Nefretin Rengi Değil, İnsanlığın Sesi Kazanacak
⌈Sabri Kalkan⌉
Toplumların karakteri, en çok güçsüzlere, farklı olanlara ve kendilerini savunamayacak durumda olanlara nasıl davrandıklarıyla ölçülür. Toprak Ana’ya sır ettiğimiz canlar artık kendi sözlerini söyleyemezler. Bu nedenle gülistanlara gösterilen saygı, aslında yaşayanların vicdan seviyesini gösteren en önemli ölçülerden biridir.
Bir gülistanı işaretlemek, bir gülistan taşına boya sürmek ya da bir inancın kutsal kabul ettiği değerlere zarar vermek, ilk bakışta küçük bir eylem gibi görülebilir. Oysa bu tür davranışlar, insanlığın binlerce yılda oluşturduğu ortak ahlakın reddidir. Çünkü gülistanlar, düşmanlığın bile son bulması gereken yerlerdir. Toprak Ana’ya emanet edilmiş canların huzurunu bozan her tutum, aslında yaşayanların ortak vicdanına yönelmiş bir darbedir.
Kiel Alevi Gülistanı’nda yalnızca Alevilere ait hatıraların hedef alınması da bu nedenle sıradan bir vandallık olarak görülemez. Burada mesele sadece taşlar, boya ya da semboller değildir. Mesele; bir topluluğun hafızası, inancı, kültürü ve eşit yurttaşlık hakkıdır.
Olayın zamanlaması ise ayrıca üzerinde düşünülmesi gereken bir husustur. Alevi toplumunun Kerbela’nın acısını ve adalet arayışını andığı matem günlerinde, aynı zamanda Sivas Madımak Pir Sultan şehitlerini anmaya hazırlanırken ve Çorum Katliamı’nın acıları hâlâ yüreklerde tazeliğini korurken böyle bir eylemin gerçekleşmesi tesadüf olarak görülemez. Toplumsal hafızanın en hassas olduğu, yasın ve hatırlamanın derinleştiği bir dönemde yapılan bu tür girişimler son derece manidardır. Çünkü acıların hatırlandığı zamanları hedef almak, yalnızca gülistanları değil, bir toplumun hafızasını, yasını ve manevi değerlerini hedef almaktır.
Tarih bize açık bir ders verir: Nefret hiçbir zaman gülistanlarda başlamaz. Önce zihinlerde başlar; “biz” ve “onlar” ayrımıyla büyür. Farklı olana karşı tahammülsüzlükle derinleşir. Sonra sembollere yönelir, ardından insanlara uzanır. Bu yüzden en küçük nefret işaretini bile görmezden gelmek, daha büyük yaraların kapısını aralamaktır.
Bugün dünyanın birçok yerinde yaşanan çatışmaların kökeninde aynı yanlış vardır: İnsanların birbirini tanımadan yargılaması, anlamadan ötekileştirmesi ve dinlemeden hüküm vermesi. Oysa insanlık ilerledikçe yok etmeyi değil, birlikte yaşamayı öğrenmiştir. Medeniyet tam da budur.
Alevi yolunun yüzyıllardır taşıdığı “İncinsen de incitme” öğüdü, yalnızca bir inanç ilkesi değil, evrensel bir insanlık çağrısıdır. Çünkü gerçek erdem; kendisi gibi düşünene değil, farklı olana da insan olduğu için değer verebilmektir. İnsan haklarının özü, demokrasinin temeli ve birlikte yaşamanın şartı budur.
Bugün gülistanları işaretleyenler şunu bilmelidir: İnsan onuru korkuyla bastırılamaz. Tarih boyunca nefretle kurulan hiçbir düzen kalıcı olmamıştır. Güçlü görünen baskılar yıkılmış, korku düzenleri çözülmüş, nefret dilleri tarihin karanlık sayfalarına karışmıştır. Kalıcı olan yalnızca vicdan, adalet ve insanlık olmuştur.
Bu vesileyle Kiel Alevi Gülistanı’na yönelik gerçekleştirilen bu çirkin saldırıyı ve nefret içerikli eylemi en güçlü şekilde kınıyoruz. Çünkü bu saldırı yalnızca mezar taşlarına sürülen boya, çizilen işaretler ya da tahrip edilen sembollerle açıklanabilecek basit bir olay değildir. Bu saldırı, birlikte yaşama kültürüne, inanç özgürlüğüne, insan onuruna ve toplumsal barışa yönelmiş açık bir saygısızlıktır.
Hiçbir demokratik toplumda, hiçbir inanç grubu korkutularak, ötekileştirilerek ya da kutsallarına saldırılarak susturulamaz. İnsan hakları, inanç özgürlüğü ve eşit yurttaşlık ilkeleri; nefretin, ayrımcılığın ve düşmanlığın üzerinde yer alan evrensel değerlerdir. Bu değerlere yönelik her saldırı, yalnızca mağdur edilen topluluğa değil, toplumsal barışa ve ortak geleceğimize yönelmiş bir tehdittir.
Bu tür eylemleri gerçekleştirenler şunu bilmelidir ki; korku üretmeye çalışan her girişim, aslında kendi ahlaki yoksulluğunu ortaya koymaktadır. İnsanların mezarlarına saldırmak cesaret değil, tam aksine vicdani ve insani değerlerden uzaklaşmanın göstergesidir. Gerçek cesaret, farklı olana tahammül gösterebilmekte, farklı düşünene saygı duyabilmekte ve birlikte yaşama iradesini savunabilmektedir.
Her neslin önünde bir tercih vardır: Ya korkunun ve nefretin diline teslim olunacak ya da insanlığın ortak değerleri savunulacaktır. Bu tercih yalnızca bir topluluğun değil, bütün insanlığın sorumluluğudur. Çünkü bir haksızlığa sessiz kalanlar, yarın aynı haksızlığın kendilerine yönelmesine engel olamazlar.
Tam da bu nedenle bugün ihtiyaç duyulan şey öfkeyi büyütmek değil, insanlığın ortak vicdanını güçlendirmektir. Çünkü Toprak Ana’ya sır ettiğimiz canlara gösterilen saygı, aslında toplumun hangi değerler üzerinde yükseldiğini gösterir. Yas günlerine saygı duymayan anlayış, toplumsal barışı da zedeler. Hafızayı korkutarak susturmak mümkün değildir; aksine bu tür girişimler, adalet ve eşitlik taleplerini daha görünür hale getirir.
Yetkili makamların bu olayı bütün yönleriyle aydınlatması, sorumluların hukuk önünde hesap vermesini sağlaması ve benzer nefret suçlarının tekrar yaşanmaması için gerekli tedbirleri alması, yalnızca Alevi toplumuna karşı değil, demokratik hukuk devletinin temel ilkelerine karşı da bir sorumluluktur.
Aynı zamanda vicdan sahibi herkesi, hangi inançtan, hangi kimlikten veya hangi görüşten olursa olsun, nefret ve ayrımcılık karşısında ortak bir duruş sergilemeye davet ediyoruz. Çünkü sessizlik nefreti cesaretlendirir, dayanışma ise onu etkisiz kılar. Toplumsal barış; farklılıkların yok sayılmasıyla değil, farklılıkların eşit ve onurlu biçimde kabul edilmesiyle mümkündür.
Bu nedenle mesele yalnızca bir gülistan meselesi değildir. Mesele, geleceğe nasıl bir dünya bırakacağımızdır: Korkunun büyüdüğü bir dünya mı, yoksa dayanışmanın güçlendiği bir dünya mı?
Cevap aslında açıktır. İnsanlık, gülistanlara saygı göstermeyi öğrendiği gün medeniyet yoluna girmiştir. Farklı inançlara saygı göstermeyi öğrendiği gün büyümüştür. Nefret yerine vicdanı seçtiği gün ise insan olmanın hakikatine yaklaşmıştır.
Bu yüzden verilmesi gereken ders nettir: Gülistanlara bırakılan nefret izleri geçicidir; insanlığa bırakılan izler kalıcıdır. Boyalar silinir, taşlar onarılır, fakat insanlık adına verilen mücadele ve bırakılan ahlaki miras yaşamaya devam eder. Karanlık ne kadar gürültülü olursa olsun, sonunda yönü belirleyen ışık olacaktır.
Çünkü tarihin hükmü değişmez: Nefret geçicidir, insanlık kalıcıdır. Korku geçicidir, adalet kalıcıdır. Ayrımcılık geçicidir, kardeşlik kalıcıdır.
Ve sonunda kazanan, nefretin rengi değil, insanlığın sesi olacaktır.
Aşk ile


Sevgili Canlar, yoluna ve ikrarına bağlı olan her Alevi kendisini Alevi Haber Ağı’nın doğal bir muhabir olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu Cemevi’nde ve sokakat haber niteliği taşıyan her durmla ilgili bize görsel veya yazılı haber göndermelidir.
Bu istemimiz Alevi kurum yöneticilerimiz içinde geçerlidir.
Alevi Haber Ağı: Gerçekleri yazacak… Geçekler yazılırken sende katkını sun can…
Saygılar, sevgiler