Toplumsal Çürüme
⌈Necdet Yüksekbaş⌉
Toplumsal çürüme de, Toplumsal onarım da sende başlar..
Aile, grup ya da toplumların çöküşü bir anda olmuyor. Görkemli bir yapının tek bir darbeyle yıkılması gibi değil; yavaş yavaş, içten içe, gözle görülmeyen çatlaklarla başlaması gibi.
Başta küçük görünen bu çatlaklar, zamanla koca bir binayı yerle bir edecek kadar genişliyor ve o beklenen sonla karşılaşılıyor.
İşte bu yüzden, yakın çevremizde beliren, toplumsal değerlere bir çatlak gibi yerleşen “parazit” tiplere ve davranışlara sessiz kalmak, görmezden gelmek ya da “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyerek sırtımızı dönmek, yalnızca bireysel bir tercih değil; bu durum, gelecekte hepimizi etkileyecek daha büyük felaketlerin habercisidir.
Parazit derken yalnızca topluma yük olan, üretmeyen, tüketen ve asalakça yaşayan tipleri kastetmiyorum. Aynı zamanda arsızlığı karakter haline getirmiş, yüzsüzlüğü meziyet sanan, utanmayı zayıflık, vicdanı saflık, arkadaşını-kardeşini aldatmayı kurnazlık olarak gören bir zihniyetten bahsediyorum. Bu zihniyet, eğer yeterince dirençle karşılaşmazsa, ki kolay değil, bir süre sonra meşrulaşıp kabul görmeye başlıyor. İnsanların büyük kısmı sesini çıkarmamayı, “boşver, uğraşılmaz” demeyi tercih ettikçe, bu davranış biçimi toplumun normlarına sızıyor. Bu sızıntı büyüyerek yerleşik bir norm haline ve her şey zamanla “doğru” gibi algılanır hale geliyor.
Öyle ki; bu tip davranışları sergileyenlere sessiz-tepkisiz kaldığında “Aptala izin verirsen sana akıl vermeye başlar” sözündeki durumla karşılaşıyor, bu tip insanlardan ahlaklı-tutarlı, dürüst davranış tavsiyeleri almaya başlıyorsun.
Ehliyet ve liyakatle değil, sesini en çok çıkaranla, en arsız olanla, en kalın yüzlüyle dolmaya başladı sinsi sinsi her yan.
Bu yüzden, sosyal çürüme bir anda ortaya çıkan bir felaket değil; ihmaller, görmezden gelmeler, banenecilik, kullanma-kullanılma zincirinin doğal sonucu olarak yerleşiyor toplum değerlerinin en içine…
Bilmekte yarar var, bugün ses çıkarmadığınız arsızlık sizi çürütüp, yarın da çocuklarınıza öğretilen değer haline gelebilir.
Her toplum, yapı ya da kişi zaman zaman nedenleri farklılıklar gösterse de sarsılır, yozlaşma belirtileri gösterir. Bu bozulma belirtilerini görmezden gelmek, onları doğal karşılamak da, “biz zaten böyleyiz” diyerek kabullenmek; iyileşme ihtimalini ortadan kaldıran en büyük engel halini alır. Zira bilinmelidir ki; toplumlar iki günde bozulmaz, ama aynı şekilde üç günde de düzelmez. Hatta düzelmesi daha güçtür. Bu çürümenin onarımı da sabır, bilinç ve mücadele ister.
Bu nedenle, asgari bireysel sorumluluk toplumsal geleceği şekillendiren en önemli güçtür. Yakın çevremizdeki arsızlığı, cehaleti, faydacı tavırları, adaletsizliği gördüğümüzde sesimizi çıkarmak bir cesaret işi değildir; bu, ortalama insanın bile en temel görevidir zaten. Aksi takdirde, sessiz kalmayı tercih edenlerin oluşturduğu o sessiz-tepkisiz “gölge toplum”, çürümüşlüğün kök saldığı zemin haline gelir. Ve bir gün geldiğinde, kendi çocuklarımızın da o zeminde kaybolduğunu görmemize neden olur.
Kötülüğe, arsızlığa, faydacılığa ve cehalete karşı suskunluk- sessizlik, onunla iş birliği yapmaktır.
Klişe bir söz gibi gelebilir ama; toplumun geleceğini kurtarmak için temizliğe önce kendimizden, kişisel hırslarımızdan yani kendi sokağımızdan başlamamız gerek. Çünkü çürümenin başladığı yer genellikle en yakınımızdadır. Ve her suskunluk, çürümeye dökülen bir can suyudur.
Sevgiyle

Sevgili Canlar, yoluna ve ikrarına bağlı olan her Alevi kendisini Alevi Haber Ağı’nın doğal bir muhabir olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu Cemevi’nde ve sokakat haber niteliği taşıyan her durmla ilgili bize görsel veya yazılı haber göndermelidir.
Bu istemimiz Alevi kurum yöneticilerimiz içinde geçerlidir.
Alevi Haber Ağı: Gerçekleri yazacak… Geçekler yazılırken sende katkını sun can…
Saygılar, sevgiler