Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

Üşüyorum! Hızır’ım Olur musun? – Video

– Metin Kaçmaz – Araştırmacı-Yazar –

Elazığ merkez olmak üzere Elazığ ve Malatya’da yaşanılan, 35 canımızın hayatını kaybettiği, yüzlerce yaralı, yüzlerce yıkılmış bina, yerle bir olan köylerin olduğu deprem hepimizi derinden üzdü. Türkiye’nin neredeyse her tarafının deprem fay hattı üzerinde olduğu bilim insanları tarafından sürekli dile getirilip bununla ilgili sayfalar dolusu raporlar yazılıp, uyarılar yapılırken, bundan önce de yaşanılan onlarca deprem örneği yaşanmışken yetkililerin bu konuda gerekli çalışmaları yapmaması can kayıplarının artmasına sebep olmaktadır.

Şiddeti 6 ve üstü olan deprem sarsıntıları örneğin Japonya’da her gün olmasına rağmen alınan tedbirler sonucunda, sağlam depreme dayanıklı yapıların olması, denetlemelerin doğru yapılması ile bu bir kaç saniyelik sarsıntı, can kaybı olmaksızın atlatılmaktadır.

 Bilim adamları sürekli uyarmaktadırlar!

Türkiye’nin deprem fay hattı üzerinde olması batısıyla, dogusuyla, güneydogusuyla geçmişten günümüze onlarca yaşanılan deprem felaketi ve bu fay hatlarının hala diri ve uyanık olan fay hatları olması sebebiyle her an deprem olma riskinin fazla olduğu hatlardır.

Özellikle de uzmanlar İstanbul fay hattının diri ve her an deprem olma rizkinin fazla olmasını yıllardır söylemelerine, uyarıları yapmalarına rağmen ne belediye, ne de hükümetlerden deprem riskini azaltacak adımların atılmaması endişelerin daha artmasına, olası bir depremde de çok fazla can kaybının olacağı artık bilinmektedir.

Hepimizi üzüntüye boğan yüz binlerce canın kaybedilmesine, yaralanmalara, bir milyona yakın evin yerle bir olmasına sebep olan depremlerde atılan adımlar şimdiye kadar önleyici olmamıştır. Deprem olduğunda gelip bir kaç nutuk atan, basına demeç veren, resimler çektiren, yapacağız, edeceğiz edebiyatıyla insanları şimdiye kadar kandıran politikacıların bu duyarsızlığı yüreklerin yanmasına, ocakların sönmesine sebep olmaktadır.

Seçim zamanları oy için verilen tavizler, yandaşlara, zenginlere, müteahitlerin çıkar için yaptıkları depreme dayanıksız yapılar, ormanların yok edilmesi, doğanın katledilmesi, büyük yapıların oluşturulmasına göz yumulması uyarılara rağmen tedbirlerin alınmaması en büyük deprem riskini oluşturmaktadır.

1999 yılında gerçekleşen Marmara-Gölcük depremi sonrası yapılması planlanan ama bugün hala uygulanmayan deprem önleme çalışmaları konusunda bilgi veren İstanbul TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şube Sekreteri Oktay Kargül, “1999 Gölcük depreminden sonra geçen 20 yıl içerisinde yapılan bazı çalışmalar tozlu raflara kaldırıldı. Örneğin JICA planı olarak bildiğimiz “Afet Önleme-Azaltma Temel Planı” ve 2000 yılında Başbakanlık Genelgesi ile 20 bilim insanı ve araştırmacı ile oluşturulan “Ulusal Deprem Konseyi” gibi çalışmalar önemliydi. JICA raflarda kaldı ve dönemin İBB yönetimi bu planı fiili uygulamadı. Ulusal Deprem Konseyi ise 2007 yılında lağvedildi” dedi.

Ülkemizin deprem fay hattında olmasının bilinmesine rağmen alınmayan tedbirler, göz yumulan depreme dayanıksız yapılaşmaların sonucunda yürekleri yakan, ocakları söndüren depremlere bir göz atalım:

Van Depremi  ; (2011) 25 saniye süren depremde 604 kişi hayatını kaybederken, 4152 kişi de yaralanmıştı.  Bingöl Depremi:(2003),Türkiye’nin doğusunu etkileyen, 6,4 büyüklüğündeki depremde en az 176 kişi ölür, 625 bina çöker veya ağır hasara uğrar. Düzce Depremi; (1999) büyüklüğü 7.2 ve merkez üssü Düzce olan ve 30 saniye süreyle etkili olan depremde ölü sayısı 845, yaralı sayısı 4948’dir. Gölcük Depremi, İzmit Depremi, Marmara Depremi;(1999) Richter ölçeğine göre 7,5 büyüklüğünde gerçekleşen depremde resmî raporlara göre 17.480 ölüm, 23.781 yaralanma olur,  505 kişi sakat kalır. 285.211 ev, 42.902 iş yeri hasar görür. Adana-Ceyhan depremi;(1998) 6,2 büyüklüğünde gerçekleşen depremde Deprem Adana Ceyhan Nehri boyunca yerleşmiş olan köylerde 145 kişinin ölümüne, 1.500 kişinin yaralanmasına ve binlerce kişinin evsiz kalmasına yol açar. 1992 Erzincan Depremi;(1992) Türkiye’de Erzincan ilinin güneydoğusunda meydana gelen ve 6,8 büyüklüğünde olan depremde 653 kişi ölür, 8057 bina hasar görür veya yıkılır. Erzincan depremi benim ve aileminde yüreğini dağlayan depremdir. Canımdan çok sevdiğim dayım Ali Tanrıverdi, eşi ve damadı çöken hastahane de göçük altında kalarak ölmüştü. O zaman ben de Erzincan’a gittiğimde depremin verdiği zararı, çarpık yapılaşmada depreme dayanıksız evlerin kağıt gibi nasıl çöktüğüne tanıklık etmiştim.  Erzurum depremi ; (1983) Büyüklüğü 6,9 olan depremde 1.155 kişi ölmüş, 537 kişi yaralanmış, 3.241 konut ağır, 3 bin konut orta ve 4 bin konut hafif hasar görmüş, 30 bini aşkın hayvan telef olmuştur.

Daha sonra sırasıyla Van Çaldıran depremi; 1975 yılında Diyarbakır Lice Depremi, 1971 Bingöl Depremi, 1970 yılında Kütahya Gediz Depremi, 1966 yılında Varto Depremi,1953 yılında Çanakkale Yenice Gönen Depremi, 1949 yılında Bingöl Karlıova Depremi, 1946 yılında Varto Depremi, 1944 yılında Bolu Gerede Depremi, 1943 yılında Kastamonu Tosya-Ladik,1939 yılında da Erzincan depremleri yaşanılmış ve bu depremlerde yüzbinin üzerinde insanımız göçük altında kalarak hayatını kaybetmiş, bu sayının dört beş katı insanımızda yaralanmış, milyonlarca ev oturulmaz hale gelmiştir.

Geriye doğru gidildikçe Türkiye’de yaşanılan ve hepimizi derin üzüntüye boğan depremlerden örnekleri görebiliriz.

 DEPREM ÖNCESİ ALINACAK ÖNLEMLER

  • Yerleşim bölgeleri titizlikle belirlenmelidir. Kaygan ve ovalık bölgeler iskana açılmamalıdır. Konutlar gevşek toprağa sahip meyilli arazilere yapılmamalıdır.
  • Yapılar deprem etkilerine karşı dayanıklı inşa edilmelidir. (Yapı Tekniğine ve İnşaat Yönetmeliğine uygun olarak)
  • İmar planında konuta ayrılmış yerler dışındaki yerlere ev ve bina yapılmamalıdır.
  • Dik yarların yakınına, dik boğaz ve vadilerin içine bina yapılmamalıdır.
  • Çok kar yağan ve çığ gelen yamaçlarda bina yapılmamalıdır.
  • Mevcut binaların dayanıklılıkları artırılmalıdır.

Yaşanılan deprem felaketleri sonrasında Alevi örgütlenmesi depremzedelere Hızır olarak yardım elini uzatır.

Türkiye’de yaşanılan felaketler sonrasında 1990 sonrası kurulmaya başlayan Alevi örgütlenmeleri de duyarsız kalmayarak ellerinden gelen ölçüde maddi manevi katkılarını sunmaya çalışmışlardır.

Tunceli-Pülümür Depreminde, maddi yardımlarda bulunulur. (1992)

AABF Tunceli’nin Pülümür ilçesinde 1992 yılında meydana gelen depremde zarar gören vatandaşlarımız için AABF derneklerinin topladığı 20 bin Euro afetzedelere dağıtılmak üzere Pülümür Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfına verilir. Ayrıca AABF’ye bağlı Münih Alevi Kültür Merkezi tarafından da 10.717 Euro yardımla beraber AABF toplam 30 bin 771 Euro yardım yapmıştır. Vakıf Başkanı Kaymakam Ali Ada’lı tarafından yapılan açıklamada; bu paranın büyük kısmını 283 haneden 823  kişiye dagıtıldığı, geri kalan parayı da aileleri Pülümür’de ikamet eden 48 üniversite ögrencisine burs olarak verilecek diye geniş açıklamalarda bulunmuştur.

Amasya-Çorum depreminde giyecek yardımları yapılır. (1996)

Amasya-Çorum’da depremzedelere elbise yardımı yapılır. 1996 yılında Amasya, Çorum yöresinde yaşanılan depremden sonra AABF açmış olduğu giyecek yardım kampanyasında toplanan giyecekler genel merkezde toplanarak buradan tırla deprem bölgesine ulaştırılır. Dağıtım işleri Merzifon belediyesi tarafından üstlenilen yardımların dağıtılması depremzedelerde sevinç yaratır.

AABF’nin Örnek Yardım Projesi Umutkent (1999):

17 Ağustos 1999 tarihinde Marmara, Gölcük, Kocaeli, İzmit bölgelerinde yıkıma ve büyük can kaybına neden olan depremde resmi rakamlara göre 17.480 ölüm, 23.781 yaralı, 300 bine yakın ev hasar görür. Resmi olmayan rakamlara göre ise 50 binden fazla ölüm, 100 bine yakın yaralı, 133 bine yakın çöken bina ve yaklaşık 600 bin kişi evsiz kalmıştır.

Deprem haberinin alınmasından sonra Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu, Türkiye kardeş Alevi örgüt yöneticileriyle ortak görüşmelerde bulunarak acil olarak depremde zarar görenlere yardım etmek için E5 Karayolu Kandıra kavşağı 42 Evler mahallesinde büyük dört çadırdan oluşan çadırkent kurma kararı alırlar. Başbakanlık kriz masası Hacı Bektaş Vakfı’nın başvurusu üzerine UMUTKENT’ projesine izin verir. İzmit Büyükşehir Belediye Başkanı Sefa Sirmen’in gerekli arsayı tahsis etmesi üzerine 15 bin metrekarelik arsaya 150 aile için kışlık dört adet çadır kurulur ve sosyal amaçlar içinde kullanılmak üzere dört çadır da Alman Dışişleri Bakanlığı ile yapılan görüşme sonucunda bağış olarak alınarak çadırkente kurulur.

Alevi Bektaşi Temsilciler Meclisi’nin himayesinde olan Umutkent Projesi AABF ve ona bağlı derneklerin yoğun maddi ve manevi kampanyaları ile desteklenir. Şahkulu Vakfı, Karacaahmet Dergahında kesilen kurbanlar, pişirilen yemekler buralara gönderilerek yiyecek ihtiyaçları giderilmeye çalışılır. Ayrıca İMECE Tıp Merkezi kurularak hastalanan, tedaviye ihtiyacı olan depremzedelere üç ay boyunca sağlık hizmeti verir.

Umutkent depremzedeleri bir yıl boyunca barındırmak, tüm ihtiyaçlarını gidermek ve bir yıl sonunda da normal yaşama dönmeleri için bir çok alanda çalışmalar yapar. Çadırkentte iki aşçı, iki koordinatör, doktor, bekçi, hemşire olmak üzere onlarca çalışan hizmet verir. Ocak 2000 tarihinden itibaren de sürekli psikolojik bozuklukları izleme ve tedavi için psikologlar tarafından çalışmalar yürütülür. Çadırkentte,altı tuvalet, altı banyo, çamaşır yıkama gibi hizmetler oluşturulmuş olup çadırlar gazlı ısıtıcılarla ısıtılır. Çocuk yuvası, oyun yerleri oluşturmak için Almanya Alevi Kadınlar Birliği öncülüğünde oyun yerleri kurulur ayrıca ögrencileri okula taşıma, ev ödevlerine yardımlarda bulunulur.

Umutkent projesi AABF, Türkiye Hacı Bektaş Veli Anadolu Vakfı öncülüğünde gerçekleştirilir ve koordine edilir , Köln Göçmenler Sağlık Merkezi, Caritas Yardım kuruluşunda çalışan Uzman Psikologlar, Siyasi Partiler, Sivil toplum Kuruluşları da yardımcı olurlar. Giessen’den Deutsch Türkisch Gesundheitstiftung ve LVR Lanschaftsverband Rheinland, Bonn Rhenische Kliniken İmece Tıp Merkezine ilaç ve Tıbbi malzemeler gönderirler.

Umutkent projesi AABF’ye bağlı Alevi derneklerinin, yardımseverlerin, özveri ile çalışan insanların maddi manevi destekleri ile yürütülür. projede derneklerden gelen ve AABF’nin katkılarıyla 500 bin Mark’ı aşan yardımda bulunulur.

Deprem acısı yaşayan Van halkına AABK’dan destek:

2012 yılında Van’da yaşanan iki büyük depremin ardından Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK)’nın çağrısıyla seferber olan Aleviler toplamış oldukları bağışlarla depremin yedinci ayında Van’da ete kemiğe bürünür. AABK ve Türk Mimar ve Mühendis Odalar Birliği (TMMOB)’nin Van Belediyesi için halkın hizmetine sunmak üzere 500 metre kare alan üzerine yaptırdığı binanın açılışı 21 Mayıs 2012 tarihinde gerçekleştirilir.

Alevi örgütlerinin yardımları, yardıma muhtaç insanlara Hızır gibi yetişmesi sadece yukarıda yazdığımız örneklerle sınırlı değildir.  AABF Türkiye’de yaşayan başta Alevi toplumu olmak üzere, yardıma muhtaç insanlara inancını sormaksızın yardım etmeyi insani görev olarak bilir.

Yardımların koordine edilmesi, bir elden olması için yardım derneği kurulması gerekir?

AABF ve ona bağlı derneklerimiz Türkiye ve dünyada gelişen önemli doğa olayları, felaketler karşısında duyarlılık gösterip hemen yardım etmeye çalışır. AABF’nin ya da AABK’nın açmış olduğu yardım kampanyalarına rağmen kişilerin ya da derneklerimizin bunların dışında kendileri adına maddi ve manevi yardım gönderdiklerine şahit olmaktayız.

Özellikle de duyarlılık göstererek Türkiye’de yaşadıkları yerlere yardım eden canların .çabalarını da sevinerek, saygı duyarak görmekteyiz. Fakat bu yardım işleri o kadar karmaşık duruma geldi ki herkes kendi başına çaba göstermeye ve bu çalışmalar denetlemez duruma geldi. Bence bu yardımların tek elden olması, koordinenin de kurulacak dernek üzerinden yapılması, yapılacak yardımların koordineli olmasını, daha sağlıklı, insani sekilde yapılmasını, ihtiyaç sahiplerinin ihtiyaçlarının belirlenip kaliteli şekilde yapılması ve her şeyden önemlisi yardım yapılan başta çocukları, insanları rencide etmeden yapmak en insani olanıdır.

Bir canımızın yaptığı yardım sonucu paylaştığı resimde gördüğümüz çocuğumuzun  eline bir ayakkabı vererek resmini çekmek, ya da kendisine büyük gelen elbiseleri giydirerek resim paylaşmak çocuklarımızın, insanlarımızın rencide olarak onurlarının kırılmasını da beraberinde getirir. Hani bizde derler ya ‘ bir elin verdiğini diğer el bilmemesi gerekir’ işte bu şartlarda koordineli AABF bünyesin de kurulacak bir dernekle bu işlerin yürümesi bence en mantıklısıdır. Yoksa ilerleyen süreçte herkesin bu işe soyunduğu bir ortam ve denetlenemeyeceek bir durum karşısında sorunlarla karşılaşabiliriz.

Dernek kurmak bence en mantıklısı ama derneğin yöneticilerini de bu işleri için koşturacak, zamanını verebilecek kişilerden seçmek  gerekir. Yoksa benim adamım mantıgıyla iş yapamayacak, zamanını veremeyecek kişilerle fazla yol alma şansımız olamaz.

Biliyoruz ki Alevilikte dara düşenin, yardıma ihtiyacı olanın yardımına koşan Bozatlı Hızır inancımız var. Her başımızın sıkıştığında çağırdığımız, ulu bir mekana koyduğumuz Hızır adıyla kurulacak derneğin insanlarımızın kulağına, yüreğine daha hoş geleceğini, kurduğumuz andan itibaren de güzel ve yararlı çalışmalarla Hızırın aslında hepimiz olacağı gerçeğinin yüreklerimizde yer edinmesini sağlayacağını düşünmekteyim.

Türkiye’mizi derin üzüntüye boğan bu kış şartlarında, soğuk havada, karda, yağmurda evini, canlarını yitirerek hayatta kalmaya çalışan cümle canlarımıza, yaşadıkları köylerinde sağlam ev kalmayan ve yardımın hala ulaşmadığı söylenen Alevilerin yaşadığı yerlere bir an önce yardımların gitmesi için hepimizin o canlara Hızır olması yardım elini uzatması gerekir. Bunun için AABK’nın açmış olduğu bağış kampanyası insanı ve duyarlı davranıştır. Oralarda üşüyen, yardım bekleyen insanlarımızın Hızırı olmak için herkesin duyarlılık göstermesi yardım elini uzatması inancımızın geregidir.

Depremde canlarını yitiren canların devirleri daim, ışıklar yoldaşı olsun, Yaralılara acil şifalar dilerken onların bir an önce sıcak çorbalarını kaynatacakları, ısınacakları evlerinin olmasını temenni ederim.

Aşk ile…

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir