İkrar, Yol ve Yeniden Doğuş
⌈Hasan Subaşı⌉
Alevilik, herhangi bir inanç kümesi ya da kültürel aidiyet biçimi değildir. O; pir, ana ve talip arasında kurulan ikrar bağı üzerinden kendini var eden, sürekliliğini bu bağın ahlaki, ontolojik ve toplumsal yükümlülükleriyle sürdüren bir yoldur. Bu nedenle Alevilik, başına ya da sonuna ekler getirilerek tanımlanabilecek, başka inanç ve kimliklerle yamalanabilecek bir yol ve inanç değildir. Çünkü Aleviliğin kendi iç bütünlüğü, kendi kavramları, kendi yol ilkeleri, kendi işleyişi, anlayışı ve kendi hakikati vardır.
Alevi olmak, doğumla kazanılan bir statü değil; ikrarla üstlenilen bir varoluş halidir. Alevi ana-babadan doğmak, insanı ancak Alevi bir ailenin çocuğu yapar; fakat onu yol talibi kılmaz. Yol talibi olmak, ikrar ceminde dara durmayı ve bilinçli bir teslimiyetle yola söz vermeyi gerektirir. Çünkü ikrar verilmeden Alevi olunmaz. İkrar, basit bir söz verme edimi değildir. O; canın kendisiyle, pirle, anayla, yol ile ve toplulukla kurduğu çok katmanlı bir bağdır. Bu bağ, bireyi yalnızca yolun içine almaz; aynı zamanda ona ağır bir sorumluluk yükler. İkrar veren can, artık ikrarına bağlı kalarak Alevi yolunda yürümekle mükelleftir. İkrarından dönen ise “düşkün” ilan edilir; çünkü ikrardan dönüş, yolun reddidir ve yolun reddi Alevi olmanın sona ermesidir.
İkrar meydanı, arınmışların değil; ham olanların meydanıdır. Can, bu meydana kiriyle, pasıyla, çiğliğiyle, benliğiyle gelir. Yol, kusursuzluk talep etmez; dönüşüm talep eder. İkrar, işte bu dönüşümün eşiğidir. İkrar verildiği anda teslimiyet ve rıza gerçekleşir. Bu an, Alevi öğretisinde bir “yol ölümü”dür. Bu yol ölümü, “ölmeden önce ölmek” felsefesinin somutlaşmış halidir. Can, eski benliğini, kibirle örülmüş varlığını ve ben-merkezli bilincini bu eşikte bırakır. Yol ölümü fiziksel değil; ontolojik bir ölümdür. Bu ölümden sonra can, kendini yeniden yaratır ve yolda talip olarak yeniden doğar. Bu doğum biyolojik değil; bilinçsel ve ahlaki bir doğumdur. Yol doğumunu yaşayan can, artık çiğlikten olgunluğa, hamlıktan kemale doğru yürür. Benlikten arınır, rızasız lokmadan uzak durur, bireysel çıkar yerine toplumsal rızayı esas alır. Alevi değerleriyle bütünleşmek, işte bu süreçte gerçekleşir. Yol, canı yalnızca dönüştürmez; onu toplumsal bir özne haline getirir.
Alevilikte kadın–erkek ayrımı yoktur; canlar vardır. Kadın, erkek ve tüm canlar; bir pire, bir anaya ve bir mürşide bağlanarak çıktıkları bu yolda her gün biraz daha kamilleşir. Kamillik, üstünlük değil; hiçliğe yaklaşmaktır. Benlikten kurtulup birliğe varan can, “hiçlik meydanı”nda toplumsal rızalık düzeninin ve hakikatin savunucusu olarak dile gelir. Bu nedenle Alevilik, bireysel kurtuluş öğretisi değildir. O; rızaya dayalı bir toplumsal düzenin, eşitliğin, adaletin ve hakikatin yoludur. İkrar, bu yolun kapısıdır; yol ölümü, bu kapıdan geçiştir; yeniden doğuş ise Aleviliğin canı kamil insan kılan asli momentidir.
Alevi yoluna talip olmak, doğmakla değil; ikrarla başlar ve ancak ikrara sadakatle sürer.

Sevgili Canlar, yoluna ve ikrarına bağlı olan her Alevi kendisini Alevi Haber Ağı’nın doğal bir muhabir olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu Cemevi’nde ve sokakat haber niteliği taşıyan her durmla ilgili bize görsel veya yazılı haber göndermelidir.
Bu istemimiz Alevi kurum yöneticilerimiz içinde geçerlidir.
Alevi Haber Ağı: Gerçekleri yazacak… Geçekler yazılırken sende katkını sun can…
Saygılar, sevgiler