Berlin Değişmeye Hazır mı?
⌈Erdoğan Doğan⌉
Elif Eralp, Göçmenler, Güvencesizler ve Berlin’in Geleceği
Berlin 20 Eylül 2026’da Eyalet Parlamentosu için sandık başına gidecek. Ancak bu seçim yalnızca hangi partinin birinci olacağıyla ilgili değil. Berlin’in nasıl bir kent olacağı, kimlerin sözünün duyulacağı ve sosyal adalet taleplerinin siyasette ne kadar karşılık bulacağı da bu seçimle birlikte yeniden tartışılacak.
Bu tartışmanın dikkat çeken isimlerinden biri ise Elif Eralp.
Türkiye kökenli bir ailenin çocuğu olan Eralp, hukukçu ve 2021’den beri Berlin Eyalet Parlamentosu üyesi. 1980 askeri darbesinin ardından Türkiye’den Almanya’ya gelen politik bir göçmen ailenin içinde büyüdü. İnsan hakları, göç, antırkçılık, sosyal adalet ve çalışma yaşamına ilişkin konularda siyaset yaptı. 2026 seçimlerinde Die Linke’nin liste başı adayı olarak Berlin hükümet başkanlığı için yarışıyor.
Bu hikâyeyi yalnızca “göçmen kökenli bir kadın siyasetçinin yükselişi” olarak okumak eksik olur.
Çünkü burada Almanya’ya göçün kendisiyle birlikte değişen bir kuşağın hikâyesi de var.
Birinci kuşak için Almanya çoğu zaman çalışmak, ayakta kalmak ve çocuklarına daha iyi bir gelecek hazırlamak demekti. Bugünün kuşağı ise başka bir soru soruyor:
Bu toplumda yalnızca yaşayacak mıyız, yoksa nasıl yönetileceğine biz de karar verecek miyiz?
Elif Eralp’ın adaylığı bu dönüşümün sembollerinden biri olarak değerlendirilebilir.
Berlin’in temel sorunu: Yaşayabilmek
Berlin’in en önemli sorunlarından biri konut.
Yükselen kiralar, konut yetersizliği ve kent merkezlerinden dışlanma artık yalnızca düşük gelirlilerin değil, çalışan insanların da sorunu haline gelmiş durumda.
Die Linke ve Eralp’ın seçim kampanyasında konut meselesini öne çıkarması bu nedenle önemli. Çünkü insanın çalıştığı, vergi verdiği ve hayatını kurduğu kentte barınamaması, yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda sosyal bir adalet sorunudur.
Burada basit ama önemli bir soru ortaya çıkıyor:
Bir kentte çalışıyor, üretiyor ve yaşıyor olduğunuz halde, kazandığınız ücretle o kentte ev tutamıyorsanız, gerçekten o kentin sahibi sayılabilir misiniz?
Güvencesiz çalışanların Berlin’i
Konut sorununu çalışma hayatından ayrı düşünmek de mümkün değil.
Berlin’in gündelik yaşamını sürdüren binlerce insan taşeron ve alt işveren şirketlerinde, geçici işlerde, düşük ücretli sektörlerde, temizlikte, lojistikte, restoranlarda, bakım hizmetlerinde ve farklı güvencesiz çalışma alanlarında hayatını sürdürüyor.
Onlar Berlin’in görünmeyen emekçileri.
Sabahın erken saatlerinde işe gidiyor, kentin yükünü taşıyor, fakat ay sonunda kendi yaşamlarını sürdürmekte zorlanıyorlar.
Bir insan çalıştığı halde yoksullaşıyorsa, sürekli işini kaybetme korkusu taşıyorsa, aynı işi yapan başka bir çalışandan yalnızca taşeron şirket üzerinden çalıştığı için daha az hakka sahipse, burada yalnızca bireysel bir sorun değil, yapısal bir çalışma hayatı sorunu vardır.
Bu nedenle Berlin’in geleceği tartışılırken yalnızca konut değil, emeğin değeri, iş güvencesi, sendikal haklar ve güvencesiz çalışma da tartışılmalıdır.
Göçmenler yalnızca seçmen mi?
Berlin’de Türkiye ve Kürdistan kökenli insanların yanı sıra dünyanın dört bir yanından gelen milyonlarca insan yaşıyor.
Göçmenler kentin ekonomik, kültürel ve sosyal hayatının ayrılmaz bir parçası.
Fakat seçim dönemlerinde göçmenlerin yalnızca oylarıyla ilgilenmek yeterli değildir.
Asıl mesele onların siyasette gerçek bir özne haline gelmesidir.
Konut sorununda, çalışma hayatında, eğitimde, ayrımcılıkla mücadelede ve sosyal haklarda yaşadıkları sorunların siyasetin kalıcı gündemine taşınmasıdır.
Elif Eralp’ın adaylığı bu açıdan ayrıca önem taşıyor.
Çünkü onun siyasi hikâyesinde göçmenlik deneyimi ile sosyal adalet arayışı birbirinden kopuk değil.
Bu nedenle Eralp’ın adaylığı, Türkiye ve Kürdistan kökenli topluluklar başta olmak üzere Berlin’deki bütün göçmen topluluklarının kendi siyasal konumlarını yeniden düşünmeleri açısından da önemli bir tartışma yaratıyor.
New York’tan Berlin’e uzanan soru
Burada New York’ta yaşanan gelişmeyi de hatırlamak gerekiyor.
2025’te Zohran Mamdani’nin New York Belediye Başkanlığı seçimini kazanması, göçmen kökenli ve demokratik sosyalist bir siyasetçinin yüksek kiralar, hayat pahalılığı ve ekonomik eşitsizlik üzerinden kurduğu siyasetin geniş bir karşılık bulabileceğini gösterdi.
New York ile Berlin elbette aynı kentler değil. Mamdani ile Eralp da aynı siyasal çizginin birebir temsilcileri değil.
Ama iki kentte ortaklaşan bazı sorunlar var:
Konut krizi, hayat pahalılığı, gençlerin gelecek kaygısı, göçmenlerin siyasal temsili ve çalışan insanların giderek zorlaşan yaşam koşulları.
Nitekim Berlin Die Linke’sinin seçim tartışmalarında Mamdani deneyiminin doğrudan gündeme getirilmesi de bu benzerliğin fark edildiğini gösteriyor.
Ancak Berlin’in kendi koşulları ve kendi siyasal gerçekliği var.
Eralp’ın önündeki asıl sınav
Bugün bazı anketlerde Die Linke’nin Berlin’de birinci parti olarak görünmesi, Eralp’ın önündeki fırsatı büyütüyor. Fakat seçim henüz kazanılmış değil. Farklı araştırmalar farklı sonuçlar ortaya koyuyor ve yarış hâlâ açık.
Üstelik Berlin’de halk hükümet başkanını doğrudan seçmiyor. 20 Eylül’de Eyalet Parlamentosu seçilecek; hükümet başkanı daha sonra parlamento tarafından belirlenecek.
Dolayısıyla Eralp’ın önündeki mesele yalnızca seçimde güçlü bir sonuç almak değil.
Yönetebilecek bir çoğunluk oluşturabilmek.
Ve daha da önemlisi, seçim kampanyasında savunduğu sosyal politikaları gerçek bir yönetim programına dönüştürebilmek.
Konut sorununu çözmek, güvencesiz çalışmayı azaltmak, çalışanların haklarını güçlendirmek, göçmenlerin eşit yurttaşlığını güvence altına almak, gençlerin ve kadınların yaşam koşullarını iyileştirmek kolay işler değil.
Bu nedenle Eralp’ın gerçek sınavı seçim gecesinden sonra başlayacaktır.
Asıl soru ne?
Belki de mesele yalnızca “Elif Eralp kazanacak mı?” sorusu değildir.
Daha büyük sorular sormak gerekiyor:
Berlin’de çalışan insanlar kendi kentlerinde yaşayabilecek mi?
Konut bir yatırım aracı olmaktan çıkıp temel bir sosyal hak olarak görülebilecek mi?
Taşeron ve güvencesiz çalışanlar insanca çalışma koşullarına kavuşabilecek mi?
Göçmenler yalnızca seçim dönemlerinde hatırlanan seçmenler olmaktan çıkıp kentin gerçek siyasal özneleri haline gelebilecek mi?
Kadınlar, gençler ve emekçiler Berlin’in geleceğinde daha fazla söz sahibi olabilecek mi?
Ve nihayet:
Berlin sosyal adaleti, eşitliği ve dayanışmayı merkeze alan yeni bir siyasal yönelime hazır mı?
Belki de 20 Eylül seçimlerinin asıl anlamı burada yatıyor.
Mesele yalnızca Berlin’i kimin yöneteceği değil.
Berlin’in nasıl bir şehir olacağıdır. 10.08.2026
#ElifEralp #Berlin2026 #BerlinWahlen #BerlinDeğişmeyeHazırMı #Göçmenler #Güvencesizler #Emekçiler #KonutHakkı #SosyalAdalet #Eşitlik #Dayanışma #İşçiHakları


Alevi Haber Ağı
Sevgili Canlar,
Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı’nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır.
Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir.
Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir.
Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can!
Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir.
Saygı ve sevgilerimizle…
Alevi Haber Ağı