Paz. Şub 1st, 2026

Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

Cumartesi Annelerinden Güçlükonak Katliamında Hakikat Açıklansın, Cezasızlık Son Bulsun Çağrısı

⌈AHA⌉ Cumartesi Anneleri, 1085. haftalarında yaptıkları açıklamada, 1996 yılında Şırnak’ın Güçlükonak ilçesinde yaşanan ve 10 kişinin yaşamını yitirdiği katliamın aradan geçen 30 yıla rağmen aydınlatılmadığını belirterek adalet çağrısını yineledi. Açıklamada, adaletin sağlanmasının yalnızca bugüne ilişkin suçlarla değil, geçmişte işlenen ağır insan hakları ihlallerinin doğru, etkili ve bağımsız biçimde yargılanmasıyla mümkün olduğu vurgulandı.

Adaletin Sağlanması İçin İnkâr Ve Cezasızlık Son Bulmalı

Cumartesi Anneleri, kayıpların, katliamların ve ağır insan hakları ihlallerinin sürdürülmesini mümkün kılan inkâr ve cezasızlık pratiğinin sona erdirilmesi gerektiğini ifade etti. Açıklamada, geçmişte yaşanan insanlığa karşı suçların kabul edilmesi, hakikatin açığa çıkarılması ve adaletin sağlanmasının devletin temel yükümlülüğü olduğu belirtildi. 1085. haftada, 30 yıldır aydınlatılmayan ve fail ile sorumluları cezasızlıkla korunan Güçlükonak Katliamı için adalet talebiyle bir kez daha kamuoyuna seslenildiği kaydedildi.

Köylüler Gözaltında İşkenceyle Yaşamını Yitirdi

Açıklamada, 10–12 Ocak 1996 tarihlerinde askerlerin Şırnak’ın Güçlükonak ilçesine bağlı Çevrimli ve Yatağan köylerine baskın düzenlediği hatırlatıldı. Bu baskınlarda Abdullah İlhan, Ahmet Kaya, Ali Nas, Neytullah İlhan, Halit Kaya ve Ramazan Oruç’un evlerinden gözaltına alındığı belirtildi. Gözaltına alınan altı köylünün Taşkonak Jandarma Taburu’na götürüldüğü ve burada ağır işkenceye maruz bırakılarak yaşamlarını yitirdiği ifade edildi.

“Serbest Bırakılacaklar” Denilerek Minibüs İstendi

Cumartesi Anneleri, 15 Ocak 1996 tarihinde jandarmanın Koçyurdu köy muhtarı ve aynı zamanda korucu olan Mehmet Öner’i aradığını ve gözaltındakilerin serbest bırakılacağını söyleyerek onları almak üzere tabura bir minibüs gönderilmesini istediğini aktardı. Durumdan şüphelenen Öner’in, sürücüyü yalnız göndermek istemediği, bu nedenle korucular Hamit Yılmaz, Abdülhalim Yılmaz ve Lokman Özdemir ile birlikte Ramazan Nas’ın kullandığı 56 AH 320 plakalı minibüsle Taşkonak Jandarma Taburu’na gittiği belirtildi.

Tanık Bırakmamak İçin Korucular Da Öldürüldü

Açıklamada, yalnızca minibüs ve sürücüsünü bekleyen askerlerin, tanık bırakmamak amacıyla korucuları da öldürdüğü ifade edildi. Daha önce öldürülen altı köylüyle birlikte toplam 10 kişinin cansız bedeninin minibüsün koltuklarına bağlandığı, başlarına çuval geçirildiği kaydedildi. Minibüsün, Ramazan Nas’ın direksiyonunda, jandarmanın kontrolünde yola çıkarıldığı; güzergâhın askerler tarafından trafiğe kapatıldığı belirtildi.

Tamamen Kontrol Altındaki Yolda Ağır Silahlı Saldırı

Cumartesi Anneleri, tamamı güvenlik güçlerinin kontrolünde olan yolda minibüse ağır silahlarla saldırı düzenlendiğini aktardı. Saldırı sonucunda minibüsle birlikte içindeki cansız bedenlerin de yandığı, bedenlerin neredeyse kül olduğu ifade edildi. Açıklamada, yanan bedenlerin ailelere teslim edilmediği, güvenlik güçleri tarafından toplu halde gömüldüğü belirtildi. Buna karşın, yanan bedenlere ait kimliklerin hiçbir zarar görmemiş halde güvenlik güçleri tarafından ailelere teslim edildiği vurgulandı.

Resmî Açıklama İle Tanık Anlatımları Çelişti

Genelkurmay’ın yaptığı resmî açıklamada, ilçeden evlerine gitmekte olan köylülerin PKK’nin saldırısına uğradığının iddia edildiği hatırlatıldı. Ancak köylülerin yakınları ve olayın tanıklarının, yaşanan katliamdan devleti sorumlu tuttuğu ifade edildi.

İnceleme Heyeti Devleti Sorumlu Tuttu

Bu gelişmeler üzerine aydın ve sanatçılardan oluşan Barış İçin Bir Arada Çalışma Grubu’nun 13 Şubat’ta katliamı incelemek üzere Güçlükonak’a gittiği belirtildi. Heyetin yaptığı incelemelerin ardından katliamın devlet güçleri tarafından gerçekleştirildiğini açıkladığı ve Genelkurmay Başkanlığı hakkında suç duyurusunda bulunduğu aktarıldı.

Bakanın Yıllar Sonra Gelen İtiraf Niteliğindeki Sözleri

Açıklamada, dönemin Devlet Bakanı Adnan Ekmen’in katliamdan 13 yıl sonra basına yansıyan, “Olayı araştırınca arkasından devlet çıktı, JİTEM’in işiydi, söyleyemedik” ve “Gerçeği bildiğim hâlde bunu kamuoyuyla paylaşamadığım için vicdanen rahatsızım” sözlerinin hatırlatıldığı belirtildi. Bu açıklamaların, Güçlükonak Katliamı’nın devletin sorumluluğu dâhilinde gerçekleştiği ve üzerinin bilinçli biçimde örtüldüğü yönündeki iddiaları teyit ettiği ifade edildi.

AİHM Kararına Rağmen Cezasızlık Sürdü

Cumartesi Anneleri, tüm girişimlerine rağmen iç hukukta etkili bir başvuru yolu bulamayan ailelerin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurduğunu hatırlattı. AİHM’in, Türkiye’yi etkin soruşturma yükümlülüğünü yerine getirmediği ve ailelerin ulusal bir merci önünde etkili başvuru hakkını ihlal ettiği gerekçesiyle mahkûm ettiği belirtildi. Ancak bu karara rağmen iç hukukta cezasızlığın devam ettiği, bunun yalnızca ailelerin adalet arayışını değil, toplumun hakikat ve adalet talebini ve hukuk devleti beklentisini de yok saydığı vurgulandı.

“Failler Yargılansın, Hakikat Açığa Çıkarılsın”

Güçlükonak Katliamı’nın 30. yılında bir kez daha çağrı yapan Cumartesi Anneleri, devletin yükümlülüğünün suçun üzerini örtmek değil, hakikati tüm açıklığıyla ortaya çıkarmak olduğunu ifade etti. Açıklamada, Güçlükonak Katliamı’na ilişkin derhâl etkili bir soruşturma başlatılması, sorumluların yargı önüne çıkarılması ve toplumun hakikati öğrenme hakkının güvence altına alınması talep edildi.

Cumartesi Anneleri, aradan kaç yıl geçerse geçsin Abdullah İlhan, Ahmet Kaya, Ali Nas, Neytullah İlhan, Halit Kaya, Ramazan Oruç, Hamit Yılmaz, Abdülhalim Yılmaz, Lokman Özdemir, Mehmet Öner, Ramazan Nas ve tüm kayıplar için adalet istemekten ve devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceklerini belirtti.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir