MADIMAK KATLİAMI: 33 CAN, 33 HAYAT
⌈Avukat Zeki Rüzgar⌉
Sivas’taki Madımak Oteli’nde 2 Temmuz 1993 tarihinde işlenen katliamın 33. yıl dönümü.
Bugüne kadar bu katliam üzerine on binlerce makale kaleme alındı. Belgeseller yapıldı. Sayısız panel ve etkinlik düzenlendi.
Bugüne kadar yapılmış en önemli çalışmalardan biri, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) tarafından hazırlanan Madımak Sanal Müzesi çalışmasıdır.
Sanal müzeyi hazırlayan AABK Madımak Komitesi’nde Nevin Kamiloğlu, Hüseyin Mat, Ali Çağan, Cafer Kaplan ve Erdal Kılıçkaya görev aldı. Uygulayıcı yapımcılığını ise Ali Çağan üstlendi.
Alevi Bektaşi Federasyonu, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Alevi Dernekleri Federasyonu, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Alevi Kültür Dernekleri, Demokratik Alevi Dernekleri ve Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu da çalışmaya kurumsal destek sundu.
Şu linkten müzeye ulaşmak mümkün:
Gazeteci ve hukukçu Gökçer Tahincioğlu ise T24 Haber Sitesi’nde 2 Temmuz 2026 tarihinde yayımlanan yazısında, katliam davası sürecini araştırmacı gazeteci ve hukukçu titizliğiyle tüm yönleriyle ele almış. Herkesin okumasını tavsiye ederim.
Yazıya şu linkten ulaşabilirsiniz:
FAŞİZM, KATLETMEK İÇİN HEDEFE KOYDUĞU İNSANLARI İNSAN VASFINDAN ÇIKARIR
Faşizm, geniş kitleleri kendi katliamlarına ortak edebilmek için hedef aldığı insanları önce insan vasfından çıkarır.
Katledilmesi gereken düşmanlar, yaratıklar, böcekler, ezilmesi gereken mahlûklar olarak tasvir eder.
Faşizmin peşine takılan, bu zulüm düzeninden nemalananlar ise artık insan olmaktan çıkarılmış bu hedef kitleye karşı her türlü insanlık dışı uygulamayı yapmaktan çekinmez.
Artık gözlerinde ve zihinlerinde bu insanlar, insan değil; ezilmesi gereken böcekler, yok edilmesi gereken düşmanlardır.
Maruz kaldıkları propagandanın etkisiyle acımaları kalmaz. Yaptıklarından pişmanlık da duymazlar.
Olayın hemen ardından sanıkların mahkeme ifadelerinde, destekçilerinin yazılarında ve yetkililerin açıklamalarında bunu görmek mümkündü.
Oysa Osmanlı’dan başlayıp Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca yaşanan yüzlerce katliamda olduğu gibi, Sivas Madımak Oteli’nde hedef alınanlar da birer candı.
12, 17, 19, 20 ya da 67 yıllık yaşamlarına büyük zorluklar sığdırmışlardı.
Her biri emekçi ailelerin çocuklarıydı. Yoklukla ve yoksullukla mücadele etmişlerdi.
Bütün güçlüklere rağmen kendilerini geliştirmiş, inançla, umutla ve sevgiyle yaşamlarını kurmuşlardı.
Kitaplar yazmışlar, heykeller yapmışlar, bezlere oyalar işlemişler, resimler ve karikatürler çizmişlerdi.
Her biri birçok yeteneği bir arada taşıyordu.
Spor yapan da vardı, heykel yapan da, resim yapan da, oya işleyen de… Ama hemen hepsi semah dönmüş, tiyatro yapmış ve mutlaka bir bağlamaya dokunmuştu.

KATİLLERİNDEN HESAP SORULAMADI
Katliama on beş binden fazla insan iştirak etti.
Korunacaklarını, başlarına hiçbir şey gelmeyeceğini daha en başından biliyorlardı. Bunun sözünü almışlardı.
Katilleri azmettirenler de, bedenleri ateşe verenler de hak ettikleri cezayı almadılar.
Sekiz saatten fazla süren katliamı polis izledi, jandarma izledi, itfaiye izledi.
Meclisteki milletvekilleri ve bakanlar gelişmelerden anbean haberdar edildi.
Ancak yardıma gitmek yerine, oraya ulaşmak isteyen insanları engellemeyi tercih ettiler.
“Olayın yatıştığını”, “Polis ve jandarmanın görev başında olduğunu” söylediler. Yardıma gitmek isteyenlerin olayları büyüteceğini ileri sürdüler.
33 aydının, 33 canın yakıldığı gece dönemin Başbakanı Tansu Çiller, “Çok şükür dışarıdaki kalabalıktan zarar gören olmadı.” dedi.
Katiller korundu.
Aranırken evlendiler, memur olarak çalıştılar, ehliyet aldılar, karakolun birkaç yüz metre ötesindeki evlerinde huzur içinde yaşadılar.
Devlet utanmadı.
Hükümet utanmadı.
Yakalanıp mahkeme önüne çıkarılan katilleri korumak için jandarma, polis, savcılar ve hâkimler adeta seferber oldu.
Mahkemeler yıllarca uzatıldı.
Davaların zamanaşımına uğraması için ellerinden gelen yapıldı.
Bu katliamın “insanlığa karşı işlenmiş bir suç” olduğu hiçbir zaman kabul edilmedi.
Ortadaki tüm delillere rağmen bunun örgütlü bir suç olduğu kabul edilmedi.
Sanıkların sonradan verdikleri itiraflara rağmen ne katliamı planlayanlar ne de organize edenler hakkında yeni davalar açıldı.
Bugün hâlâ karara bağlanmayan davalar ve sonuçlandırılmayan başvurular bulunuyor.
Bazı sanıklara devlet bakanları tarafından “İnsan Hakları Ödülü” verildi.
Bazıları ise Cumhurbaşkanı tarafından “çok mağdur edildikleri” gerekçesiyle affedilerek serbest bırakıldı.

MADIMAK HÂLÂ YANIYOR… UNUTANIN YÜREĞİ KURUSUN
Madımak hâlâ yanıyor.
Bugün Türkiye’nin ve dünyanın birçok ülkesinde insanlar 33 canı anmak için meydanlara çıkacak.
Ancak biliyoruz ki ne katliamın sorumluları ne de devlet makamlarını işgal edenler yaşananlardan utanç duyacak.
Bize düşen; hatırlamak, sorumlular hak ettikleri cezaları alana kadar mücadeleyi sürdürmektir.
Bunun için ateşi bedenimizde hissetmek ve bir daha aynı acıları yaşamamak adına kenetlenmektir.
Kaybettiğimiz canların umutlarını, emeklerini ve hayallerini geleceğe taşımaktır.
Biliyoruz ki ne söylesek eksik kalacaktır.
Derler ki insan iki kez ölür:
Biri toprağa verildiğinde…
Diğeri ise adı son kez bir insanın ağzından çıktığında…
33 canın her birinin adı okullara, caddelere ve çocuk parklarına verilinceye kadar bize düşen onların isimlerini tekrar etmektir.
Fotoğraflarına bakmak, hayat hikâyelerini yeniden ve yeniden okumaktır.
İsimlerini hikâyelere, resimlere, heykellere ve filmlere yeniden yazmaktır.


Sevgili Canlar, yoluna ve ikrarına bağlı olan her Alevi kendisini Alevi Haber Ağı’nın doğal bir muhabir olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu Cemevi’nde ve sokakat haber niteliği taşıyan her durmla ilgili bize görsel veya yazılı haber göndermelidir.
Bu istemimiz Alevi kurum yöneticilerimiz içinde geçerlidir.
Alevi Haber Ağı: Gerçekleri yazacak… Geçekler yazılırken sende katkını sun can…
Saygılar, sevgiler