Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

HÜRRİYET’e SUALIMDIR…

 

20 Yıldır

Halktan DEPREM vergisi olarak toplanan

37 MİLLİYAR DOLAR’ın

nerelere harcandığını, kimlere gittiğini AKP’ye, O’nun Genel Başkanı’na,

“Cumhurbaşkanımıza”

Neden SUAL etmezsiniz?

 

Nerden çıktı şimdi bu “SUAL”

diyorsunuz, haklı olarak…

 

Epeyce uzun olacak ama Anlatayım:

 

1999 Körfez Depreminde

Hace Bektaş Veli Etkinliklerinde, Hacıbektaş’ydık…

 

Alevi Dernek Temsilcileri ile hemen Ankara’ya geldik.

Toplandık.

Önerimiz üzerine DEPREM bölgesinde bir

ÇADIRKENT kurma kararı aldık.

 

Biz Yurdışında gelenler

geldiğimiz Ülkelere, Türkiye’deki Arkadaşlarımız da hemen DEPREM bölgesine gittiler…

 

Uzatmayayım…

Almanya Dışişleri Bakanı, Yeşiller Partisi Başkanı Joschka Fischer’in desteği ile yüzlerce ÇADIR, onlarca TIR yardım malzemesi götürdük İZMİT’e…

Ve

Kısa zamanda ÇADIRKENT kurduk.

Adını da UMUTKENT koyduk…

 

UMUTKENT için yardım kampanyası başlattık Avrupa’da…

 

Binlerce CAN,

Canlı kalan CANLARA merhem olmak için seferber oldu…

 

Nacizhane ben Köln Arkadaş Tiyatrosu Genel Sanat Yönetmeni olarak

Almanya’daki Tiyatrolara çağrı yaptım.

Bir oyununuzu bir kez de

UMUTKENT için oynayın diye…

Çağrımıza uyan birkaç Tiyatro, Philarmoni, Opera el verdi UMUTKENT’e…

 

Bir yıl boyunca yüzlerce Depremzede’yi UMUTKENT’e mihman eyledik…

Sıcak aş tedarik ettik …

Doktor, Psikolog, Sosyolog, Sanatçı arkadaşlarımız seferber oldu…

 

DEPREM sonrası defalarca gittim UMUTKENT’e .

Günlerce Depremzede insanların çadırlarına mihman oldum.

Kâğıt üzerideki Doğum günümü, yeni yılımı onlar ile geçirdim…

Bir de kedimiz vardı, adını UMUT koydum…

 

Almanya’dan getirtdiğimiz iki TIR yardım malzemesi tam dağıtma aşamasına geldiğinde de Düzce Depremi oldu.

Tırları Düzce’ye yönlendirdik…

 

UMUTKENT örnek Proje oldu…

Birçok Aileye “ev” oldu…

Bir yıl sonra da artan bağışlar ile aynı semte

Hacı Bektaş Veli Kültür Merkezi inşa edildi…

Emeği geçen

Binlere EYVALLAH…

 

O dönemler

HÜRRİYET Gazetesi Avrupa Sorumlusu Ertuğ Karakullukçu’ydu.

 

Yurtdışı baskısında

Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu’na,

bizlere saldırıyordu, karalıyordu..

 

Epeyce çok basılan yurtdışı baskısında neredeyse her gün manşetteydik…

 

Hepimizi isim isim fotoğraflarımız ile habire karalıyordu…

 

ALEVİLERİN örgütlemesini kırmak için verilen görevi yerine getiriyordu HÜRRİYET….

 

DEPREM sonrası

13 Mayıs 2000 tarihinde,

Tarihi Projemizi,

“BİN YILIN TÜRKÜSÜ’nü

KÖLN ARENA’da hayata geçirdik…

Projenin Genel Sanat Yönetmeni nacizhane bendim…

HÜRRİYET bana da özel muamele yaptı tabii ki…

Bu Tarihi Proje’yi binlerce CAN ile gerçekleştiren

Necati Şahin itibarsız kılınmalıydı…

 

HÜRRİYET

Ertuğ Karakullukçu eliyle karalama görevene devam ediyordu inadına …

 

Biz de birliğimize dirliğimize hizmet etmeye,

haksızlığa direnmeye devam ediyorduk inadına …

 

HÜRRIYET

Yurtdışı Sorumlusu Ertuğ Karakullukçu’ya o dönem

şu AÇIK MEKTUBU yazmıştım…

 

*

 

(Necati Şahin’den

Ertuğ Karakullukçu’ya AÇIK MEKTUP …

 

Köln, 13 Haziran 2001

 

Sayın Karakullukçu,

 

10 Haziran tarihli yazınızda Necati Şahin’in bir açıklaması olursa memnuniyetle yansıtırız diyorsunuz.

Memnuniyetle yansıtmayın.

Sözünüzde durun ve olduğu gibi yayınlayın!

Zira yansıtma ile yayınlama arasındaki farkı bilecek kadar bizlerin de beyni var!

 

İşte Açıklamam:

 

  1. “Kalemini kır ama satma ” diyordu Simavi.

Yani kalemler şerefli olmalı. Şerefli kalemler iftira atmazlar. Yalan yazmazlar. Yanlış yazsalar da bu yanlışlarını da şerefli bir şekilde düzeltirler…

 

  1. Bize haksızlık ettiniz… İftira attınız. Yalan yazdınız.

Ve bizi incittiniz.

 

Ben, henüz Alevilikte son aşama olan ‘kamil insan” aşamasına gelmedim. Onun için

Hünkarımın “İncinsen de incitme !” öğüdünü yerine getiremeyeceğim. İncindim, İnciteceğim.. Hünkarım da beni bağışlayacaktır.

 

  1. Tee 1995’te parasını ödediğimiz yazlık evimizi nasıl oluyor da Bin Yılın Türküsü ve Deprem yardımlarıyla ilişkilendiriyorsunuz?

 

Be kardeşim Bin Yılın Türküsü 2000’de yapıldı. Deprem 1999’da oldu. Sanıyorum Siz 1939’daki Erzincan depreminden bahsediyorsunuz.

O zamanları da ben daha doğmamıştım..

Peki bu muhteşem yalanı nasıl uydurabildiniz?

 

  1. Ayrıca evimizin kapısı dostlarımıza tabii açık olacak…

Siz, bu ‘dost’ sözcüğündeki gizi algılayamıyorsunuz galiba..

Peki, insan dostlarını misafir edemez mi ?

 

Evimizin kapısı Size de açık. Buyurun gelin, sazlı sözlü bir dost sohbetimizde bulunun. Ruh bunalımınıza yararı olur.

….

  1. Biz Bin yılın Türküsü Festivalinde aynı anda 2147 insanı sahneye çıkararak, senfoni orkestrasıyla, kilise korosuyla, çeşitli uluslardan 9 ayrı dilde ve binlerce insanımızla birlikte, onlara barış, sevgi, dostluk türkülerini söyleterek Dünya Rekorlar Kitabı’na geçtik.

 

Bir Alman Avukatın deyimiyle Siz, Sayın Karakullukçu, bu kadar kısa sürede bu kadar çok yalan yazmanızla Dünya Rekorlar Kitabına geçeceksiniz.

Alman mahkeme, kayıtları da gösteriyor. Almanya’da, yazdığı -yalanlardan dolayı en çok dava kaybeden gazeteci Sizsiniz..

Dünya Rekorlar Kitabına geçebilmek için ispat gerek. Ben, Sizi, bu mahkeme kararlarını kanıt olarak göstererek bu kitaba önereceğim.

 

Ve böylelikle aynı kitapta ikimiz de olacağız.

Ancak ben, Necati Şahin, sevgi, barış, dostluk, güzellik türkülerini söyleten bir Sanatçı olarak; Siz, Ertuğ Karakullukçu ise bunlar üzerine yalan yazan bir “gazeteci” olarak.

 

  1. Bildiğiniz gibi AABF Umut Kent ” projesiyle Marmara depreminden sonra hizmet verdi. AABF’nin ve her Alevinin ömür boyu onurla anacağı bu projenin saygınlığını lütfen bize değil, İzmit halkına sorun. Ve önemlisi Umutkent’te kalan acılı insanlara. Ve de özellikle Alevi olmayan depremzedelere. Sorduğunuz zaman utancınız büyük olacak ve biz o utancınızı yüzünüze vurmayacağız. Ayrıca çok iyi biliyorsunuz ki yalnız biz AABF olarak Deprem Yardım Kampanyamızın sonuçlarını Hürriyet’e vererek yayınlatmıştık. Doğru da yaptık.

Saygınızı belirtin lütfen!

 

  1. Bizimle ilgili minik kuşlardan Size telefonlar geliyor, ancak Sizinle ilgili bize de telefonlar geliyor. Bakın geçenlerde Türkiye’de aldığımız bir telefonda aynen şunlar söylendi.

“Alevi Toplumuna saldıran Karakullukçu,

….

Hürriyet Gazetesinin depremzedeler için topladığı paraların bir kısmını özel ilişkilerde harcayan biri.

Siz de sorun. Bunu yapmadığını ispatlasın”

 

Evet Sayın Karakullukçu aynen böyle. Biz kesinlikie buna inanmadığımızı, bunun çok aşağılık bir iftira olduğunu söyledik. Size de bu söylentinin doğru olup olmadığını sormuyoruz.

Sahi, Sayın Karakullukçu, Buyurun, Deprem Yardım Paralarını “özel ilişkilerinizde” harcamadığınızı ispatlayın ” diye birileri herhangi bir gazete köşesinde yazsa, nasıl ispatlayacaksınız ?

 

  1. Beyefendi

ben 9 yaşından beri çalışarak okuyan ve şimdi de 45 yaşında olan biriyim.

1974’den bu yana da Almanya’da çalışıyorum. Uzun yıllar öğretmenlik yaptım. Son 17 yıldır da tamamen sanatla uğraşıyorum. Sadece İmdat İnsanlar Geliyor adlı Tiyatro eserim, Almanya’da binlerce kez oynandı.

Köy Enstitüleri üzerine Köln Üniversitesi’nde yazdığım tezim,

Nikaragua Devrim Hükümetine Okuma Yazma Seferberliğinde Türkiye Modeli’i olarak sunan biriyim.

Almanya’da Türkiye kültürünün tanıtılması konusunda birçok ilkin altında benim imzam var.

 

Rejisörlük yapıyorum. Tiyatro yönetiyorum. Çeşitli Filmlerde oynuyorum. Filmlerde oynadığım roller için iyi de ücret alıyorum. Birikimlerimi de T.C. Merkez Bankası’na yatırdım. Merkez Bankasında taa 1983’te adıma düzenlemiş bir de takdir belgesi var. Sozialamt’tan hiç yardım almadım. Ama hayat belli olmaz. insanlar düşer kalkar. Alanları da aşağılamayın. Size bilgi ulaştıran minik kargalarınıza söyleyin; Sizi yanlış bilgilendirmesinler ki, böyle yalancı duruma düşmeyesiniz..

Eee Kılvuzu karga olanın burnu pislikten kurtulmazmış ‘ diye de bir atasözümüz var!

 

  1. Sayın Karakullukçu samimiyetle: Alevileri sevmek zorunda değilsiniz.

Ama bu kadar kin ve nefretle saldırmanızın

da bir sebebi olmalı… Bakın pek çok psikolog arkadaşımız var.

Kaldı ki, 4 yıl kadar ben de psikoioji okudum Universitede.

Sonuç olarak ortak kanımız şu: Karakullukçu’da müthiş bir Alevilik düşmanlığı var.

Bu genel kanı. Ama genel kanıların her zaman doğru olmadığını da biliyoruz. Ancak düşünüyorum da, Alevilere bu kadar saldırmanız, en çok şeriatçıların işine yarıyor. O zaman ya devlet içinde örgütlenen kökten dincilerin sözcülüğünü yapıyorsunuz,

ya şeriatçısınız,

ya şeriatçılardan para alarak yapıyorsunuz

ya da şuuraltı bir intikam alıyorsunuz Alevilerden.

Sakın her zaman söylediğinizi tekrar etmeyin “Ben Alevilere değil AABF’nin yönetimini eleştiriyorum”.

Birincisi, Siz eleştirmiyor, karalıyorsunuz, iftira atıyorsunuz. ikincisi ve en önemlisi biz atamayla değil, Alevi Toplumunun demokratik yolla seçilmiş yöneticileriyiz.

Kendinize karşı dürüst olun.

Bu nefretinizi yenemiyorsanız, lütfen bir psikologa gidiniz. Psikologla görüşmek ayıp değil, medeni cesarettir.

 

  1. Son günlerde de Frankfurt’ta yaptığımız mitingi amacından saptırmak için habire yalan üretiyorsunuz. Bakın Ertuğ Bey, o mitingi sahnede ben yönettim. “Ölümler durdurulsun’nu, dün de dedik, bugün de diyoruz, yarın da diyeceğiz.

Çünkü Alevi öğretisindeki en yüce değer insan yaşamıdır.

Bizim “ölümler durdurulsun” istemimiz, hem Adalet Bakanlığı’na hem de ölüm orucunu politik bir eyleme dönüştüren gruplaradır. Bunu niye sağa sola çekmeye çalışıyorsunuz ki.

 

Ayrıca miting, demokrasilerde kullanılan demokratik bir haktır. Alanda bir iki kişinin bizi ilgilendirmeyen hareketlerini neden ısrarla bize mal etmeye çalışıyorsunuz. O kadar ısrarla bize mal etmeye çalışıyorsunuz ki, Acaba bu kişileri Siz mi gönderdiniz ?, sorusu da aklımıza geliyor !

 

  1. Anadolumuz’un tarihine bakacak olursak, katliamlara uğramalarına rağmen, eline kan bulaşmamış toplumların başında Aleviler gelir.

Hep güzelden, sevgiden, barıştan, sevdadan yana bağlamalarını çalmış türkülerini söylemişlerdir. Bu evrensel öğretinin mirasçıları olarak bizleri bölücülükle suçlamaya çalışıyorsunuz.

 

Hünkarımızın ” 72 Millete aynı nazanla bakınız” demesi mi bölücülük; Yunus’un “Biz kin tutmayız, dünya alem birdir bize” demesi mi bölücülük; Bedrettin’in “…Yarin yanağından gayrı”

demesi mi bölücülük;

Pir Sultan’ın “Gelin canlar bir olalım” demesi mi bölücülük;

Veysel’in “Kürdü Türkü ne Çerkez’i, Hep Adem’in oğlu kızı ” demesi mi bölücülük; Mahsuni’nin ” Doğu-batı, gavur-müslim birdir bana” demesi mi bölücülük ?

 

Ve bu mirası devam ettirmek ve bu evrensel öğretimizi, evrensel dünyayla tanıştırmak isteyen bizleri bölücülükle suçlamanız, ya bilgisizliğinizdir ya da saygısızlığınızdır.

Kaldı ki çocuklarımın Annesi Iğdırlı Azeri Türk,

ben ise Koçgirili Alevi Kürt..

Ben, Kürt- Türk, Alevi-Sünni kardeşliğini yaşamımda birleştiren biriyim.

Ben mi bölücüyüm?

 

Bakın Sayın Ertuğ Bey,

Biz,

Kürtlerin haklarını Türklerin,

Türklerin haklarını Kürtlerin,

Alvilerin haklarını Sünnilerin,

Sünnilerin haklarını Alevilerin,

inananların haklarını inanmayanların,

inanmayanların haklarını inananların

savunduğu bir Türkiye özlüyoruz.

Bu özleme Sizi de davet ediyoruz…

Bence bunun aksisini savunanlar ve dolayısiyle Siz bölücüsünüz…..

 

  1. Türkçe’de hainlere “hain” denir.

Biz de öyle diyoruz.

Zaman zaman AABF’de yer alan bazı şahıslar, örgütün arşivini çalıp Size pazarlıyorlarsa bunlara “hain” denir.

Eminim ki Siz de öyle diyorsunuzdur içinizden. Ve gene eminim ki, Siz de bu şahıslara asla saygı duymuyorsunuzdur.

 

Ayrıca Siz de onlara çok güvenmeyin. Gördüğünüz gibi Sizi de müthiş bir yalancı durumuna düşürdüler…

 

  1. O kadar çok ayıp ettiniz ki, o kadar çok yalan yazdınız ki, inanın onurlu bir meslek olan gazetecilik, Sizin kişiliğinizde saygınlık yitiriyor.

40 yıllık gazeteciyim diyorsunuz.

40 yıllık gazeteci olmanız Size yalan, iftira, karalama yazma hakkını vermez. . Simavi’nin, Emeç’in, İpekçi’nin, Mumcu’nun kemiklerini sızlatıyorsunuz….

 

  1. Kara beyinli, kara zihniyetli, kara kalemli yobazlar yıllarca bizlere “mum söndü” iftirasını attılar. ” İftirayı at izi kalsın” mantığı güden kara beyinli yobazların yolunu, Siz daha çağdaş bir metotla mı sürdürmek istiyorsunuz?

Eğer öyle bir niyetiniz varsa yanılıyorsunuz Sayın Karakullukçu…

Bizde hiçbir iftiranın izi kalmıyor…

 

Bir insan ne kadar şerefsiz olursa olsun yüreğinin gizli bir yerinde mutlaka bir onur kırıntısı kalmıştır. Günün birinde yürekteki o onur kırıntısı canlanırsa, bakın göreceksiniz, attığınız iftira ve yalanların izi Sizin vicdanınızda kalacaktır .

 

  1. Özel yaşamlarınıza el atmaya çalışıyorsunuz. Sorun bize, anlatalım Size, aşklarımızı, sevdalarımızı, kavgalarımızı …

Yazın …

Yeter ki yalan olmasın !

 

  1. Aleviler “Her şerde bir hayır, her hayırda bir şer vardır ” derler…

Biz, Sizin şerrinizi hayra çevirme becerisini gösterdik.

AABF’nin dernek sayısı arttı. Derneklerimizin üye sayısı arttı. Pek çok Alevi, şerrinizle Aleviliğini hatırladı. AABF içindeki irinleşmiş şercileriniz de ortaya çıktı…

 

Örgütümüzün kurumlaşmasına bu şerrinizle ciddi hizmetiniz oldu. Hizmetiniz kabul ola !

 

Zaten Siz kime, neye saldırıyorsanız, orda bir cevher vardır. Örneğin; yıllardır saldırdığınız Cem Özdemir Avrupa’nın en saygın çevrelerince Bakanlığa aday gösteriliyor.

 

Gazetenizin sahibi Sayın Aydın Doğan ve Genel Yayın Yönetmeniz Sayın Ertuğrul Özkök, Cem Özdemir’le uzun uzun görüşüyorlar…

 

Hürriyet’in sahibi ve Genel Yayın Yönetmeni önemli bir Yurtdış ziyaretine çıkıyor. Alman Basın ve hükümet yetkilileriyle görüşüyor.

Ve Siz, Karakullukçu, Hürriyet’in Yurtdışı Yazı İşleri Müdürü olarak bu heyette yoksunuz !

Neden yoksunuz ? Cevabını biz verelim. Çünkü, hiçbir Alman basın kuruluşu, hiçbir Alman meslektaşınız ve hiçbir Alman politikacı Sizi kabul etmedi…

Sizi reddetmelerinde bizim payımız var.

AABF’nin gücü var.

Ve kabul edin..

Ve de bükemediğiniz bileği öpme erdemini gösterin!

 

Bu sinir harbini bizler, AABF ve en önemlisi de Alevi Toplumu kazandı.

 

  1. Ve şimdi en önemli noktaya geliyorum:

Hiç laf kalabalığına getirmeden, hiç gazetecilik kıvraklığını kullanmadan, kaleminizi şerefli bir şekilde oynatarak, haksızlık ettiğiniz, iftira ettiğiniz, karaladığınız bizlerden, berrak bir şekilde hem de koyu puntolarla yazarak özür dileyiniz !

Sonra, nasıl bir Alevilik, nasıl bir örgütlenme, nasıl bir Türkiye, nasıl bir Avrupa konularında seviyeli fikir tartışmasına devam ederiz …

 

  1. Yok eğer köşenizde özür dilemezseniz,

Hz. Hüseyin’in ve de Pir Sultan’ın o kutsal başlarına ant içerim ki, toplum içinde Sizi incitmek için elimden ne geliyorsa yapacağım…

 

Bu açıklamamı köşenizde bir tek kelimesine dokunmadan yayınlamanız Size şeref getirir.

Beni de utandırır belki. Ancak 6 aydır Siz yazdınız…

Bize saldırmanız bize şeref getirdi, Size utanç.

Bir iki gün de tersi olsun….

 

Necati Şahin)

 

*

 

HÜRRİYET Gazetesini mahkemeye de verdim…

Hürriyet’de benim AÇIK Mektubumu mahkeme sundu…

 

Avukatım Almanya Sosyalist Tarihinin emektarlarından

Eberhard Reinecke’idi…

 

Almanya ALEVİ Birlikleri Federasyonu Yönetim Kurulu üyesi, genç arkadaşımız

SEYDİ KOPARAN’da

yanında stajyer Avukattı .

 

Seydi arkadaşımız büyük bir özveri ile takip ediyordu davayı…

Seydi Koparan arkadaşımız şimdi Almanya’nın saygın Avukatlarından biridir…

 

Mahkemeyi kazandık..

Bana 3000 Mark da tazminat ödemeye mahkum oldu Hürriyet…

 

Mahkeme’de parayı almayacağımı, KÖLN mahkemesinin kazandığım

tazminatı direkt Türkiye’deki,

Sivas’ta yanan Canlarımızın kurduğu

Pir Sultan Abdal Derneği’ne göndermelerini istedim.

 

Birsüre sonra, araştırma yapan Köln Mahkemesi Türkiye’de hiçbir Alevi Derneğinin “Kamu Yararına Belgesi” olmadığını, başka bir kuruluş göstermemi istedi.

 

Ben de ÇAĞDAŞ YAŞAM DERNEĞİ’ni bildirdim.

Tazminat ÇAĞDAŞ YAŞAM DERNEĞI’ne gönderildi.

O para ile Kâğıthane varoşlarının birinde, bir anasınıf için harcadığının, belgesi ve teşekkürü geldi…

 

HÜRRİYET birsüre saldırmayı, karalamayı erteledi…

Ertuğ Karakullukçu’nun Yurtdışı Sorumlu Müdürlüğü’ne son verildi.

 

Yurdışı sorumlusu olarak atanan yeni Müdür

Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu’na ziyarete geldi.

Bizden, ALEVİ Toplumudan Özür dilendi…

 

Ancak ,

5 Ekim 2002 Tarihinde,

İstanbul Abdi İpekçi Salonun’da,

Başbakan Bülent Ecevit’in de katılımıyla

“BİN YILIN TÜRKÜSÜ”nü

Türkiye’de de gerçekleştirdik…

Basına da epeyce yansıdı…

 

Bir hafta sonra,

“Bu büyük organizasyonun paraları nerden geliyor kimlere gidiyor, Alevi Ticareti yapılıyor ” diye yoklama çekmişti

HÜRRİYET…

 

Yoklama şöyle oluyordu.

Önce bir okuyucu mektubunu olta olarak yayınlıyorlar.

Sonra oltaya takılacak “sazan”ları bekliyorlar.

Daha önce Almanya’da da böyle olmuştu.

Epeyce “sazan” beyinli “Alevi” de takılmıştı oltaya..

 

Bu sefer ise Hürriyet’in

10 Ekim 2002 tarihindeki yoklamasına en güzel cevabı

Prof. Dr. VEDAT BULUT dostumuz vermiş.

 

Hocanın bu cevabı verdiğini

tesadüfen arşivde buldum …

 

İşte VEDAT Hoca’nın

Hürriyett’e yazdığı

ve Yalçın Bayer’in

26 Ekim 2002’de köşesinde yayınladığı

DERS gibi Cevabı :

 

(‘‘Bu yazıya karşı çok sözüm var…

 

Fırat Üniversitesi’nde öğretim üyesiyim ve Fırat Tıp Merkezi’nin Başhekimlik görevini yürütmekteyim.

 

‘Bin Yılın Türküsü’ adlı konserde sayısı 1000’i aşkın bağlama arasında şelpe ve mızrap vurma şerefine eriştim.

 

Sünniyim

ve bu organizasyonda yer almam teklifi yönetmen Necati Şahin ve koro şefi Zafer Gündoğdu’dan geldiğinde bunu büyük bir hazla kabul ettim.

 

TRT Halk Müziği korosunda istisna akitli çalıştığım yıllarda THM’nin en kıymetli Alevi tınılarını ve Orta Asya’dan getirdiğimiz kültürün bozulmamış saflığı ve duruluğunu yansıtan buram buram felsefe ve insan kokan Alevi deyiş sözlerini yakından tanıdım ve bu eserleri icra ettim.

 

Bu organizasyonu yöneten Necati Şahin, yönetim asistanları Serdar Sönmemiş ve Ali Gençel hayatımda tanıyabildiğim en dürüst ve sanat sevdalısı insanlardır.

 

Necati Şahin’in annesinin emekli maaşından 150 milyon lira ile bilet alarak konsere katıldığına şahit olan birisi olarak okurunuz Ali Haydar Y’nin bu konudaki şüphelerine katılmıyorum.

Ayrıca diğer hususları içeren paranoya mozaiği de haksızlıklarla dolu…

 

Her zaman bilinen bir gerçektir ki, dev organizasyonlar haset oklarını üzerine çeker ve anlaşılmadan karalanır.

 

Avam düşüncelerin havas ehlini anlamasını beklemiyorum.

 

Ancak sözünü ettiğim bu güzel insanlara kara çalmak isteyenler,

Yunus ve Nesimi gibi Türkmen Alevi hocalardan cevaplar arasınlar.

 

Necati Şahin, sanat yüklü yüreği ile o denli meşgul ki, belki açıklama yollayacak vakti, hatta bu yazıdan haberi bile olmayacak.

 

Onu bir gece vakti, Nemrut dağının tepesinde incecik bir battaniyeye sarılmış, sırtını 4000 yıllık tarihe dayayıp berrak gök kubbede binlerce yıldıza hayranlıkla bakarken hatırlıyorum.

 

Sonunda o da Yunus gibi kendisini sigaya çekecek bir Molla Kasım buldu sanırım.

 

Lakin Yunus dünyaca tanındığında Molla Kasım’ları tarih anmayacak bile…

 

Teslim Abdal’ın mahlasını verdiği son beyitlerine güzel cevap olurdu Necati Şahin üstadımızın adına:

 

Teslim Abdal uryan gezer, donu yok,

Sular şarşar olmuş, akar sonu yok,

Kanı vardır, cesedinde canı yok,

Gel bunun manasını verindi sofu.

 

Teslim Abdal’ın havas ehline taş atan ellere yazdığı beyitleri buraya yazmak ise sanırım gerekmez.

 

Çünkü hakikat ehliye anlayacağını anlar.’’)

 

*

 

Eyvallah Vedat Hocam…

Yazınız Onurumuzdur…

 

Bin Yılın Türküsü sonrası

Nemrut Dağı’nda 4000 yıllık heykeller arasında Siz, Serdar Sönmemiş dostumuz ile birlikte yıldızlara yoldaşlık, güneşin doğuşuna yarenlik ettiğimiz güzel anlar için de bin teşekkür…

 

*

 

Geliyorum Günümüze…

Her acı olayda, ateşin düştüğü yüreklere koşan

ALEVİ Toplumu,

İZMİR Depremzeleri de unutmadı…

 

Hürriyet’in yıllarca karaladığı, iftira attığı ALMANYA ALEVİ BİRLİKLERİ FEDERASYONU

yaptığı kampanya sonucu toplanan meblağı İZMİR Büyük Şehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’in işaret ettiği hesaba gönderdi…

 

Şimdi

HÜRRİYET Gazetesi’ine

SUALIM:

 

ALEVİLER, nacizhane DEPREMZEDELER için elinden geldiğini yapıyor. Şeffaf bir yol ile de bağışları

Depremzedelerin hizmetine sunuyor…

 

20 yil önce DEPREMZEDELER için topladığımız nacizhane yardımlarımızı karalayarak, iftira atarak sorgulayan HÜRRIYET,

 

20 Yılda halktan

37 MİLLİYAR DOLAR

DEPREM VERGİSİ

toplayan

AKP Hükümetine,

Cumhurbaşkanı’na

bu paranın ne olduğunu,

nerelere harcandığını, kimlere gittiğini de

bir Sual et HÜRRİYET!

 

AKP Genel Başkanı “Cumhurbaşkanımız”

Erdoğan’a yaptığın binlerce methiyenin yanı sıra

bu SUALİ de

bir SUAL olarak

SUAL eyle HÜRRİYET!

 

Yandaşlık tamam da,

biraz da Vatandaşlık eyle HÜRRİYET!

 

Adındaki HÜRRİYET’ın

“Hür’ü gitmiş

“RİYAETE”, Kula dönüşmüşsün

HÜRRİYET…

 

Neymiş demek ki,

İftiralarını herkes unutmuş olabilir,

ama TARİH unutmuyor işte…

 

Arşiv böyle arşınlıyor

insanın boyunu posunu HÜRRİYET…

 

İşte, zamanında örgütlemesini kırmak istediğin

AABF- Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu bugün,

10 Aralık 2020 tarihide

Almanya Kuzey Ren Vestfalya Eyalet Parlamentosu’nun kararı ile

Almanya’daki Kiliselerin sahip olduğu tüm hakları resmi olarak aldı.

Yani “Kamusal İnaç Kurumu” olarak tanındı.

 

Bu kararın alınmasına yaptığımız O büyük projelerin etkisi çok oldu…

 

Son olarak

29 Eylül 2019’da

yine KÖLN ARENA’da nacizhane benim Genel Sanat Yönetmenliğinde yaptığımız

“YOL BİR SÜREK BİNBİR” Projemizi hayretle, övgü ile izleyen birçok Alman Bakan, Siyasetçinin de katkısı oldu…

 

Bu Tarihi Kararı da bilginize sunuyorum

HÜRRİYET….

 

Necati Şahin

(Köln,10.12.2020)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir