Çar. Nis 29th, 2026

Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

HAL YAMANO

⌈Metin Mat⌉
Tarihi, dünü öğrenmek için değil, yarını inşaa etmek için okumalı.
Tarih boyunca yaşadığı topraklarda, içtiği suda, soluduğu havada kendini var eden Aleviler, sevgiye kucağını açtı, dostça paylaştı sofrasını, dışlamadı kendisinden olmayanı. Ama karşılığı hep zülüm ve ihanet oldu.
Çünkü inanç dünyasında başkasını kendisine benzetme yok. Zira, Yol rızalık üzerine kurulmuş. Başkasının malını ganimet, kızını cariye, karısını köle görmek yok.Yol’da insan kutsaldır. Bu felsefe gaspçı, talancı, rantçı egemenin dünyasına uymuyor. Bu zihniyet; sorup sorgulayan, aklı esas alan, vicdan ve temiz ahlaklı bireylerden oluşan toplumu, varlığına ve geleceğine tehdit olarak görüyor. Bunun için yok edilmesini politik bir hedef olarak görüyor. İftiralarla itibarsızlaştırma, rencide etme ve fetvalarlar öldürülme emirleri bunun içindi. 500 yıl önce Ebu Suud’un verdiği fetvalar hala günümüz insanının politik tercihini belirliyorsa, bu kanseroloji fikirlerin toplumun genlerine ne kadar nüfüz ettiğinin göstergesi olsa gerek.
Tarih dedim, çok eskilere gidip yazıyı uzatmak istemiyorum.
1980 Askeri faşist darbesinin paşası Kenan Evren’in mitinglere Kur’an ayeti okuyarak başlaması tesadüfi değildi.
Devrimciler, Aleviler, Kürtler asker postalları altında ezilirken, müslüman ‘Akıncılar” rahatça örgütleniyorlardı.
1984 Hürriyet Gazetesi’inde ki; “Turgut Özal Alevi dedeleriyle Gölbaşında toplandı.” duyurusu Alevilerle ilgili birşeylerin planlandığını gösteriyordu.
Ne olmuştu 1984’te? PKK ilk silahlı eylemini Şemdinli ve Eruh’ta gerçekleştirmişti. Ama devlet Alevi Dedeleriyle görüşüyor, Neden?
Aslında devlet Türkiye’de Alevilerin nerelerde ve ne kadar olduğunu köy köy, hane hane bilir. Özellikle 1960 sonrası gelişen Sol/sosyalist hareket içindeki varlığını ve gücünü de bilir. Ama bildiği başka bir şey daha var. Bu Alevilerin açık bir şekilde baskı altında tutulduğu, horlandığı, inançları, adı konmayan yasaklarla çevriliydi. Ve politize olmuş bu kitlenin inançsal anlamda örgütlenmesi durumunda bunun kendi iktidarlarının sonu olacağı korkusuyla, tabiri caizse “Cin şişeden çıkmadan ” önlemini almalıydı.
Bunun için en uygun malzeme İzzettin Doğan’dı. Alevileri İzzettin Doğan’ın emrine sokmak. Bunun için önce İzzettin Doğan’ı popüler yapmak gerekiyordu. Anlı şanlı büyük gazeteler İzzettin Doğan’ın resimlerinin yanına “Anayasa profesörü Alevi Dedesi İzzettin Doğan” haberleri, Televizyonlarda büyük adamların yanında, en önde konuşurken, herkesin sessiz dinlemesi, saygı göstermesi, kimsenin onun sözünü kesmemesi vs.
Bunları okuyan, izleyen sıradan Alevi vatandaşı ,” Ya bu devlet ne yapsın? Okumamış, devlete gidip konuşmamış Aleviler suçlu. Bak İzzettin Doğan’ın karşısında herkes susuyor, hepsi saygılı. Böyle birkaç adamımız olsaydı, devlet adamlarıyla konuşsaydı, bizi de devlet tanırdı ” diyerek İzzettin Doğan hayranlığıyla bir İzzettin Doğan idolu yaratıldı, ardından Cem Vakfı eliyle Alevi ihaneti bu kanallarla derinleştirildi. Buna itiraz edenler ateistlikle, siyaset yapıyorlar (ki siyaset yapmak yanlış değil) diyerek itibarsızlaştırılmaya çalışıldı. Ta ki Fetullah Gülen’le yaptığı Cami-Cemevi projesiyle biraz maskesi düşene kadar. Ama ektiği tohumlar filizlenerek Alevi toplumunun birliğini yarmaya devam etti, ediyor. Aleviler bu yakın tarihi dahi sağlıklı analiz etmiş değiller. Oysa Alevilere doğru ölümcül fırtına geliyor ve Aleviler bunu görmüyor, göremiyorlar.
Asıl Kemal Kılıçdaroğlu’nu yazmak istiyorum. İzzettin Doğan örneğini o yüzden anlattım. Yıllar önceydi, bir arkadaşla sohbetimizde, arkadaş bana; “Kemal Kılıçdaroğlu bu seçimi de kay bederse (CHP Genel Başkanı olduktan sonraki ikinci Genel Seçimler öncesi) onu CHP’nin başından atarlar demişti.” Bende kendisine; Kemal Kılıçdaroğlu CHP’nin başına gelmedi, getirildi ve görevi bitmediği sürece kimse onu ordan alamaz dedim. Ve 12 yıl CHP Genel Başkanlığı’nda üç Cumhurbaşkanlığı, dört Genel seçimi kaybetmesine rağmen CHP’nin başındaydı. Son CHP Kurultayında seçilmedi ve gitti. Ama dönecek merak etmeyin. Neden mi ? Çünkü, devletin / Reis’in ihtiyacı var.
Peki Kemal Kılıçdaroğlu CHP’nin başına neden getirilmek isteniyor ve Reis neden bunu istiyor?
Yaklaşık bu konuyla ilgili 7-8 yıl önce yazdığım bir yazıda;
1. CHP’yi meftalıktan kurtarıp , gerçek ve direnişçi bir muhalefetin ortaya çıkmasını engellemek,
2. Tayyip Erdoğan’a sünnilik üzerinden rahat ve etkili propaganda imkanı yaratarak, Tayyip’in kendi taraftarlarını vakkumlamasını sağlamak,
3. Kılıçdaroğlu’nun; “Dinimiz, Peygamberimiz, Kitabımız bir, hepimiz müslümanız.” söylemini Alevi asimilasyonunda kullanmak.
Deniz Baykal’lı CHP’nın ordudan daha fazla militarist tutumu, ırkçı söylemi demokratların, aydınların, Alevilerin, Kürtlerin CHP’yi terk etmesine sebep oluyordu. Bu devlet erkini ürküttü. Çünkü bu, kontrol edilmeyen bir muhalefet
cephesine dönüşebilir. Bu tehlikenin bertaraf edilmesi ve istenilen senaryonun (Tek adam rejimi) gerçekleşmesine yardımcı olacak muhalefetin dizayn edilmesi gerekiyordu.
Kılıçdaroğlu nasıl CHP’nın başına getirildi?
Öncelikle bütün Türkiye’nin tanıdığı, bildiği bir figure dönüştürmek gerekiyordu. Bunun için Kemal Kılıçdaroğlu’nun (Tıpkı İzzettin Doğan’a yapıldığı gibi) dürüstlüğü, hesap bilirliği gazetelerde yer almaya başladı. Özellikle TV’lerde Dengi Mir Fırat ve Melih Gökçek’le girdiği programlarda elindeki belgelerle konuşan, karşısındakileri suç üstü yakalayan, sakin, oturaklı, zeki bir görüntü. Öyle bir Kılıçdaroğlu imajı yaratılmalı ki, CHP’de Deniz Baykal gitse Kemal Kılıçdaroğlu’ndan başkası aday olmasın. Ve sonuçta kaset skandalıyla Deniz Baykal gitti, Kemal kılıçdaroğlu geldi.
Mesela şu soruyu sormadık. Televizyonlarda elinde belgelerle konuşan Kılıçdaroğlu, bu belgeleri nasıl buldu? Ya da Kemal Bey’e bu belgeleri veren niye başkaları değilde Kemal Bey’e verdi ?
Kemal Bey CHP’nin başına geri gelecek mi? Hiç kuşku duymuyorum, gelecektir. Öncelikle bunu gerçekleştirmek için yol temizliği gerekir. CHP içinde yarılma yaratıp, bunu derinleştirmek. Öyle ki CHP’lileri bir daha bir araya gelemeyecekleri şekilde birbirlerine karşı düşmanlaştırmak. Burdan mahkemeler için malzeme üretmek, suçlu, kirli bir parti imajını yaratarak bunu da Ekrem İmamoğlu ve Özgür Özel’e yıkarak, mağdur, dürüst ve haklı olan Kemal Kılıçdaroğlu eliyle güya CHP’yi kurtarma algısı yaratmak. Şunu söylemeliyim, Türkiye’de ki düzen partilerin tamamının kirli ve karanlık bir yüzü var. Hiç biri diğerinden temiz değildir. Hepsinde Derin devlet var. Bunları yazmaya gerek bile yok.
Bunu Kemal Bey niye yapar sorusuna çok farklı yanıtlar verilebilinir. Ama ne olursa olsun burda asıl mesele AKP’ nin bunu istemesidir. Çünkü, AKP girdiği her seçimi kazanır, istediği her şeyi yapar, ve Kemal Kılıçdaroğlu’da bütün bunları meşrulaştırır, 12 yıllık CHP Genel Başkanlığında yaptığı gibi. Dolayısıyla diğer cevapların önemi yoktur. Asıl olan Tayyip’in istediği bir sonucun olması. Bunun Aleviler açısından ne kadar tehlikeli olacağını anlamak lazım.
Tayyip Erdoğan son Cumhurbaşkanlığı seçimini, devletin imkanları, yalan, santaj, montaj, rüşvet ve en önemliside Kılıçdaroğlu’nun adaylığı sayesinde kazandı. Ancak söylediği önemli bir sözü vardı; ” İstanbulu kazanan bütün Türkiye’yi kazanır.” Ve İstanbul’u hem de iki kere Ekrem İmamoğlu kazandı. Aslında bu Tayyip Erdoğan’nın kaybettiğinin tescilidir. Bunu tersine çevirmenin yolu İmamoğlu’nu oyun sahasının dışına atmaktan geçer. 19 Mart’ta düğmeye basıldı. İmamoğlu’nun diploması, yolsuzluk vs, sonrada CHP Kurultayı, rüşvet, hile davaları, tutuklamalar, iddalar, iftiralar, itiraflar.
Özellikle İmamoğlu’nun tutuklanmasından sonra halkın tepkisi, milyonların sokağa dökülmesi ve gençliğin ön saflarda direnmesi iktidarın beklemediği bir durumdur. Göstericilere karşı çok sert önlemler alındı. CHP’nin sokaklara inmesi, sokak direnişini büyütmesi önemlidir. Bunu iktidarı seçime zorlayacak tarzda sürdürmesi gerekir. Bunun içinde ciddi, kararlı, samimi, halka güven veren politik söylem ve eyleme ihtiyaç var. Kendi içinde çatışan, birbirini ihbar eden partililerin ciddiye alınacağını düşünmek saflıktır. Ve CHP adım adım bu noktaya getiriliyor.
Ve açıktır ki İmamoğlu, iktidar istediğini alana kadar hapiste tutulacak. CHP’ye yönelik Belediyeler üzerinden operasyonlara devam edilecek. Son müdahele Kılıçdaroğlunu CHP’nin başına getirmek olacak. Bu da CHP’nin bölünmesi demektir. Kalanlarla Alevi Partisi görünümündeki CHP Tayyip Erdoğan’ın çok rahat vuracağı basit bir hedef olacaktır. Ve İktidar bir taşla üç kuş birden vuruyor. Başkanlık rakibini tasfiye ediyor, Ana Muhalefet partisini bölüyor ve tabi ki yaptığı yolsuzlukların, hırsızlıkların ve yoksulluğun konuşulmamasını sağlıyor.
Türkiye siyasi olarak dört parçaya bölünüyor, Müslüman/milliyetçiler, laik/ Atatürkçüler, Kürtler ve Aleviler. İktidar bu güçlerden işine gelenle işbirliği yaparak yoluna devam etmek istiyor. (Alevileri bu denklemin dışındadırlar)
Aleviler için tehlike burda başlıyor. Türkiye’nin siyası gelişiminde pozitif rol oynayan, Demokratların, sol/Sosyalistlerin, Atatürkçü/laik çevrelerin, Kürtlerin, aydınların sempatiyle baktığı, güvendiği Aleviler, tamda milyonlar sokağa çıkmışken, bütün baskıları göze alarak iktidara açık tavır aldığı bir dönemde buna öncülük yapacak CHP’nin bundan mahrum bırakılmasını bu çevrelerin hiç biri affetmeyecek. Doğru, yanlış bu işin bütün faturası Alevilere çıkarılacak. Alevileri ihanetçi olarak lanse edeceklerdir. (Yılmaz Özdil’in İzmir Belediye işçilerin greviyle ilgili kirli dili basit bir örnektir.) Asıl tehlikede bundan sonra başlıyor. Çünkü, Batının yeni Otradoğu projesinde nasıl bir Türkiye var bilmiyoruz? Bildiğimiz bir Suriye örneği var. Orda mesela Suriyelilerin demokrat, mutedil müslüman, Dürzi, Kürt ve Arap Alevilerin ittifakı olsaydı böyle bir sonuç yaşanmazdı. Her kesim kendini eli kanlı cihatçılardan koruma derdinde. Hiç biri diğerinin Hawar çığlığını duymuyor. Sanki Türkiye böyle bir karanlığa sürükleniyor. İşte CHP içindeki gelişmeler ve Kılıçdaroğlu’nun tutumu, böylesi bir Türkiye’de Alevileri yalnız başına bırakacaktır. Bu gün Alevilere dost olan çevreler, Alevilerin tıpkı Süriye’de ki Arap Aleviler gibi Hawar çığlığını duymayacaklardır. Bize de hal yamano demek kalır, eğer sesimiz çıkarsa.
CHP, iyi bir parti, E.İmamoğlu ya da Ö.Özel temiz siyasetçiler diye bir düşünceye sahip değilim. Bildiğim tek adam rejiminden kurtulmanın, Tayyip Erdoğan’ın sandıkta yenilmesidir. Bu ancak Tayyip Erdoğan’ın mahallesinden olan birinin eliyle olabilir. Böylesi bir değişim Türkiye halkının kendisine güvenmesini, sakinleşmesini, gelişmeleri yeni bir gözle görüp, anlamasını sağlayacaktır. İstediğim bu kapının açılmasıdır.
Kapıları kapalı, penceresiz Türkiye karanlıktır. Türkiye bunu hak etmiyor. Türkiye’nin aydınlığa ihtiyacı var. Ve Aleviler bu aydınlık Türkiye’nin güneşidir. Aleviler mayın tarlasına sürülmeyi istemiyorlarsa duygusal davranmaktan kurtulup, olayları ve gelişmeleri sağlıklı analiz etmeli, tarih boyunca güneş olan yüzünü gölgelememelidirler.
Aşk ile.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir