Madımak’ın Firari Katilleri Adaletten Daha Ne Kadar Kaçacak?
-Hasan Subaşı –
Sivas Madımak Katliamı’nın üzerinden 33 yıl geçti. O gün Madımak Oteli’nde yakılarak katledilen 33 canın acısı hâlâ ilk günkü gibi tazeyken, katliamın firari sanıkları ise aradan geçen bunca zamana rağmen hâlâ adalet önüne çıkarılmadı.
Bu durum yalnızca eksik bırakılmış bir yargı süreci değildir. Aynı zamanda hukukun üstünlüğüne, toplumsal vicdana ve adalet duygusuna vurulmuş ağır bir darbedir.
Türkiye’de son dönemde geçmişte işlenen faili meçhul cinayetler ile cezasız bırakılan bazı dosyaların yeniden inceleneceği açıklandı. Eğer devlet gerçekten geçmişle yüzleşme iradesi taşıyorsa, bunun ilk adreslerinden biri Sivas Madımak Katliamı olmalıdır. Madımak, faili meçhul bir cinayet değil; güvenlik güçlerinin ve devletin gözü önünde yaklaşık sekiz saat boyunca devam eden organize bir toplu katliamdır. Buna rağmen firari sanıkların bir bölümü hâlâ adalet önüne çıkarılmamış, katliamın bütün yönleriyle hesaplaşılması sağlanamamıştır.
Madımak dosyası, sıradan bir ceza dosyası değildir. Bu dosya, Türkiye’nin insan hakları, hukuk devleti ve cezasızlıkla mücadele konusundaki samimiyetinin en önemli sınavlarından biridir.
Aradan geçen yıllar boyunca firari sanıkların yargılanamaması kamuoyunda haklı soruları da beraberinde getirmiştir. Firari sanıklar neden hâlâ adalet önüne çıkarılamadı? Ulusal ve uluslararası hukuk mekanizmaları bugüne kadar neden etkin bir biçimde işletilemedi? İnsanlığa karşı işlenen böylesine ağır bir katliamın cezasız bırakılmasına neden göz yumuldu? Bu soruların yanıtı yalnızca Madımak’ta yaşamını yitirenlerin ailelerine değil, adalet duygusuna sahip tüm topluma verilmelidir.
Anayasa Mahkemesi’nin “yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiği” yönündeki kararı, yargısal sürecin eksikliklerini ortaya koymuştur. Ancak gerçek adalet, yalnızca bir hak ihlali tespitiyle sağlanamaz. Gerçek adalet; firari sanıkların yargı önüne çıkarılması, katliamın bütün yönleriyle aydınlatılması ve cezasızlığın sona erdirilmesiyle mümkündür.
Sivas Madımak Katliamı, yalnızca Türkiye’nin yakın tarihindeki en ağır toplu katliamlardan biri değildir. Aynı zamanda insanlığa karşı işlenmiş bir suç olarak değerlendirilmesi gerektiği yönündeki güçlü toplumsal ve hukuki taleplerin de odağındadır. İnsanlığa karşı işlenen suçlarda zaman aşımı kabul edilemez. Aradan geçen 33 yıl, ne devletin hakikati ortaya çıkarma sorumluluğunu ne de faillerin hesap verme yükümlülüğünü ortadan kaldırabilir.
Bugün yalnızca yaşamını yitirenlerin aileleri değil; demokrasiye, hukuka ve insan haklarına inanan milyonlar, Madımak Katliamı’nın tüm yönleriyle aydınlatılmasını ve firari sanıkların yargılanmasını talep etmektedir. Çünkü cezasız bırakılan her ağır suç, benzer suçların tekrarına zemin hazırlama tehlikesi taşır.
Madımak Oteli yalnızca bir bina değildir. Orası, 33 canın yakılarak katledildiği, Türkiye’nin ortak hafızasında derin izler bırakan bir utanç mekânıdır. Bu nedenle Madımak Oteli’nin gerçek anlamda bir Utanç Müzesi’ne dönüştürülmesi, yalnızca yaşamını yitirenlerin anısına duyulan saygının değil, aynı zamanda devletin geçmişle yüzleşme iradesinin de en somut göstergelerinden biri olacaktır.
Bugün yapılması gereken açıktır. Sivas Madımak Katliamı’nda firari sanıkların yargılanmasının önündeki hukuki engellerin kaldırılması için gerekli bütün ulusal ve uluslararası hukuk yolları değerlendirilmelidir. İnsanlığa karşı işlenen suçlarda zaman aşımı kabul edilemeyeceği gerçeği ışığında, firari sanıkların adalet önüne çıkarılmasını sağlayacak hukuki imkânlar sonuna kadar araştırılmalı ve kullanılmalıdır.
Gerek ulusal gerekse uluslararası yargı mekanizmaları çerçevesinde, firari sanıkların yargılanmasının önünü açacak hukuki yollar araştırılmalı; bununla birlikte Madımak Katliamı’nın cezasız bırakılan bütün yönleriyle yeniden yargısal incelemeye konu edilmesi sağlanmalıdır.
Bu yeniden değerlendirme yalnızca firari sanıklarla sınırlı kalmamalıdır. Katliamın planlanmasında, gerçekleşmesinde ve sonrasında ihmali ya da sorumluluğu bulunduğu iddia edilen tüm kişi ve kurumların rolleri hukuk önünde açıklığa kavuşturulmalıdır. Gerçek adalet, ancak katliamın bütün boyutlarıyla ortaya çıkarılması ve tüm sorumluların hesap vermesiyle sağlanabilir.
Madımak davası geçmişte kalmış bir dosya değildir. O dava bugün de adalet beklemektedir. Firari sanıklar yargı önüne çıkarılmadan, katliamın tüm yönleriyle aydınlatılması sağlanmadan ve cezasızlık politikalarına son verilmeden bu dava kapanmış sayılamaz.
Otuz üç yıl sonra hâlâ aynı çağrıyı yineliyoruz: Madımak’ın firari katilleri bulunmalı ve yargılanmalıdır. İnsanlığa karşı işlenen bu suç cezasız bırakılamaz. Madımak Oteli Utanç Müzesi’ne dönüştürülmeli, dava bütün boyutlarıyla yeniden ele alınmalı ve gecikmiş de olsa adalet mutlaka yerini bulmalıdır. Çünkü adalet, yalnızca geçmişin hesabını sormak için değil; gelecekte benzer katliamların bir daha yaşanmamasını sağlamak için de vazgeçilmezdir.
Bu taleplerin hayata geçirilmesi, kendiliğinden gerçekleşmeyecektir. Alevi kurumları başta olmak üzere tüm demokratik kitle örgütlerinin, hukuk çevrelerinin ve insan hakları savunucularının öncülüğünde; eksikliklerimizden ders çıkararak, daha örgütlü, daha kararlı ve çok yönlü bir mücadeleyi büyütmek zorundayız. Ancak bu şekilde firari katillerin yargılanmasının, Madımak Oteli’nin Utanç Müzesi’ne dönüştürülmesinin ve Madımak Katliamı’yla gerçek anlamda yüzleşilmesinin yolu açılabilir. Adalet, ancak örgütlü ve kararlı bir toplumsal mücadeleyle yerini bulacaktır.

Sevgili Canlar, yoluna ve ikrarına bağlı olan her Alevi kendisini Alevi Haber Ağı’nın doğal bir muhabir olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu Cemevi’nde ve sokakat haber niteliği taşıyan her durmla ilgili bize görsel veya yazılı haber göndermelidir.
Bu istemimiz Alevi kurum yöneticilerimiz içinde geçerlidir.
Alevi Haber Ağı: Gerçekleri yazacak… Geçekler yazılırken sende katkını sun can…
Saygılar, sevgiler