Pts. Şub 2nd, 2026

Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

ALEVİLERİN ÖNÜNDEKİ TARİHİ SORUMLULUK

⌈Aziz Tunç⌉

Tarihi Bir Sürecin Eşiğinde

Türkiye ve Kürdistan’ın bugününü olduğu kadar geleceğini de derinden etkileyecek tarihi bir süreç yaşanıyor. Bu tespit artık herkesin ortak paydası haline gelmiş durumda.
Genel kanı, sürecin en çok Kürtleri etkileyeceği yönündedir. Doğrudur; Kürt sorunu bu coğrafyanın en temel sorunudur ve barış ile demokratik toplum sürecinin asli öznesi, en çok etkilenecek olan kesim Kürtlerdir.
Ancak bu gerçeklik, başka bir gerçeğin üzerini örtmemelidir: Bu süreç, Kürtlerle birlikte başta Aleviler olmak üzere toplumun tüm kesimlerini yakından ilgilendirmektedir.

Tarihsel Süreklilik: Devletin Alevi Düşmanlığı

Türk devleti, kurulduğu günden bugüne Alevi toplumuna karşı sistematik biçimde soykırım ve asimilasyon politikaları yürütmüştür.
Dolayısıyla devletin Alevi düşmanlığı ne yeni bir durumdur ne de belirli dönemlerle sınırlıdır.
Erdoğan’dan önceki Kemalist iktidar da Aleviliği açıkça düşman olarak tanımlamasa da fiilen düşmanca politikalar izlemiştir.
Kemalistler, Alevileri yok etmek yerine bir yandan soykırımlarla korkutmaya, diğer yandan asimilasyonla dönüştürmeye çalışmış; böylece onları kendi toplumsal tabanlarının bir parçası haline getirmeyi hedeflemiştir.

Erdoğan Dönemi: Düşmanlığın Derinleşmesi

Son 23 yıldır devleti yöneten Erdoğan ve ortakları ise Aleviliği doğrudan hedef haline getirmiştir.
Kendini İslam’ın tek temsilcisi olarak sunan Erdoğan, İslam’ın düşmanı olarak gördüğü Alevileri ortadan kaldırmayı asli görev saymaktadır.
Erdoğan’ın Alevi düşmanlığının sadece inançsal değil, aynı zamanda politik nedenleri vardır.
Birinci neden, Kemalizm karşıtlığıdır. Cumhuriyet’le birlikte İslamcı çevrelerde şekillenen Kemalizm düşmanlığı, Alevileri Kemalistlerin “toplumsal tabanı” olarak görme anlayışıyla birleşmiş; bu da Alevilere yönelik intikamcı bir nefret politikası doğurmuştur.

İdeolojik Zemin Ve Çete Ortaklıkları

Alevi düşmanlığı ile “İslam’ın temsilciliği” iddiası, Türk devletinin İŞİD ve HTŞ gibi çetelerle kurduğu ilişkilerin ideolojik zeminini oluşturmuştur.
Erdoğan, bu ortaklıklar üzerinden bölgeye Osmanlı-İslam egemenliği kurmak istemekte; politikalarını bu hedef doğrultusunda şekillendirmektedir.
Bugün Türk devletinin, özellikle Erdoğan döneminde, bölge üzerinde hegemonik bir ilişki kurma çabası artık gizlenmemektedir.

Uluslararası Düzeyde Alevi Karşıtlığı

Bu politika sadece Türkiye ve Kuzey Kürdistan’la sınırlı değildir.
Balkanlardan Ortadoğu’ya kadar uzanan bir hatta, Alevi toplumuna yönelik saldırılar, asimilasyon girişimleri ve soykırım uygulamaları sürmektedir.
Devletin Alevi-Bektaşi Cemevleri Başkanlığı aracılığıyla yürüttüğü “makbul Alevilik” dayatması içerideki ideolojik kuşatmayı derinleştirirken, dışarıda da HTŞ ve Taliban gibi güçlerle kurulan işbirlikleri Alevilere yönelik ölümcül bir kuşatma yaratmıştır.
Bu tablo, Türk devletini bölgedeki en büyük Alevi düşmanı konumuna taşımıştır.

Alevilere Yönelik Politikaların Stratejik Niteliği

Türk devletinin bu politikası geçici, konjonktürel veya lokal bir saldırı olarak görülmemelidir.
Tam tersine, Alevi düşmanlığı derin inançsal temellere ve stratejik bir politik hedefe dayanmaktadır.
Amaç, orta vadede Alevi toplumunu topyekûn ortadan kaldırmaktır.
Bu nedenle yaşanan gelişmeler, Aleviler açısından tarihsel bir dönüm noktasını ifade etmektedir.

Tarihsel Görev: Direnmek Ve Tutum Geliştirmek

Bu gerçeklik karşısında Aleviler ciddi, kararlı ve net bir tutum geliştirmek zorundadır.
Alevi kurumları, bu tarihsel sorumluluğun gerektirdiği tüm çabayı göstermekle yükümlüdür.
Alevi toplumu, inançsal değerleri, tarihsel tecrübesi ve örgütlenme potansiyeliyle Erdoğan’ın Osmanlı-İslam egemenliği politikasının bir parçası olmayacaktır.

Barış Ve Demokrasi Aleviler İçin Stratejik Bir İhtiyaçtır

Türkiye ve Kürdistan’ın demokratikleşmesi, barışın sağlanması Aleviler açısından stratejik bir zorunluluktur.
Alevi toplumu, barış ve demokratik toplum sürecine “birilerini desteklemek” amacıyla değil, kendi varoluşsal gerekçesiyle dahil olmalıdır.
Çünkü bölgede barış ve demokrasi gerçekleşmezse herkes kaybedecek; ancak Aleviler herkesten daha çok kaybedecektir.

Aleviler Sürecin Asli Öznesidir

Aleviler, barışın ve demokratik toplumun yaratılmasında en kararlı ve en net toplumsal kesim olarak bu sürecin başarısında önemli bir rol üstleneceklerdir.
Tarihsel hafıza, inançsal değerler ve mevcut koşullar bunu açık biçimde göstermektedir.
Alevi toplumu, bu tarihsel sorumluluğun farkında olarak hareket etmeli; barış, demokrasi ve özgürlük mücadelesinde özne olma bilinciyle sürece katılmalıdır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir