Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

25 KASIM VE ŞİDDETİN KARANLIĞINDA KADIN OLMAK

Turan ESER

“Bunca acıyla dolu ülkemiz için yapılacak her şeyi yapmak bir mutluluk kaynağı; kollarını kavuşturup oturmak ise çok üzücü” diyor Minerva Argentina Mirabel.

Minerva’da oturmadı. 25 Kasım 1960’ta Dominik Cumhuriyeti’nde, Trujillo diktatörlüğüne karşı verdikleri mücadele sonucu tecavüz edilerek öldürülen üç Mirabel kardeşten biriydi.

25 Kasım, Mirabel kızkardeşlerin vahşi bir şekilde katledildikleri, utanç günüdür. İnsanlık suçu ve insanlık ayıbının yıl dönümüdür.

Bugün Mirabel Kardeşlerin anısına “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’’ tüm dünyada kadınlarının ve kadın hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliğinden yana tutum alan herkesin mücadelesine dönüşmüştür.

Aradan 59 yıl geçmesine rağmen, ne dünyada ne ülkemizde kadına yönelik şiddetin önlenmemiştir.
Rakamlar yalan söylemez. Dünya Ekonomik Forumu 2018 Küresel Cinsiyet Eşitsizliği Raporu’na göre 149 ülke içerisinde Türkiye 130’uncu sıradadır. Ömür boyunca cinsiyete dayalı şiddete değerlendirmesinde yüzde 42 ile OECD ülkeleri içerisinde en kötü durumda kalan ülkeyiz!

TÜİK verilerine göre kadınların istihdam oranı yüzde 32,6! Çalışan kadınların yüzde 43’ü ise kayıt dışı ve güvencesiz işlerde çalışmaktadır.

Yaklaşık 2 milyon kadın ise aile üyelerin bakım emeği “istihdam” dışıdır! Genç kadın işsizliği yüzde 35,5!

Kadınlar siyasette de ayrımcılığa maruz kalıyor. Kadınların siyasi alanda temsili düşük. Nüfusun yüzde 50’sini oluşturan kadınların TBMM’ndeki temsil oranı sadece yüzde 17,3! Dünya ortalaması ise yüzde 24,3!

Cinsiyetçi ve cinsel şiddet kadınları öldürmeye devam ediyor. 2018 yılında 440, 2019 yılının ilk 10 ayında 383 kadın kocaları, eski eşleri, sevgilileri ve ailenin erkek bireyleri tarafından öldürülmüştür. “Ben ölmek istemiyorum” diyen Emine Bulut eski eşi tarafından öldürülmesi tekil bir cinayet değildir. Bu bir cins kırımının devamıdır.

Kuşatılmış kadın…
Dinlerin, devletlerin ve Ataerkil zihniyetin kuşatmasına mağdur kalan kadınlar.
Genel ayrımcılık yetmiyormuş gibi, bir de kadın olduklarından dolayı uğradıkları ek çifte ayrımcılıklar..

Kadın olmak zor. Birazcık empati kurduğumuzda, kadınlara hayatı zor eden bu durumun nasıl bir cehennem olduğunu görmek mümkündür. Kadın sadece sınıfsal, kültürel, dinsel, kültürel ve siyasal yönden sömürülmüyor, tüm bu alanlarda aynı zamanda devlete, dine ve erkeğe bağımlılaştırılıyor.

Kadının yaratıcı gücü ve insana can veren kerametini elinden alıp, gökyüzündeki erkek tanrılara vererek, onları yeryüzünün lanetlisi haline getiren, tam da bu Ataerkil din ve devlet anlayışının ürünü değil mi?

Dünya’da ve Türkiye’de kadına yaşatılan onca acı, zulüm ve tahribatlar içinde kollarımız bağlı, dilimiz mühürlü, gözlerimiz kapalı oturamayız. Bu insanlık adına sadece utanç verici değil, aynı zamanda suçtur!

Kadına yönelik şiddet, Ortadoğu’dan, Türkiye’ye, Afrika’dan Amerika’ya, Avrupa’dan Asya’ya her yerde bin bir yüzü ile devam ediyor. Kadınlar kentin sokaklarında, evlerinde, savaş meydanlarında şiddetin, tecavüzün ve ölümün hedefine konuluyor.

İnsanız ve gözümüz kapalı oturamayız. Kadınların Kerbela’sına dönüşmüş şu karanlık dünyayı aydınlatmak ve şiddetten arındırılmış yaşam için çerağ olmalıyız.
Vicdanımız, savaşların “ganimeti” olarak pazarlanan, muhafazakarlığın “namus kurbanı” olan kadınların çığlığında kendi sesini duymalı.. Erkeğin vicdanı bu çığlıkla yüzleşmelidir.
İşyerinde ve evde sömürülen “emek”, cinsel şiddetin mağduru “beden” ve “yaralanmış ruh” kadınların.
Kadınlar…
 Dinci paradigmanın fetvasına “katli vacip namussuz” yazılırlar. Devletin ve hukukun gerici yasalarında tecavüze uğraması ve öldürülmesi “tahrik gerekçesi” ile “haklı” bulunur.
“Saçı uzun, aklı kısa, karnından sıpayı, sırtından sopayı eksik etmeyeceksin” diyerek, lanetlenmiş kimlik ilan edilir.
Dinlerin, erkeklerin, devletlerin ve kapitalizmin fiziksel, psikolojik, ekonomik, sosyal, siyasal ve hukuksal saldırısına ve sömürüsüne maruz kalan kadınlar.
Mahalle baskısı ve medyanın şırıngaladığı kültür onların acı hikayelerini, “hikayesiz” kılar. Kadınların ruhlarına ve kalplerine kör bakmayı öğretirler.
Kadın düşmanı bire gezegendeyiz. Kadına yönelik düşmanlık daha da artıyor!

Türkiye’de durum farklı değildir. Siyasal İslamcı dinsel ve ideolojik fetvalar, kadını erkeğin kölesi olmaya davet ediyor.
Dünya Ekonomik Forumu’nun, 142 ülkenin değerlendirildiği “Küresel Cinsiyet Uçurumu Raporu’na göre, Türkiye 125’inci sıradadır.
Neoliberal tahribatlarla eşzamanlı yükselen dinci gericilik nedeniyle, kadına yönelik baskı, şiddet, tecavüz ve cinayetler artıyor. Muhafazakarlık söylemi kadın düşmanlığını da arttırıyor. AKP döneminde kadın cinayetleri yüzde 1400 artarak, cinsiyet eşitsizliğinin en dramatik ve soğuk yüzünün yaşandığı ülke haline geldik.
Türkiye’de kadınlara yönelik sadece taciz ve tecavüz yok! Cins-Kırım da var! AKP için şiddete karşı mücadele, kadının özgürlük haklarından arındırılmış salt “erkeklerin eli kırılsın” ve “güvenlik” kaygısı derinliğinde ele alınıyor.
AKP hükümetinin yaklaşımı “kız mıdır kadın mıdır bilemem”, “kürtaj cinayettir’, “en az 3 çocuk yapın”, “kahkaha atma iffetsiz kadın”, “hamile kadınların sokağa çıkması terbiyesizlik” ve “edepsiz kadın” seviyesizliğinde sürüyor.

Tacizciyi, tecavüzcüyü ve katili “haksız tahrik” indirimi ile ödüllendiren AKP, kadına yönelik şiddet sorununu çözebilir mi? Peki hangi ideolojik, teolojik, hukuki gerekçe şiddeti, tecavüzü ya da öldürmeyi haklı gösterebilir ya da meşrulaştırabilir ki?

Türkiye’de kadınların en temel haklarını geliştirmek, korumak ve yaşama geçirmenin yolu da kadınlara yönelik ayrımcılığı önleyecek eşit haklar ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasından ve kadına yönelik her türlü cinsel şiddet saldırılarını durdurmaktan ve bunları güvence altına alacak yasal düzenlemelerden geciyor.
Kadınlardan itaat ve biat yerine, hakları ihlal edildiğinde çığlık atmaları beklenmelidir.
Dinlerin, ataerkilliğin ve devletlerin erkek egemen zihniyeti sorgusuz kalmamalıdır. Sorgulamamak ve tabular kadına yönelik sömürülerin ve cinsel şiddetin yoluna taş döşer.

Çünkü cinsel istismar öncelikle bir güçlerin şiddetidir. Erkek egemenliğin sorgusuz kalmamasının yolu da demokratik, laik, bilimsel ve hak temelli toplumsal cinsiyet eşitliğini önceleyen eğitimdir.

Peki; siyasal islamcı referanslara sığınan AKP, kadına yönelik şiddeti durdurabilir mi? Ya da ne tür çözüm önerileri var?

Bilen var mı?
Benim bildiklerim;
Modern köle olarak erkeğe bağımlı olsun.
Eşit işe yarıdan daha az ücreti kabullensin.
Üç çocuk yapsın!
Evde pişirme, temizleme, çocuk yetiştirme ve alışverişi üstlensin.
Örtünsün. Erken yaşta evlensin.
Kahkaha atmasın, iffetli olsun!

YÜZLEŞMELİYİZ

Ötekilerin gerçeklerine yabancı yaşıyoruz. Tıpkı kadınların gerçeklerine yabancı olduğumuz gibi.

Dinin, devletin ve ataerkil zihniyetin cinskırımı fetvalarına, davranışlarına ve uygulamalarına dayalı adaletsizliğe isyan etmeli. Aşağı mahallede oturan ötekiler birbirlerinin hücrelerine aktıkça ve hikayeleriyle buluştukça güçlü olabilirler. Bu akışlar ve buluşmalar, biz erkekleri kadına düşman yetiştiren zihniyeti ve araçları daha yakından tanımamıza vesile olabilir.

Erkekler olarak kendimizi tanıdıkça, gerçeklerle yüzleşmemiz daha kolay olmaz mı ?

Kadınlara yonelik cins kırımına karşı duyarlılık salt bir 25 Kasım ve 8 Mart’a sığdırılmamalıdır. Her gün kadınların kerbelasında yaşanan zulme ve kadınlara yönelik cins kırımına karşı mücadele aşkı ve bilinci aklımızda ve kalbimizde yaşamalıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir