MAYIS: TÜRKİYE HALKLARININ HAFIZASINDA ACI, SEVDA VE İSYANIN AYI
⌈Fırat Deniz⌉
Mayıs, takvimde yalnızca bir bahar ayı değildir. Bu topraklarda Mayıs; acının, direnişin, sevdanın ve isyanın ortak adıdır. Çiçeklerin açtığı, doğanın canlandığı bu ay; aynı zamanda Türkiye’nin yakın tarihine kazınmış büyük kayıpların, halkın belleğinde silinmeyen yaraların ve özgürlük uğruna ödenen ağır bedellerin simgesidir. Mayıs ayı, emekçilerin, devrimcilerin, gençliğin ve halkın hafızasında yalnızca mevsimsel bir geçiş değil; aynı zamanda toplumsal mücadele tarihinin en çarpıcı dönemeçlerinden biridir.
1 Mayıs, dünya işçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma günü olarak kutlanırken; Türkiye’de de emeğin, alın terinin ve eşitlik arayışının sembolü olmuştur. Ancak bu anlamlı gün, özellikle 1977 Taksim Meydanı’nda yaşanan katliamla, sadece bayram değil aynı zamanda büyük bir yas gününe dönüşmüştür. Meydanlarda haklarını, ekmeklerini ve özgürlüklerini savunmak için bir araya gelen insanlar; kurşunlarla, panzerlerle ve karanlık provokasyonlarla susturulmak istenmiştir. O gün toprağa düşenler, yalnızca bireyler değil; emeğin onuru ve adalet talebiydi. Bu nedenle 1 Mayıs, Türkiye’de hem direnişin hem de bedel ödemenin adıdır.

4 Mayıs, 1937–38’de Dersim Soykırımı’ndan dolayı Alevilerin kara günüdür. On binlerce insanın katledildiği Dersim Soykırımı, Alevi halkının hafızasında silinmez bir yaradır. Dersim Soykırımı, planlı politikalarla adım adım hazırlanmış, on binlerce insanın yaşamına mal olmuş büyük bir kırımdır. Bu nedenle 4 Mayıs, Alevi kurumları ve Dersim örgütleri tarafından kara gün olarak ilan edildi.

6 Mayıs 1972 ise Türkiye halklarının hafızasında derin bir yara olarak yaşamaktadır. Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan… Üç genç devrimci, bağımsızlık, eşitlik ve özgürlük idealleri uğruna idam sehpasına gönderildi. Onlar, yalnızca üç insan değil; bir kuşağın umutları, cesareti ve başka bir ülke hayaliydi. Darağacına giderken bile inançlarından vazgeçmeyen bu üç fidan, Türkiye’nin devrimci tarihinde ölümsüzleşti. İdam edilmeleri, bir dönemin gençlik hareketine vurulmak istenen darbe olsa da; düşünceleri ve mücadeleleri halkın hafızasında yaşamaya devam etti.
6 Mayıs, devrimci mücadelede yaşamını yitirenlerin anılarıyla; 18 Mayıs ise İbrahim Kaypakkaya’nın işkencede katledilişiyle ayrı bir anlam kazanır. Kaypakkaya, yalnızca politik bir figür değil; işkenceye boyun eğmeyen direncin sembollerinden biridir. Günlerce ağır işkencelere maruz bırakılmasına rağmen geri adım atmayan duruşu, Türkiye’de devlet şiddetine karşı direnişin en çarpıcı örneklerinden biri olarak tarihe geçti.

Mayıs ayını böylesine derin kılan şey; bu tarihlerde yaşananların birbirinden kopuk değil, ortak bir mücadele tarihinin parçaları olmasıdır. Darağaçları, zindanlar, işkencehaneler, yargısız infazlar… Bütün bunlar; halkın özgürlük, eşitlik ve adalet taleplerini bastırmak için kullanılan yöntemler olarak hafızalara kazındı. Ancak tarih göstermiştir ki baskı, halkların belleğini silememiştir. Tam tersine, yaşanan her acı yeni bir hatırlama, yeni bir direnme biçimine dönüşmüştür.
Mayıs bu yüzden yalnızca hüzün değildir. Aynı zamanda sevdadır. Çünkü bu ülkede daha güzel bir yaşam düşlemek, halkı sevmek, adalet istemek çoğu zaman büyük bedelleri göze almayı gerektirmiştir. Denizlerin, Yusufların, Hüseyinlerin, İbrahimlerin ve emek mücadelesinde yitirilenlerin ortak noktası; bu ülkeye, bu halka ve insanlığın daha eşit yarınlarına duydukları büyük sevgidir.
Ve Mayıs, isyandır. Unutmaya, unutturmaya, korkuya ve teslimiyete karşı bir isyan… Her yıl yeniden gelen bu ay; meydanlarda, şiirlerde, türkülerde, duvar yazılarında ve anmalarda aynı soruyu diri tutar: “Unutulur mu?”
Cevap nettir: Hayır. Unutulmaz.
Çünkü Mayıs, Türkiye halklarının toplumsal hafızasında yalnızca geçmişin değil; geleceğin de adıdır. Acılar unutulmasın diye, bedeller boşa gitmesin diye, sevda yarım kalmasın diye ve isyan hep diri kalsın diye… Mayıs her yıl yeniden gelir; hatırlatır, sorgulatır ve mücadeleyi büyütür.
Bu yüzden Mayıs; acılarımızın, sevdamızın ve isyanımızın ayıdır. Unutulmayanların, unutturulmayanların ayı…

Sevgili Canlar, yoluna ve ikrarına bağlı olan her Alevi kendisini Alevi Haber Ağı’nın doğal bir muhabir olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu Cemevi’nde ve sokakat haber niteliği taşıyan her durmla ilgili bize görsel veya yazılı haber göndermelidir.
Bu istemimiz Alevi kurum yöneticilerimiz içinde geçerlidir.
Alevi Haber Ağı: Gerçekleri yazacak… Geçekler yazılırken sende katkını sun can…
Saygılar, sevgiler