Pts. Şub 2nd, 2026

Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

ALEVİLİKTE BARIŞIN ONTOLOJİK ANLAMI ÜZERİNE

⌈Özgür Kaplan⌉
Alevilikte barış, sadece siyasal alanla sınırlı bir talep değil,insanın varoluşsal derinliğine dair bir hal ve sorumluluktur. Çünkü Alevilik, insanın önüne kendini bilmesi için bir pişme yolu koyar. Bu, varlığın birliğine doğru yapılan bir yolculuktur ve bu yolculuğun dört ana kapısı ve kırk makamı vardır. Gerçek barış, içerden başlayan ve sürekli kendini geliştirerek büyüyen bir karakter halidir. İşte bu nedenledir ki Aleviliğin barış anlayışı, savaş sonrası atılan imzalar değildir. Ya da taraflar arasında karşılıklı antlaşmalar sonucu çizilen sınırlar da değildir. Tam aksine, Alevi’nin barışı karşılıklı rızalık ile tüm sınırların kaldırılmasıdır.
Çünkü bu öğreti der ki:“Kişinin hakikatle buluşması için önce kendi içindeki çatışmayı sonlandırması gerekir.”
Kendi içinde barışı kurmamış bir can, dışarıda adaletli bir dünya inşa edemez. Bu yüzden barış, Alevilikte bir sonuç değil, bir başlangıçtır. Örneğin bir şahsiyet can olmadan Cem’e giremez ve can olabilmesi için içsel kavgasını bitirmesi gerekmektedir. Aksi takdirde Cem’e giremez ve nefsini bilmeden de görgüden geçemez. Çünkü bizde yol, savaşla değil, içsel ahenkle yürünür.
Barış, Dört Kapı Kırk Makam’ın tüm adımlarında gizlidir. Şeriat Kapısı’nda edep ile tüm inançlara ve kimliklere saygı, Tarikat Kapısı’nda teslimiyet ile güven, Marifet Kapısı’nda tevazu ile turab olma, Hakikat Kapısı’nda ise varlığın birliğiyle içerden başlayarak tüm sınırların kalktığı barış hali vardır. Görüldüğü gibi Alevilik yolunun her bir aşamasında, insanın içindeki savaşı sona erdirmeye yönelik felsefi bir derinlik vardır.
Yani Alevilikte barış, sadece silahların susması değildir. Zaten Alevilikte silahın tanımı da tekdüze değildir. Kibirden arınmak, hırstan uzak durmak, rızalıkla yaşamak, kazanılacak en büyük barıştır aslında.
Bizim inancımızdaki Hak, yeryüzündeki tüm varlıkların toplamıdır.
Bir Alevi ozanı olan Büryanî;
Canlı cansız cümlemiz bir nesneden
Var oluyor bu bir hikmet sultanım
Canana akıtır bu can-ı beden
Kabul etmek cana minnet sultanım…dizeleriyle bizdeki Hak’kı ve barışma-aşk halini tarif etmektedir.
Önce bireyin, sonra toplumun İnsan-ı Kâmil olması için verilen inançsal mücadelemizin en büyük hedefi,yaşam denilen döngüye dahil olan canlı cansız tüm nesnelerle bütünleşerek rızalık barışına kavuşmaktır. Ancak bu şekilde, can tenden ayrıldığında huzur içinde Hakk’a yürürüz. Çünkü Hak ile hak olan can, ne başkasının hakkına el uzatır ne de kendi kalbine zulmeder.
Bu barış hali, bireyin gönlünde başlar, Cem meydanında görünür, Kara Kazanda kaynayarak toplumsal hayata taşar. İbadetimiz olan Cem, bir törenden öte, içsel barışın dışa yansımasıdır. Gözcüden zakire, dârdan Pîr’e kadar her can, kendini bir aynada görür ve orada kâmil insanın izini sürer.
Çünkü Alevilikte barış, sadece yaşamın bir parçası değil; yaşamın ta kendisidir. Barışın olmadığı yerde Alevilik yaşayamaz. Çünkü yolun özü rızalık, nefesin özü aşk, meydanın özü birliktir.
Gerçek barış gönülde kurulur. Ve gönül barışı olmadan hiçbir toplum kalıcı huzuru bulamaz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir