Bir Halkın Şeref ve Onuru Örgülü Saçlara Bağlanır mı?
⌈Zeki Rüzgar⌉
Bir Kürt için bu sorunun cevabı çok açıktır: Elbette.
BÜTÜN DÜNYA’NIN CANİLERİ SURİYE’DE TOPLANMIŞ
Neredeyse bir haftadır Suriye’de bütün dünyanın gözü önünde bir insanlık dramı yaşanıyor.
Neredeyse bütün dünyada işlediği insanlık suçları nedeniyle halen terörist olarak kabul edilen bir caniye teslim edilen ülke kan ağlıyor.
Yıllardır yaptıkları bütün insanlık suçları görmezden gelindiği gibi ödüllendirilen, bütün ülkelerin kan emicileri Suriye’de bir araya gelmiş. Ağababalarının parası, silahiyle, binlerce yıldan bu yana o topraklarda yaşamakta olan Dürzilerin, Alevilerin, Hiristiyanların, Yahudilerin, Ezidilerin, kendileri gibi olmayan Müslümanların, Arapların, Kürtlerin, Türkmenlerin, Ermenilerin hayatlarına kastediyorlar.
İnsanların kafalarını kesiyor, işkence ediyor, uzuvlarını koparıyor, çocuk, kadın, erkek demeden döve döve insanları öldürüyorlar.
Neredeyse bütün dünya ülkeleri, çok iyi tanıdıkları kendi canilerinin önlerini açarak, onları cennet ve huri vaatleriyle motife ederek, Suriye’ye ulaşmalarına izin vermişlerdi. Bunun için ulaşım hatları kurmuşlardı.
Suriye’de toplanan bu caniler, önce İSİD oldular, sonra El-Kaide, sonra HTŞ. Sahipleri hangi gömleği giymelerini istedilerse onu giydiler.
Bütün dünyadan toplanıp gelmiş bu caniler sürüsü 15 yıldır Suriye’de önlerine ne konulmuşsa, onlara ne hedef gösterilmişse o yana doğru iğrenç yüzleri, kanlı elleri, vicdandan yoksun kalpleriyle, önlerine gelen herkesi ezip geçiyorlar.
İngiltere ve Türkiye’nin akıl hocalığı; Katar, Suudi Arabistan’ın milyar dolarları, Amerika’nın, Almanya’nın, İngiltere’nin silahları ve Türkiye’nin açık askeri ve hava desteğiyle yapıyorlar tüm bunları.
Önce en zayıf nokta olarak gördükleri Alevilere saldırdılar. Binlerce insan katlettiler. Kadınlarını kızlarını kaçırıp sattılar veya şantaj aracı olarak kullandılar. Gazetecilerin tespit ettiği üzere şantaj paralarını Türk Bankaları üzerinden açık açık tahsil ettiler.
Sonra Dürzilere yöneldiler.
SON KALE KÜRT COĞRAFYALARI KUŞATMADA
Şimdi ise kendilerince Kürtleri hedefe koymuş durumdalar.
Bu nedenle Kürtlerin yaşadığı Rojava’da (Batı Kürdistan’ı tarif etmek için kullanılan isim) her köy, her kasaba, her şehir kuşatma altına alınmış durumda.
Bütün güney yarım kürede olduğu gibi Rojava da en ağır kış koşulları mevcut. Buna rağmen, yüzbinlerce çocuk, yüzbinlerce kadın, yüzbinlerce erkek dört gündür elektriksiz, susuz, internetsiz ve yiyecek için kullanılan ikmal hatları kesilmiş şekilde, kendilerine dayatılan soykırımı engellemeye çalışıyorlar.
Kadınlar, erkekler, hatta gencecik kızlar, erkekler topraklarını korumak; hayatlarına, onurlarına sahip çıkmak için ellerine geçirdikleri her şeyiyle direniyorlar.
Bütün dünyaya yardım çağrısı yapıyorlar.
Yardım çağrıları bile klavye kahramanlarının utanmaz yorumları ve sevinç çığlıklarına çarpıyor.
İÇİMİZİ ACITANLAR: ÖRGÜLÜ SAÇ
Bir Kürt olarak son bir hafta içinde en çok içimi kanatan üç şey oldu.
Birincisi bir caninin katledip, kestiği saçını bir başka caniye hediye diye sunduğu, Kürt kızının örgülü saçıdır.
Biz daha küçük yaşlarda anne babalarımızdan öğrendiğimiz ilk şey, özellikle çocuk ve genç kızlara kötü davranılmaması, onurlarını kırmamız gerektiğidir.
Şimdi eminim bu satırları okuyan birçok kişi medyanın propagandaları nedeniyle abarttığımı söyleyeceklerdir. Ama Türkiye’deki kadına yönelik şiddete ilişkin istatistikleri incelerseniz, Kürt illerinde şiddetin çok daha az olduğunu göreceksiniz.
Yalnız yanlış anlama olmasın, Kürt illerinde kadına şiddeti azaltan şey devletin uygulamaları veya cezalandırması korkusu değildir. Ailelerin, kadınlara yönelik şiddeti asla tolere etmemesidir. Kadına yönelik şiddet birçok kan davasının temel sebebidir.
Biz küçük iken, kız kardeşlerimizle kavga ederken bile onların saçına dokunduğumuzda istisnasız tüm büyüklerimizden azar işitir, dayak yerdik.
Hatırlıyorum küçüklüğümde köyde bir kadının baş örtüsünü çıkarıp ortaya atması bazen, kanlı çatışmalara, bazen de kan davasının bitmesine sebep olurdu. Ama küçük kız çocuğuna yapılan hakaret mutlaka kan akmasının bir gerekçesiydi.
Çünkü Şeyh Mürşid Haznewi’nin söylediği gibi “Biz Kürtler için kız çocuklarımızın saçı onurumuz, şerefimiz” anlamına gelir.
Ben ölünceye kadar o genç kızın ölü bedeninden koparılmış o örgülü saçını unutmayacağım. Şerefli namuslu hiçbir Kürdün unutmayacağımdan da eminim.
Bütün dünyadan gelen görüntülerle, Kürtlerin bu hassasiyetinin kutsandığını ve onurlandırıldığını görmek yüreğimize bir nebze de olsa su serpse de, bu acımızı ve kinimizi azaltmamaktadır.
TÜRKİYE’NİN SURİYE’YE DÖNÜŞMESİ İÇİN İLK ADIM ATILDI
İkincisi Türkiye Cumhurbaşkanı R. T. Erdoğan’ın “Nihayet Suriye’den özlediğimiz görüntüler alıyoruz” cümlesidir.
Yaklaşık 2-3 milyon insanın soykırım görüntülerini, müjde haberi gibi kabul eden ve ülke içinde Kürtlerden başka neredeyse hiç kimseden tepki almayan bu beyanla devlet başkanı, T.C. devleti ile Kürtler arasına kalın bir duvar örmüştür.
Türkiye’nin, Suriyelileşmesi için ilk adımı atmıştır.
Türk halkı, bu anlayışa onay verdiği ve karşı çıkmadığı sürece devletin Kürtlerle barışması veya bu sözlerle start verilen siyasi cinayet ve katliamların başlamasına veya kardeş kavgalarının hortlamasına engel olması mümkün olmayacaktır.
Çünkü, devlet başkanlarının bu sözü, bir start işaretidir. Nihayet ilk meyvesini DEM binalarının saldırıya uğramasıyla vermiştir.
Bu söz aynı zamanda hukuken, kardeşliği örgütlemeyi, hatta kanıtlamayı Türk halkının boynuna yüklemiştir.
Bugün bu söze karşı çıkmayanların yarın olacaklardan sorumluluğu da olacaktır.
DOSTLAR, DOST GÖRÜNENLER
Üçüncüsü ise eski bir müvekkilimin Facebook paylaşımında önüme düşen sözleriydi.
Aynen şöyle yazmıştı: Ne Rojava Ne Kobane bir devrimdi… Masal bitti… Şeytan İmparatorluğu emretti takke düştü kel göründü.
Koca bir Kürt coğrafyasının işgalini: milyonlarca insanın soykırım tehdidi altında olmasını: binlerce insanın katlini kendince böyle kutluyordu. Halen kendini devrimci, halen kendini bilmiş kabul ederek. Haklılığını, koca bir kan gölüne dayayarak…
Peki bakalım haklı mı?
Devrimciler ne olursa olsun sivil halkı korumakla kendini görevli sayması gerekmiyor mu? Gerekiyor. Peki bu sözlerde bir halkın korunmasına ilişkin en ufak bir şey var mı, yok.
Devrimciler somut görevler sırasında eleştiri ve özeleştiriyi görev sonrasına bırakmak zorunda değil mi? Zorunda. Kendisine düşen görevlere ilişkin en ufak bir söz var mı, yok.
Doğru yanlış esasen kendince haklılığını ileri sürdüğü Kürt komutan, kendisine verilen sözlere, vaat edilen makamlara rağmen, dünyanın en kudretlilerine sırtını dönüp, halkını korumak için ölmeyi göze alıp, ömrünü geçirebileceği bir saraydan çıkıp gitmiş mi? Gitmiş. Bugün bu adama, “ama ben sana söylemiştim” denecek gün mü, hayır.
Yüz yıldır bütün siyasi örgütlenmelerde temel güçleri Kürt devrimciler oluşturmadı mı? Oluşturdu. Buna rağmen Kürtlerin kalplerinin kazanılmamasının sorumluluğunu Rojava’da soğukta titreyen bebeklere yüklemek devrimci veya bırakın devrimciliği, insani bir durum mu? Hayır.
Bu kişinin bir zamanlar yol yürüdüğü devrimcilerin, halktan bir insanın bile zarar görmemesi için yüzlerce kere hayatlarını verdiklerini bütün dünya biliyor mu? Biliyor.
Bu kişinin, yanlarında ömrünü çürüttüğü yoldaşlarından en ufak bir ahlaki kırıntı kazandığını söylemek mümkün mü? Hayır.
O zaman bu kişi haklı olabilir mi? Hayır.
BUGÜN KÜRTLER İÇİN DOSTUN BELLİ OLACAĞI GÜN
Bugün Kürtler için yüzlerce kere gerçekleşen katliamlardan birinin kıyısındayız.
Milyonlarca Kürt topraklarını, çoluk çocuğunun canını, namusunu, şerefini korumak için savaşıyor.
Bugün Kürtler, her dilden, her yoldan yardım çağrısı yapıyor. Korkusundan değil, acizliğinden değil, çaresizliğinden.
Dünyanın bütün ülkelerinden toplanmış katiller sürüsü etraflarını sarmış durumda. Onları çoluk çocuk, açlıkla, susuzlukla, soğukla terbiye etmeye çalışıyor. Bir soykırım için iplerini ellerinde tutan sahiplerinin iznini bekliyorlar.
Dünyanın en güçlü devletleri bir araya gelmiş, bütün silahlarıyla onlara ya teslimiyet ya ölüm dayatıyor. Çoluk çocuk. Hiçbir devletten Kürtler lehine tek açıklama yok.
Bugün değilse Kürdün dostunun, düşmanının belli olacağı başka gün yoktur.
Bugün elini uzatmayan, sorumluluk almayan, yüreği onlarla çarpmayan, onlar için sokağa çıkmayan, hiç değilse evinde iki dua etmeyen hiç kimsenin Kürtleri eleştirmeye, onlardan özeleştiri beklemeye hakkı olamaz.
Kürt halk önderlerinin hataları, politikalarında yanlışlar yok mu? Elbette var.
Ama bugün o gün değil. Bugün herkesin çuvaldızı kendine batırması gereken gün.
Bugün Kürde dost musun, düşman mısın?
Karar vermen gereken gün.

Sevgili Canlar, yoluna ve ikrarına bağlı olan her Alevi kendisini Alevi Haber Ağı’nın doğal bir muhabir olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu Cemevi’nde ve sokakat haber niteliği taşıyan her durmla ilgili bize görsel veya yazılı haber göndermelidir.
Bu istemimiz Alevi kurum yöneticilerimiz içinde geçerlidir.
Alevi Haber Ağı: Gerçekleri yazacak… Geçekler yazılırken sende katkını sun can…
Saygılar, sevgiler