Bartın’ın Amasra ilçesinde Türkiye Taşkömürü Kurumu Amasra Müessese Müdürlüğü maden ocağında “grizu patlaması” meydana geldi. 110 işçinin mesaide olduğu sırada yaşanan patlamada, yaşamını yitirenlerin sayısının 41’e ulaştığı açıklandı.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Amasra’daki maden ocağında yaşanan patlama sonucu 41 işçinin hayatını kaybetmesine ilişkin yaptığı yazılı açıklamada, ”Göçük altında kalıp hayatını kaybeden her canın acısı acımızdır” diyerek, Alevilerin işçilerşn yanında bir durş sergilediklerine vurgu yaptı.
”Gerekli önlemlerin alınmayarak işçi güvenliğinizin ve yok sayılan yaşam hakkınızın savunulması mücadelenizde yanınızdayız.
Ezilen inancımızın özgürleşmesi ve bütün halklar için Eşit Yurttaşlık mücadelesi yürüten Pir Sultan Abdal’ın “Ne mutlu eğri zamanda doğru yerde durabilene” sözüyle yaşayan Aleviler olarak tarafımız işçilerdir. En temel insan hakkı olan “yaşam hakkının korunması” hakkımızı yok sayanlara karşı bir olalım, iri olalım, diri olalım. Çünkü bugün bir avuç sermayenin daha fazla kar hırsıyla alın terimize kan doğramalarına dur demek; yeni katliamlar yaşanmasın demek olacaktır” ifadelerinin yer aldığı açıklamanın devamında şunlar kaydedildi:
”Çünkü Bartın ilk değildir… Zonguldak, Soma, Karaman… Daha nice göçük altında kalan bedenlerimizin acısı içimizdedir. Bartın’ın son olması için bir olalım.
AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın 301 canımızın göçük altında can verdiği Soma maden katliamı sonrası yaptığı açıklama hala hafızalarda yerini koruyor. Ne demişti sayın Cumhurbaşkanı, başbakan olduğu dönemde. ” Ne yapalım, bu işin fıtratında var. Bu işi seçenler bunu bilerek seçiyorlar”, bir diğer bakan ise,” Çok güzel öldüler” deme aymazlığını göstermişti. Madenci yakınlarının hak arama mücadelelerinde, mahkeme kapılarında yerlerde tekmelendiği görüntüleri de unutmadık… Tıpkı Sivas Madımak otelinde diri diri yakılan 33 canımız için söylenenleri unutmadığımız gibi.
Bugün ülkenin dört bir yanı talan politikalarıyla ranta açılmış, kazanılmış tüm haklar yok sayılmış, tırpanlanmıştır. Havaalanından, limanlara, devasa fabrikalardan madenlere kadar ne varsa satılmış, yer altı ve yer üstü tüm kaynaklar yerli yabancı şirketlere peşkeş çekilmiştir. Kuralsız, güvencesiz, esnek çalışma her iş kolunda hakim hale getirilerek, asgari düşük ücret ve sendikasızlaştırma politikaları ile de patronların azgın sömürüsü adeta meşru kılınmıştır. Yokluğun ve yoksulluğun pençesinde kıvranan halklar, insanlık dışı yaşam koşullarında yaşamaya ve çalışmaya zorlanmıştır. Hiçbir güvenlik tedbiri alınmadan fabrikalarda çalıştırılan, ocaklara indirilen, inşaatlarda güvenlik önlemi alınmadan kötü koşullarda çalıştırılan,yük taşır gibi tarlalara götürülen mevsimlik işçiler… adı iş kazası denilerek görmezden gelinen cinayetlere kurban verilmektedir. Dünya da iş cinayetlerinde birinciliği kimseye kaptırmayan Türkiye, her gün yeni bir iş cinayeti haberi ile uyanmaktadır.
Bugün Bartın’da ocaklara düşen ateş, halklara reva görülen yaşam hakkını yok sayan, patronlara tanınan daha fazla kar güvencesinin işçiye düşen payıdır. Bugün Bartın’da 30 işçi yaşamını kaybetti, 11 işçi ise hala göçük altında. Bu 30 canımızın aileleri, onlardan geriye kalanları düşündüğümüzde 100’lerce mahrumiyet demektir. Bugün bunların bir daha olmaması için alınması gereken önlemler konuşulması gerekirken, güvenceli, sendikalı, sosyal hakların tanındığı, eşit işe eşit ücret hakkının nasıl sağlanacağına ilişkin mesai harcanması gerekirken, yaşanan katliamı haber yapanlara sansür getirildi. Tıpkı önceki böylesi facialarda yapıldığı gibi! 2019 yılı Sayıştay Raporunda bu madenin bugün patlamanın yaşandığı 300 kotta grizu risklerinin olduğu önlem alınması gerektiği belirtilmişti.
İşçi ve emekçilerin derin bir yoksulluk, açılık ve hayat pahalılığı ile darda olduğu gerçeğiyle, maaşın ev kirasına yetmediği, iki yakası bir araya getirilmeyen alınterini yaşamak için döken ve emeği, onuru, ekmeği, işi ve aşı için çalışanlarla paydaş olma günüdür.
Sessiz kalma, suça ortak olma!
Bartın Maden işçileri ölümsüzdür!”