?

Hangi konunun ucundan tutsak, hangi konuya değinsek, elimizde kalıyor. Olayların biraz başındayız, biraz ortasında, biraz da sonunda yer alıyoruz, ama tam ortasında yanmaya devam ediyoruz her şekilde de. Başımızdan ayak ucumuza kadar bulanmışız, yaktıkları ateşin külüne, istesek de istemesek de, içinde yer alsak da almasak da yakacaktır hepimizi. Ama bugün ama yarın….

Ülke yangın yeri çünkü. Gündem fazlasıyla sıcak.

Yaratılan şiddetin etkisiyle ülke yarılmış ve o yarıktan düşen düşene.

Düşmeyen kaldı mı ki?

Ekonomi çöktü. faturası, her zaman olduğu gibi yine halka kesildi. Yaratılan ekonomik boşluklar, üst üste yapılan zamlarla doldurulmaya çalışılıyor. Kendilerine biat eden, taraf olan zenginler daha da zenginleşti, fakir daha da fakirleşti. Ekonomik sıkıntılardan dolayı insanlar büyük bir bunalımın içine girdi. Ne yazık ki bu yükü kaldıramayanlar kendi canına, çocuklarının canına, ailesine kıydı. Son zamanlar da bu kayredici haberlere çok fazla uyanır olduk. Evin bir yerine iliştirilen bir kaç cümlelik notlar, bir hayat ve insanlık dersi taşırken, diğer yandan insanların getirildiği durumu özetler nitelikte. Son bir kaç gündür gelen acı haberler bu duruma örnek teşkil ediyor.

Yaşları 48 ile 60 arasında değişen; Cüneyt, Kamuran, Oya ve Yaşar Yetişkin kardeşler kapıya astıkları “içeri girmeyin, siyanür var”notuyla son anlarında dahi merhamet duygusunu insanlığın yüzüne bir tokat gibi çarparak, bu düzene de, sonsuza kadar elveda dediler. Tıpkı Antalya’da yaşayan

9 yaşında ki Ceren, 5 yaşında ki Ali Çınar, 38 yaşında ki anne Sultan ve 36 yaşında ki baba Selim Şimşek ailesinde olduğu gibi. Baba Selim Şimşek, 9 aydır yaşadığı ekonomik sıkıntılar sebebiyle 4 kişilik bir ailenin koca bir ömrünü bir kaç satıra sığdırarak ve çocuklarının ellerini tutarak eşiyle birlikte sonsuzluğa gitti.

Bu acı haberler ne ilk ne de son. İntihar eden; üniversite öğrencileri, küçük yaştaki çocuklar, atanamayan öğretmenler, ailesini geçindiremeyen nice anne ve babalar, yine bu acı tablonun birer parçası…

Peki ya, bu durumu yaratan noktaları, yükü, sebepleri kim üstlenecek ki?

Yetkililer mi, insanlık mı?

Hiç biri…

Bu ve bunun gibi bir çok sorunu ne üstlenecekler ne de nedenlerini ortadan kaldıracaklar.

Aksine üretim gittikçe yok oluyor, tüketim ise fazla. Fabrikalar kapatıldı, yerli sermaye yok edildi. Her şeyde dışa bağımlı hale geldi ülke. Tarım ve hayvancılık ortadan kaldırıldı. Çiftçi, üretim yapamaz, ürettiğini satamaz hale geldi. Yapılan şahşahlı yollar çöktü, cepler meteliğe kurşun attı zamlardan.Tarihi kaynaklar tahrip edildi, kurutuldu.Geçmişin zenginlikleri siyasi çıkarlar uğruna yok edildi. 50 yıllık ömrü olan baraj için 12000 yıllık bir tarih hazinesi olan Hasankeyf’e yapılanlar ve HES’lerle yaratılan enkazlar, tarihi değeri olan yerlerin ve kişilerin isimlerinin değiştirilerek unutulmayı, yok olmayı dayatmaları bu durumu örnekliyor

Sanat ve kültür merkezleri kapatıldı ya da içi boşaltıldı. Bir çok sinema ve tiyatro merkezleri, muhalif bütün gazeteler, televizyonlar ve dergiler ya kapatıldı ya sansürlendi ya da yasaklandı. Topluma büyük değerler katan, öncülük eden ve gerçekleri söyleyen, yazan, çizen siyasetçiler, sanatçılar, aydınlar, yazarlar, şairler, gazeteciler, sinemanın ve tiyatronun önde gelen ustaları sindirilmeye, susturulmaya ve pasifize edilmeye çalışıldı. Hedef gösterilerek, korkutularak, baskı yapılarak, gözaltına alınarak, ceza verilerek…

Muhalif olmayanlar, eleştirmeyenler, her şey yolundaymış gibi insanların aklıyla dalga geçenler, güzel sözler sıralayanlar, eleştirmeyenler, biat edenler ve övgü dizenler hariç elbet…

Kendilerini ve yakınlarını zengin etmek için satmadık yer bırakmadılar. Yolsuzluk, hırsızlık aldı başını yürüdü. Kirli ve düşmanca hesaplar uğruna, nice ormanlar yakıldı, nice canlılar yok edildi, ve doğa tahrip edildi. Bütün canlılar nefessiz bırakıldı. Nefes almak için bir ağacın gölgesine muhtaç hale geldiler…

Beton yığınına dönüştürdüler her yeri. Ve o yığınların arasında insanlar ezildi, onlar da bir başkasını ezdi, bunaldı, bunalttı. Duygusal ve ruhsal boşluklar yarattılar. Sevgi, saygı, anlayış, birbirine sabır gösterme ve birbirine tahammül etme, empati kurma, birbirini hissetme ve anlama duygusunu ortadan kaldırdılar. Yerine; mutsuzluk, bunalım, umutsuzluk, umarsızlık, sevgisizlik, vicdansızlık, ahlaksızlık, düşmanlık, saldırganlık, tahamülsüzlük ve saygısızlık koydular.

Bütün bu gidişatın yönünü değiştirebilecek ya da en nazından azaltabilecek olan eğitim sisteminin de başını döndürdüler. Eğitim alanında; nicelik arz eden dengenin yanında, ülkenin en büyük handikaplarından biri olan nitelikli bireylerin önünü açacak reformlar ortaya koyamadılar. Sınav sistemenindeki dalgalanmalar, eğitimdeki aksaklık, üniversitede ki bir çok bölümün kapatılması ya da öğretmenlerin atanmaması bu durumu hızlandırdı. Düşünen, araştıran, üreten bireylere gereken saygının gösterilmemesi, değerinin verilmemesi ve desteklenmemesi, ders kitaplarındaki bilgi akışının yetersizliği ve doğal olarak ek kaynaklara yönelik teşvikler nedeniyle oluşan ek ekonomik külfet, genç nesillerin ders dışında kültürel ve sanatsal alanlara yönlendirilememesi; üretmek yerine bütün kaynakların sürekli ve hızlıca tüketilmesi sonucunda bireylerin, toplumun, dolayısıyla ülkenin hızlıca mutsuz ve umutsuz bir havaya girmesine sebep oldu.. Son 5 yılda 1 milyondan fazla öğrencinin okulu bırakıp iş araması ya da çalışması bu durumu özetler nitelikte…

Dolayısıyla; ekonomik sebeplerin yanısıra, eğitimsizlikle beraber insanların kendini geliştirememesi, dönüştürememesi, olumsuzlukları olumlu yöne kanalize edememesi, beraberinde çürümüşlüğü de getirdi.Tacizler, tecavüzler, işkenceler, hırsızlık, her şeyi istediği gibi istediği şekilde kolayca elde etme güdüsü, gasp etme, birbirini yok sayma ve yok etme düşüncesi ve bunların sık ve soğukkanlılıkla yapılmış olması bu çürümüşlüğün sonucudur.

Bütün bu olaylar karşısında; hukuk ve ceza sistemindeki boşlukları asla unutmayalım…

Toplumda bunalımı yaratan ya da bunu kirli bir fırsata çeviren sahte hacılar, hocalar da bu sistemin birer sadık hizmetkarıdırlar. Birbirlerinden beslenirler çünkü…

Bunlar; kimi zaman göğüs hizalarına kadar uzattıkları sakallarıyla, kimi zamanda bulundukları yasal mevkilerini kullanarak tüm ahlaki değerlerini yitirmiş insanları da ortalığa saçarak, cesaretlendirerek, destek vererek, tahrik ederek insanların dini duygularını kullanarak, kendilerini ilahlaştırıp yarattıkları korku imparatorluğu ile tacizlerini, tecavüzlerini ve sapkınlıklarını yaymış oldular. Karşı gelenleride hedef gösterdiler, tehdit ettiler, öldürdüler. Bu kişilerin; insanlar üzerinde ki etkilerini, ne kadar tehlikeli olabileceklerini ve sayılarını kesinlikle hafife almamak lazım.

Can yakan bu gerçeklikler; ülkenin açık bir cezaevi haline getirilmiş olmasından kaynaklanıyor.

Ekonomide, siyasette, eğitimde, sanatta, basında, toplumsal ve bireysel ilişkilerde, vicdanda, düşüncede, kadınlara, erkeklere ve çocuklara yönelik bakış açıklarda, doğanın dengesinde hatta bütün canlıların hak ve yaşam alanlarında ve elbette hak, hukuk ve adalette…

Huzurla uyuyabilene aşk olsun…

Zarif LAÇİN

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir