Paz. May 3rd, 2026

Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

BARIŞIN İMKÂNSIZLIĞI ÜZERİNE

⌈İpek Bayrak
“Zulüm süreklilik kazandığında, barış yalnızca bir söyleme dönüşür.”

Barış, her zaman güçlü bir kelime olmuştur. Ancak bazı dönemlerde bu kelime, gerçeği iyileştirmek için değil, onu örtmek için kullanılır. Bugün içinde yaşadığımız çağda barış; eşitlikten ve adaletten koparıldığında, iktidarın en işlevsel maskesine dönüşmektedir.

Şiddetin Sürekliliği ve Siyasal Zemin

Kürtlere, Alevilere, azınlık halklara ve kendisi gibi düşünmeyen herkese karşı din adına uygulanan şiddet, artık münferit olaylar dizisi değildir. Bu durum, süreklilik kazanmış bir yönetim aklının sonucudur.

Şiddeti yalnızca silahlı yapılara, radikal örgütlere ya da “kontrolden çıkmış” unsurlara yüklemek gerçeği gizler. Asıl mesele, bu şiddetin hangi siyasal zemin üzerinde üretildiği ve hangi devlet pratikleriyle korunduğudur.

İtaat ve Korku Üzerine Kurulu Düzen

Siyasal İslam’ın merkezine yerleşmiş bu zihniyet, iktidarı ele geçirdiği her coğrafyada yaşamı değil, itaati örgütlemiştir. İtaatin sağlanamadığı yerde ise şiddet devreye sokulmuştur.

Türkiye’de, İran’da ve Suriye’de yaşananlar bu zihniyetin farklı sınırlar içindeki aynı yüzüdür. Bu nedenle barış söylemleri ikna edici değildir; çünkü barış, eşitliği ve hukuku şart koşar. Oysa bu düzen, eşitsizlik ve korku üzerine inşa edilmiştir.

Sessizlik Bir Onay Değil, Yüzleşmedir

Yıllar boyunca bu gerçeğe dikkat çekildi. “Bu yapıdan barış çıkmaz” denildi. Güvenin ve sabrın nasıl sistematik biçimde istismar edildiği, zamanla herkes tarafından görüldü.

Bugün hâkim olan sessizlik bir onay değildir; inkâr edilemeyen bir gerçeklikle yüzleşmenin sessizliğidir.

Devlet Geleneği ve Bastırma Politikası

Bu devlet geleneği, tarih boyunca kendisine benzemeyeni bir tehdit olarak algılamıştır. İnanç, kimlik ve dil farklılıkları birlikte yaşamın zenginliği olarak değil, bastırılması gereken unsurlar olarak kodlanmıştır.

Böyle bir geçmişten adil bir gelecek üretilemez. Şiddetin sürekliliği bir tesadüf değil, bu zihniyetin kaçınılmaz sonucudur.

Suriye Deneyimi ve Çıplak Gerçeklik

Suriye’de Kürtlerin nasıl yalnız bırakıldığını gördük. Uluslararası dengeler değiştiğinde “müttefiklik” söylemlerinin nasıl hızla anlamını yitirdiğine tanık olduk.

Kimliği makbul sayılmayan insanların, kadınların ve çocukların nasıl hedef hâline getirildiğini izledik. İnsan bedenine yönelen şiddetin, aynı zamanda hafızaya ve onura yöneldiğini gördük. Ölümün sıradanlaştırıldığı bir eşikten geçtik.

Bu yaşananlar bir sapma değildir. Bir sürekliliğin parçasıdır.

Toplumsal Çürüme ve Tahakküm Dili

Meclis kürsülerinde kurulan cümlelerle sokakta dolaşan nefret dili arasında bir fark yoktur. Eğitimden barınmaya, kamusal alandan özel yaşama kadar her yerde aynı tahakküm dili dolaşımdadır.

Toplum adım adım çoraklaştırılmış; hukuk yerini sadakate, ahlak yerini itaate bırakmıştır. Çocuklara yönelik suçların dahi hafife alınabildiği bir çürüme düzeyi, bu düzenin vardığı noktayı açıkça göstermektedir.

Görülmüş, Yaşanmış, Kayda Geçmiş

Bunlar söylenti değildir.
Okunmuş bir tarih anlatısı da değildir.
Görülmüş, yaşanmış ve kayda geçmiş gerçeklerdir.

Kurtuluş Yolu ve Ortak İrade

Bu nedenle açık konuşmak gerekir: Ezilen halklar kurtuluşu, kendilerini yok sayan sistemlerin vaatlerinde aramamalıdır. Siyasal pazarlıklara, vitrin barışlarına ve başkalarının lütfuna bel bağlamak, geçmişte defalarca sonuçsuz kalmıştır.

Çözüm, birlikte durabilmekte; kimliği, onuru ve geleceği başkasına teslim etmemektedir. Kader, ancak ortak bir iradeyle belirlenebilir. Bunun dışındaki her yol, ertelenmiş bir yenilgidir.

Akıl, Vicdan ve Direniş

İnsan aklı ve vicdanı, baskı altına alınmadığında en büyük güçtür. Bu yüzden ilk hedef hep akıl olur, vicdan olur. Susturulmak istenen vicdan, kiraya verilmek istenen akıl tesadüf değildir.

Sessizlik bazen zorunlu olabilir.
Ama teslimiyet asla zorunlu DEĞİLDİR.


13.01.2026

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir