Pts. May 25th, 2026

Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

Lübeck’te Irkçılığa Karşı Notlar Yükseliyor: “İnsan Onuru Dokunulmazdır!”

⌈Server Gökduman- Lübeck⌉ Lübeck sokakları, 13 Mart sabahı sadece baharın gelişini değil, insanlığın ortak vicdanının haykırışını selamladı. 35. Irkçılığa Karşı Mücadele ve Kültür Günleri, Belediye Başkanı Jan Lindenau’nun belediye binası önünde ırkçılık karşıtı bayrağı göndere çekmesiyle başladı. Ancak asıl ruh, tarihi Şehir Kütüphanesi’nin duvarları arasında, Anadolu’nun kadim nefesi ve evrensel insani değerlerin buluştuğu o büyülü akşamda vücut buldu.

Bir Duruşun Sesi: Anadolu Kollektifi
​Açılış programında sahne alan, şef Selim Gökduman yönetimindeki Lübeck Alevi Toplumu – Anadolu Kollektifi Korosu, sadece şarkı söylemeye değil; bir hakikati haykırmaya gelmişti. Koro adına söz alan öğretmen Adem Erdal, salonu dolduran misafirlere hitaben yaptığı konuşmada, ırkçılığın artık kapalı kapılar ardında değil, toplumun merkezine sinsi bir sarmaşık gibi yayıldığına dikkat çekti.


Erdal’ın şu sözleri, gecenin manifestosu niteliğindeydi:
​”Açık ve özgür bir toplum kendiliğinden var olmaz. O, ancak insanların duruş gösterdiği, itiraz ettiği ve ‘Buraya kadar!’ dediği yerde filizlenir.”
​Alman Anayasası’nın temel taşı olan “İnsan onuru dokunulmazdır” ilkesini hatırlatan Erdal, bu cümlenin sadece hukuki bir metin değil, geçmişin acılarından süzülen ahlaki bir borç olduğunu vurguladı.

​Notalarla Örülen Barış Köprüsü
​Müzikal program, edebiyatın ve müziğin dev isimlerinin eserleriyle adeta bir insanlık dersine dönüştü. Zülfi Livaneli’nin, Nazım Hikmet’in dizelerinden bestelediği “Bulut mu Olsam” ile başlayan dinleti, bireysel kimliklerin ötesine geçip “bütün bir deniz olma” arzusunu salonun her köşesine yaydı.

Ardından gelen “Bir Sevmek Bin Defa Ölmekmiş” ile seyirciyle tek yürek olan koro, “Kurşun Türküye Neyler” ile vicdanları sorgulattı, “Gurbet” ile aidiyet duygusuna dokundu. İkinci bölümde ise sınırları aşan bir kardeşlik selamı vardı: Türkçe ve Kürtçe seslendirilen “Sürgün (Birindarim)”, ardından Sabahattin Ali’nin ölümsüz eseri “Leylim Leylim” ile salon coşkuyla dalgalandı. *”Kan Çiçekleri”*nin melankolik sevgisi ve Neşet Ertaş’ın *”Yolcu”*su, bizlere bu dünyada hepimizin birer yolcu olduğunu, ancak onurlu bir yolculuğun ancak birlikte mümkün olacağını hatırlattı.

Çocukların Korkusuna Umutla Yanıt Vermek
​Gecenin en sarsıcı anı, final şarkısından önce Adem Erdal’ın bir öğretmen kimliğiyle paylaştığı gözlemlerdi. Sosyal medyanın manipülasyonu altında, savaş korkusuyla titreyen, “Üçüncü Dünya Savaşı mı çıkacak?” diye soran öğrencilerin tedirginliğini dile getiren Erdal, yetişkinlerin ve toplumun sorumluluğunu şu sözlerle hatırlattı:
“Çocukların korkularını görmezden gelemeyiz. Bizim görevimiz onlara sadece bilgi vermek değil, daha iyi bir gelecek için umut aşılamaktır. Ayırmak yerine köprüler kurmalıyız.”

Final: Güneşli Günlere İnananlar Ayakta
​Programın finali, Nazım Hikmet’in o meşhur umut çığlığıyla yapıldı: “Çocuklar inanın, inanın çocuklar; güzel günler göreceğiz, güneşli günler…” Bu şarkı bir veda değil, bir sözleşmeydi. Tüm salonun ayakta alkışladığı bu anlar, Lübeck’ten dünyaya yayılan bir kardeşlik ilanıydı.

​Lübeck 35. Irkçılığa Karşı Mücadele Haftası, sadece bir etkinlik dizisi olarak değil; müziğin gücüyle harmanlanmış, kararlı ve tavizsiz bir direniş ruhuyla başladı. Şimdi sorma sırası bizde: Çocuklarımıza güneşli günler bırakmak için bugün hangi köprüyü kuracağız?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir