SİYASET GÜNLERİ GELİP ÇATMADAN…
⌈Özgür Kaplan⌋
Alevi örgütlülüğü, herhangi bir siyasal hesabın dar alanına sığdırılacak kadar küçük bir miras değildir. Bizim yolumuz, yalnızca bugünün çıkar dengeleriyle, koltuk hesaplarıyla, siyaset koridorlarında kurulan geçici yakınlıklarla açıklanamaz! Çünkü Alevilik, tarih boyunca yalnızca inanç olarak değil, aynı zamanda bir ahlak, bir rıza düzeni, bir vicdan ve bir toplumsal direnç biçimi olarak var olmuştur.
Bu nedenle Alevi örgütlerinin yegane terazisi, siyasetle ilişki kurarken kendi yol ölçüsü, kendi erkanı, kendi bağımsız vicdanı olmalıdır. Çünkü siyasetle ilişki kurmak başka bir şeydir, siyasetin gölgesine sığınarak yolun ortak aklını zedelemek başka bir şeydir.
Örneğin Çepni Alevileri ile Tahtacı Alevileri arasında, Arap Alevileri ile Kızılbaşlar ya da Bektaşiler ile Caferiler arasında tarihsel bir hesaplaşma yoktur. Elbette her topluluğun kendi tarihsel dokusu, inanç yorumu, ritüeli, dili ve yaşam biçimi vardır. Ama bunlar yolun zenginliğidir, sürek farklarıdır, hiçbir zaman kavga sebebi olmamıştır.
Bugün Alevi örgütlerinde yaşanan sorunların neredeyse tamamı, sürek farklılıklarından değil, siyasetle kurulan ölçüsüz, kontrolsüz ve seviyesiz ilişkilerden kaynaklanmaktadır.
İşte asıl kırılma da burada başlamaktadır.
Örgütlerdeki bir kadro, başka bir kadroyla sürek farkından, memleketinden, ocağından ya da erkanından dolayı sorun yaşamıyor. Bir cemevi, başka bir cemeviyle semahın nasıl dönüldüğü ya da lokmanın paylaşımının nasıl yapıldığından dolayı tartışmaya girmiyor. Bir kurum, başka bir kurumla Hızır orucunun niyetinden, Muharrem’in mateminden, cem meydanının edebinden dolayı herhangi bir gerginlik yaşamaz.
İstisnasız yaşadığımız tüm tartışmalar, siyasal angajmanların örgüt iradesinin önüne geçmesiyle başlıyor.
Alevi örgütlülüğü, siyasetin arka ya da ön bahçesi değildir. Birilerinin güç alanı, bir kişinin kariyer basamağı hiç değildir. Alevi kurumları, tarihin ağır bedellerinden süzülerek gelmiş bir halkın iradesinin mekanlarıdır. Siyasetle ilişki elbette kurulacaktır, kurulmalıdır da. Çünkü Alevilik, hayatın dışında duran, dünyadan elini eteğini çekmiş bir inanç değildir. Örneğin zorunlu din derslerine karşı söz söylemek siyasaldır. Cemevlerinin yasal statüsünü talep etmek, eşit yurttaşlık hakkını savunmak siyasaldır. Diyanet’in ve Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığının varlığına itiraz etmek siyasaldır. Madımak Oteli’nin utanç müzesi olması ve katliamlarla yüzleşilmesini istemek siyasaldır. Devletin inancı biçimlendirme çabasına karşı durmak da siyasaldır.
Ama bunların hiçbiri, Alevi örgütlerinin kendi bağımsız aklını bir siyasetin aklına teslim etmesini gerektirmez.
Çünkü yolun siyaseti vardır ama yolun siyasallaştırılmış çıkar düzenine teslimiyeti yoktur.
Bugün örgütlerimizde yaşanan kırgınlıkların, küskünlüklerin, ayrışmaların ve güvensizliklerin önemli bir bölümü, tam da bu ölçünün kaybolmasından doğmaktadır. İnsanları siyasal yakınlık ve uzaklığa göre değerlendirmeye başlandığında, liyakat yerine hizip, rızalık yerine kulis, yol edebi yerine ideolojik refleks geçtiğinde, orada artık sorun inançsal değil, ahlakidir.
Unutmayalım ki Pir Sultan Abdal’ı bugünlere taşıyan şey, herhangi bir iktidara yakınlığı değildi. Şah Kalender Çelebi’yi tarihsel bir duruş haline getiren şey, siyasette kabul görme kaygısı değildi. Onları var eden şey, hakikatin yanında durmalarıydı. Bedeli ne olursa olsun, yolun ahlakını siyasal korkuların ve çıkar hesaplarının önüne koymalarıydı.
Bugün bize düşen sorumluluk tam da budur işte.
Siyasetle kurulan kontrolsüz ilişkilere artık açık ve net bir sınır çekmelidir. Bu sınır çekilmediğinde, yolun ortak aklı dış müdahalelere açık hale gelmektedir.
Yani biz birbirimize daraldıkça yolu daraltıyoruz aslında.
Biz birbirimizi siyasal kampların diliyle yargıladıkça hakikat inciniyor.
Biz örgütlerimizi siyaset hesabına teslim ettikçe rızalık zedeleniyor.
O nedenle bugün en büyük görevimiz, Alevi örgütlülüğünü yolun asli ölçüsünde tutmaktır.
Siyasetle yolun dili ile ve yol adına konuşmalıyız.
Çünkü Alevi örgütlülüğü, kendi tarihinin, yolun, rızalığın, emeğin, hakikatin ve halkın örgütlülüğüdür.
Yolun ışığına güvenerek yürüyenleri hiç bir karanlık teslim alamaz.
Başaracağız.

Sevgili Canlar, yoluna ve ikrarına bağlı olan her Alevi kendisini Alevi Haber Ağı’nın doğal bir muhabir olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu Cemevi’nde ve sokakat haber niteliği taşıyan her durmla ilgili bize görsel veya yazılı haber göndermelidir.
Bu istemimiz Alevi kurum yöneticilerimiz içinde geçerlidir.
Alevi Haber Ağı: Gerçekleri yazacak… Geçekler yazılırken sende katkını sun can…
Saygılar, sevgiler