Paz. Şub 1st, 2026

Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

DEM Parti’den Yerel Demokrasi Konferansı Bildirgesi: “Kayyım Rejimi Halk İradesine Darbedir”

⌈ Haber Merkezi⌉ DEM Parti Demokratik Yerel Yönetimler Kurulu’nun 1–2 Kasım 2025’te İstanbul Bakırköy Cem Karaca Kültür Merkezi’nde düzenlediği Yerel Demokrasi Konferansı’nın sonuç bildirgesi açıklandı. Bildirgede, kayyım rejiminin halk iradesini gasp eden bir “demokrasi darbesi” olduğu vurgulanırken, eşbaşkanlık sistemi, yerel özerklik, toplumsal cinsiyet eşitliği, kent hakkı ve ekolojik yerel yönetim başlıklarında kapsamlı öneriler sıralandı. DEM Parti, yerel yönetimleri halkın öz örgütlenme pratiği ve demokratik toplumun inşa zemini olarak gördüğünü belirterek, “Yaşamı, özgürlüğü ve demokrasiyi yerelden büyütüyoruz” mesajı verdi.

Yerelden Yükselen Demokratik Direniş Vurgusu
Bildirgenin giriş bölümünde, DEM Parti’nin halk iradesine dayanan, eşit yurttaşlık ve demokratik katılım ilkelerini esas aldığı hatırlatılarak, kayyım rejimi, otoriter tahakküm ve merkeziyetçi devlet anlayışına karşı yerelden yükselen demokratik direnişin büyütüldüğü ifade edildi.
Türkiye’de demokrasinin özünün sandıkla değil kayyımla belirlendiği belirtilen bildirgede, halkın seçme ve seçilme hakkının fiilen gasp edildiği, kadınların, gençlerin, emekçilerin ve tüm ezilenlerin siyasal alanının sistematik şekilde daraltıldığı kaydedildi.

Yerel Demokrasi Konferansı’nın Çerçevesi
DEM Parti Demokratik Yerel Yönetimler Kurulu tarafından düzenlenen Yerel Demokrasi Konferansı’nın, halk iradesine el koyan kayyım sistemine, sermaye odaklı belediyeciliğe ve erkek egemen siyaset tarzına karşı halkçı bir alternatifin imkânlarını tartışmaya açtığı belirtildi.
Konferansın ilk gününde dört atölyede; yerel yönetimlerde toplumsal cinsiyet eşitliği, demokratik toplumcu belediyecilik, kent hakkı ve ekolojik yerel yönetim başlıkları ele alındı. İkinci gün ise kamuoyuna açık “Kent Barışı Paneli” ve “Yerel Demokrasi ve Kayyım Paneli” ile kayyım politikalarının demokrasi ve toplumsal barış üzerindeki yıkıcı etkileri tartışıldı.


Günümüzde Demokrasinin Krizi Ve Yerelden Demokratik Çıkış
Bildirgenin birinci bölümünde, günümüz dünyasında otoriterleşme, merkeziyetçilik ve sermaye temelli yönetim biçimleri nedeniyle demokrasinin hem kavramsal hem pratik olarak işlevsizleştiği tespiti yapıldı. Ulus-devletin, kapitalist modernitenin kurumsallaşmış biçimi olarak, toplumların eşitlik ve özgürlük taleplerini karşılayamaz hale geldiği vurgulandı.
Temsili demokrasinin halkın doğrudan katılımını sınırlandırdığı, kayyım politikalarıyla yerel yönetimlerde halk iradesinin gasbedildiği ifade edildi. DEM Parti, buna karşı kadın özgürlükçü, ekolojik ve demokratik özyönetim modelini çözüm olarak önerdi; demokratik yerel yönetimlerin, halkın kendi yaşamı üzerinde söz sahibi olduğu eşitlikçi ve özgürlükçü yaşam zemini olduğu belirtildi.

Kayyım Politikaları Ve Demokratik Temsilin Gaspı
İkinci bölümde, vesayetçi devlet anlayışının uzantısı olan kayyım politikalarının, halkın seçme ve seçilme hakkını fiilen ortadan kaldırdığı, demokratik temsiliyeti yok ettiği ifade edildi. Kayyım yönetimlerinin yerel kaynakları merkezi çıkarlar doğrultusunda kullandığı, halkın sosyal, kültürel ve ekonomik ihtiyaçlarını göz ardı ettiği vurgulandı.
DEM Parti, kayyım sisteminin derhal sonlandırılmasını, seçilmişlerin görevlerine iadesini ve Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’na konulan tüm şerhlerin kaldırılmasını zorunlu gördüğünü açıkladı.

Eşbaşkanlık Sistemi Demokratik Toplumsallaşmanın Ekseni
Üçüncü bölümde, eşbaşkanlık sisteminin eşgüdüm, tamamlayıcılık ve ortak sorumluluk ilkelerine dayalı demokratik bir yönetim modeli olduğunun altı çizildi. Kadın özgürlüğünü ve toplumsal eşitliği esas alan bu modelin, erkek egemen yönetim biçimlerine karşı geliştirilmiş demokratik bir alternatif olduğu vurgulandı.
Eşbaşkanlık sisteminin sadece bir yönetim tekniği değil, toplumsal adalet, eşitlik ve dayanışma kültürünü güçlendiren bir toplumsallaşma modeli olduğu kaydedilerek, tüm toplumsal kesimlerin karar alma süreçlerine eşit katılımını güvence altına aldığı ifade edildi.

Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı İçin Şerhlerin Kaldırılması Çağrısı
Dördüncü bölümde, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın yerel yönetimlerin bağımsızlığını güvence altına alan uluslararası bir belge olduğuna dikkat çekildi. Türkiye’nin bu Şart’a koyduğu şerhlerin yerel özerkliği sınırladığı, halkın karar süreçlerine etkin katılımını engellediği ifade edildi.
Konferans, şerhlerin tamamen kaldırılmasını, Şart’ın eksiksiz uygulanmasını ve yerel demokrasinin uluslararası standartlarda kurumsal güvenceye kavuşturulmasını talep etti.


Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Atölyesi: Kadın Alanları Daraltılıyor
“Yerel Yönetimlerde Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Atölyesi” sonuçlarında, yerel yönetimlerde kadın dayanışma merkezlerinin, erkek egemen bürokrasi, merkeziyetçi siyaset ve kayyım politikaları nedeniyle işlevsizleştirildiği tespiti paylaşıldı.
Kadınların özneleştiği ve dayanışma kurduğu alanların daraldığı, toplumsal cinsiyet eşitliği çalışmalarının “aile temelli” ve cinsiyetçi bir dille yürütüldüğü, kadın örgütlerinin bütçe ve planlama süreçlerinden dışlandığı; hizmetlerin çok dilli ve kapsayıcı biçimde toplumsallaşamadığı belirtildi.
Afet, göç ve çatışma süreçlerinde kadınların, çocukların ve farklı kimliklerin en ağır biçimde etkilendiği; afet planlamalarının toplumsal cinsiyete duyarsız olduğu, destek mekanizmalarının hak temelli değil yardım temelli işlediği vurgulandı. LGBTİ+’ların yerel hizmetlere erişemediği, nefret söylemi ve dışlamanın iktidar ve muhalefet arasında da yeniden üretildiği ifade edildi.

Kadın Emeği, Bakım Yükü Ve Yapısal Engeller
Atölye sonuçlarında, kadınların yerel siyasete katılımı önünde yapısal engellerin sürdüğü; kadınların çoğu zaman sosyal hizmet alanlarına sıkıştırıldığı, adaylaşma süreçlerinde erkeklerle eşit imkânlara sahip olamadığı dile getirildi. Kadın emeğinin görünmez kılındığı, kayıt dışı bırakıldığı ve cinsiyetçi iş bölümüyle sömürüldüğü belirtildi.
Bakım emeğinin kadınları eve zincirlediği, ekonomik bağımsızlık olanaklarını sınırladığı; tüm bu sorunların kökeninde kadınların, göçmenlerin ve farklı kimliklerin iradesini yok sayan merkeziyetçi, erkek egemen ve kayyımcı yerel yönetim anlayışının yattığı vurgulandı.

Toplumsal Cinsiyet İçin Öneriler: Kadın Merkezlerinden Bütçeye
Sonuç ve öneriler bölümünde; toplumsal cinsiyet eşitliği politikalarının seçim vaadi olmaktan çıkarılıp belediyelerin tüm karar süreçlerine yerleşmesi istendi. Kadın dayanışma merkezlerinin kadınların sözünü kurduğu, örgütlendiği ve güçlendiği özerk alanlar olarak yeniden yapılandırılması, Kadın Politikaları Müdürlükleri’nin güçlendirilmesi ve bütçelerinin güvenceye alınması önerildi.
Hizmetlerin mahalle ölçeğinde, çok dilli ve kapsayıcı biçimde yaygınlaştırılması; kadın örgütlerinin bütçe, planlama ve karar süreçlerine yasal katılımının sağlanması, afet yönetiminin toplumsal cinsiyet perspektifiyle yeniden kurgulanması, belediyelerde afet birimleri içinde toplumsal cinsiyet alt birimleri kurulması talep edildi.
LGBTİ+ örgütlerine belediye alanlarının açılması, ayrımcılık karşıtı eğitimlerin yaygınlaştırılması, toplumsal cinsiyete duyarlı bütçelemenin yasal zorunluluk haline getirilmesi; kadın meclisleri ve halk toplantılarıyla katılımcı süreçlerin güçlendirilmesi istendi. Kadın emeğini özgürleştirecek kadın kooperatifleri, üretim atölyeleri, kent bostanları ve dayanışma ekonomileri, ücretsiz ve mahalle temelli bakım hizmetleri, devredilemez babalık izni gibi uygulamalar önerildi.


Demokratik Toplumcu Belediyecilik: Komünal Yerel Demokrasi Vurgusu
“Yerel Demokrasi ve Demokratik Toplumcu Belediyecilik Atölyesi” sonuçlarında, yerel demokrasinin güçlendirilmesinin toplumun demokratikleşmesinde en etkili alanlardan biri olduğu vurgulandı. Yerel demokrasi bilincinin, toplumsal farklılıkların ve çeşitliliklerin örgütlü toplum ve siyasal alana dahil edilmesine olanak tanıdığı, bu yönüyle meşru bir çözüm zemini sunduğu ifade edildi.
Âdem-i merkeziyetçilik, sosyo-ekonomik eşitlik, şeffaflık ve çok bileşenli karar alma yapılarının örgütlenmesinin hedeflendiği; temsili demokrasi yerine demokratik yönetim ve örgütlü komün toplumuna yönelik ilginin arttığı belirtildi. Demokratik ulus inşası perspektifiyle, farklı din, etnik köken, toplumsal cinsiyet ve sınıfsal kimlikleri eşitleyen, ekolojik ve özgürlükçü yapıların güçlendirilmesi gerektiği vurgulandı.
Sonuç ve önerilerde, eşbaşkanlık sisteminin yasal güvenceye alınması, yerel yönetimlerin mali ve idari özerkliğinin sağlanması, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’ndaki şerhlerin kaldırılması, demokratik ve anadilinde laik eğitim anlayışının güçlendirilmesi, kültür, sanat, dil ve sağlık politikalarının toplumcu bir anlayışla yürütülmesi çağrısı yapıldı.


Kent Hakkı Atölyesi: Kentler Sermaye Ve Kayyım Rejimine Teslim Edildi
“Kent Hakkı Atölyesi”nde, kent hakkının adalet, eşitlik, özgürlük ve katılım temelinde tüm yurttaşların kent yaşamından eşit biçimde yararlanma hakkı olduğu hatırlatıldı. Ancak günümüzde kentlerin iktidarların rant odaklı politikalarıyla sermaye gruplarına teslim edildiği, barınma, ulaşım, yeşil alan, eğitim, sağlık ve kültür haklarının piyasalaştırıldığı tespiti yapıldı.
Yerel yönetimlerin kamusal hizmet üretimindeki yetkilerinin daraltıldığı, kayyım rejimiyle halkın kent üzerindeki söz hakkının gasp edildiği, kamusal hizmetlerin özelleştirilmesine zemin hazırlandığı belirtildi. Yoksulluk, göç, deprem ve iklim krizi karşısında halkın yaşam koşullarının ağırlaştığı, kamu kaynaklarının sosyal adalet yerine çıkar çevrelerine aktarıldığı vurgulandı.

Kent Hakkı İçin Öneriler
Atölye, yerel yönetimlerin yardım dağıtan değil, hak temelli kurumlar olarak yeniden yapılandırılmasını, kayyım rejiminin son bulmasını, demokratik yerel özerkliğin kurumsallaşmasını önerdi. Kent meclisleri, mahalle forumları ve halk toplantılarının yaygınlaştırılması; kentsel politikaların belirlenmesinde kadınlar, gençler, engelliler, çocuklar ve farklı kimliklerin aktif katılımcı hale getirilmesi istendi.
Kentsel dönüşüm projelerinin rant temelli değil, yerinde, halkın katılımıyla ve ekolojik duyarlılıkla yürütülmesi; barınma hakkının anayasal güvenceye alınması, sosyal konut politikalarının geliştirilmesi, kamusal hizmetlerde özelleştirmenin durdurulması talep edildi.
Yerel yönetimlerin, kadın ve gençlik meclislerinin kararlarını bağlayıcı nitelikte ele alması, katılımcı bütçe anlayışı ve halk denetiminin kurumsallaştırılması gerektiği vurgulandı.


Ekoloji Atölyesi: Doğa Talanına Karşı Yerelden Mücadele
“Yerel Yönetimlerde Ekoloji Atölyesi” sonuçlarında, kapitalist modernitenin doğa üzerindeki tahribatının ekolojik sınırları zorladığı; kentlerin betonlaşması, su kaynaklarının kirlenmesi, hava kirliliği, tarım alanlarının yok edilmesi ve ormansızlaşmanın yaşamı tehdit eder boyuta ulaştığı ifade edildi.
Mevcut merkeziyetçi sistemin yerel yönetimlerin ekolojik politika üretmesini engellediği, çevre politikalarını bürokratik denetime hapsettiği, ekolojik yerel yönetim anlayışının ise doğayı sömürülecek kaynak değil yaşamın öznesi olarak gören politik bir hattı gerektirdiği vurgulandı.

Ekolojik Yerel Yönetim İçin Öneriler
Sonuç ve önerilerde; enerji, maden, HES, termik santral, taş ocağı gibi projelerde yerel halkın söz hakkının yasal güvenceye alınması, tarım alanları, ormanlar, kıyılar ve su kaynaklarının korunması, kent planlarının ekolojik önceliklerle hazırlanması talep edildi.
Atık yönetiminde geri dönüşüm ve yeniden kullanım politikalarının geliştirilmesi, toplu taşımanın yaygınlaştırılması, bisiklet yolları ve yaya dostu ulaşım altyapılarının güçlendirilmesi, belediyelerde ekoloji meclisleri kurulması, ekoloji örgütleriyle ortak karar mekanizmaları oluşturulması önerildi.
Enerji kooperatifleri, yerel üretim ve topluluk bahçelerinin desteklenmesi, ekoloji eğitiminin yaygınlaştırılması, çocuklar ve gençler için ekoloji temelli atölyeler düzenlenmesi ve kadınların ekolojik yaşamın öncüsü olarak karar alma mekanizmalarında etkin biçimde yer alması gerektiği belirtildi.


Genel Sonuç Ve Kamuoyuna Çağrı: “Yaşamı, Özgürlüğü Ve Demokrasiyi Yerelden Büyütüyoruz”
Yerel demokrasinin halk iradesinin en somut ifadesi olduğu belirtilen genel sonuç bölümünde, konferansın aşağıdaki ilkelerin hayata geçirilmesini kamuoyuna bir çağrı olarak sunduğu ifade edildi:

  • Kayyım politikalarına son verilmesi ve halk iradesinin tanınması,

  • Eşbaşkanlık sisteminin yasal güvenceye alınması,

  • Yerel yönetimlerin idari ve mali özerkliğinin sağlanması,

  • Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’ndaki şerhlerin kaldırılması,

  • Toplumsal cinsiyet eşitliği, ekoloji ve katılımcı bütçe ilkelerinin yerel yönetimlere yerleşmesi.

Bildirge, “DEM Parti, demokratik toplumun ve özgür yaşamın teminatının yerelden örgütlenmek olduğuna inanmaktadır. Toplumsal barış, eşit yurttaşlık ve adalet, halkın kendi kendini yönetmesiyle mümkündür. Yaşamı, özgürlüğü ve demokrasiyi yerelden büyütüyoruz” sözleriyle son buldu.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir