Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

VE KADIN HER ŞEYİ YARATTI

 

Düştü eşsiz dokusuyla yaşam denen döngünün ortasına. Üryandı, yalnızdı. Öylece kalakaldı, bir süre nerede olduğunu, kim olduğunu bilmeden. Anlamaya çalıştı varlığının gizemini, kutsallığını. Bakındı etrafına korku dolu gözlerle. Kurcaladı, merak etti, altını deşti ve içine girdi, bugüne kadar hiç dokunulmayan yerlerin ve kendisine yasaklanan bütün her şeyin. Böyle çözdü yavaş yavaş dayatılmış olan bir hayatın gizemini. Kendisine öğretilen, kendisine ait olmayan, kendisinden olmayan…

***

İrkildi bir anda. Bakındı etrafına. Öğrendiklerinden sonra tanıdık gelmiyordu artık; gördükleri, duydukları, bildikleri, inandıkları, istedikleri, arzuladıkları… Telaşla çıkarıp attı üzerinden, zorla giydirilen korkuyla örülü bir hayatı. Hafiflediğini, nefes aldığını fark etti. Kör bir karanlığa hapsedilen düşüncelerinin berraklaştığını, özgürleştiğini… Cesaretin tonlarından giydirdi ruhuna yeniden. Sonunda mücadele gerektiren zorlu bir hayatın tam ortasına düştüğünü anladı.

***

Bıkmadan, yorulmadan, pes etmeden, yeniden, yeniden keşfetmeye başladı, etrafında dönüp duran bütün dengelerin dengesizliğini. Sorular sordu, her şeyin varlığını ve yokluğunu, nedenler ve sonuçlar arasındaki ilişkiyi sorguladı. Bilginin şiddetiyle sorguladıkça bilgisizliği, ruhundaki bilgelik de arttı. Arttıkça güçlendi, büyüdü, daha da çoğaldı. Boyun eğmez oldu, özgürleşti ve kendi varlığının rengini buldu. En büyük tanıklığı ise; yaşam denilen bu döngünün içinde, birçok şeyin ortaya çıkmasında, gelişmesinde, değişmesinde, dönüşmesinde ve şekillenmesinde asıl gücünün kendisinde toplandığını görmesi oldu. Gücünün farkına vardı. Bu dünyadaki her şeyin yarısının sahibi olduğunu, yarısının da sebebi olduğunu… Bütün kadınları ve erkekleri dünyaya getiren kişinin kendisi olduğunu anımsadı tekrar. İsterse, güzelliklerden oluşan bir toplum yaratabileceğini düşündü. İstemezse, toplumun başına bela olabilecek insanları… İyiliğin-kötülüğün, cahilliğin-bilginin, gücün-güçsüzlüğün, sevginin-sevgisizliğin, ölümün-yaşamın anahtarını elinde tuttuğunu iyi biliyordu artık. Bunun bilincine vardı iyice. Tutundu sıkı sıkıya ruhunda topladığı o eşsiz ışığa ve öyle yola koyuldu. Sırrını çözdü yaşamsal bütün denklemlerin. Koynundan düştüğü toprağa yeniden yönünü çevirdi ve büyük bir emekle, fedakarlıkla, umutla, can verdi, renk kattı, güzellik kattı. Sonra da adını verdi özgürlüğe.

***

Çok geçmeden yeniden yeniden çoğalmanın, büyümenin, genişlemenin, yeni yeni yerler keşfetmenin ve oralara da hayat vermenin ne kadar anlamlı olduğuna karar verdi. Bir kadın daha doğurdu, sonra da bir erkek daha… Bütün bedenini yeniden şekillendiren bir acının esaretinde üstelik. Tarifsiz bir çığlığın eşliğinde çoğalttı kendini ve diğer insanları, hatta bütün insanlığı…

***

Büyüttü, besledi, yetiştirdi ve hayatın döngüsüne kattı onları. Ama bir gün bir yerlerde ruhunu, bedenini, varlığını ve sahip olduğu kutsal bütün haklılığını kanatacak kişilerin yine onlardan biri olabileceğinden habersizdi…

***

Bilemezdi ki…

***

Nerden bilebilirdi; kirli bir zihniyet tarafından, bir erkeğin kaburga kemiğinin artığı olarak sayılıp cennetten kovulmanın sebebi olarak görülebileceğini…

***

Nerden bilebilirdi; tacize, tecavüze, uğradığı için, karşı koyduğu için, tecavüzcüsüyle evlenmek istemediği için ölüme mahkum edileceğini, toprağa gömüldükten sonra ilk taşın yine bir kadının doğurduğundan gelebileceğini. Üstelik azmettirenin yine bir kadın olabileceğini…

***

Namus denilen kavramın bütün yükünün ve sorumluluğunun onun ruhuna ve bedenine yükleneceğini nerden bilebilirdi ki…

***

Nerden bilebilirdi; özgürlüğünü istemenin bedelinin ağır olabileceğini…

***

Saldırıya uğrayıp dövülmesi, öldürülmesi için her türlü bahanenin hazır olduğunu…

Nerden bilebilirdi; baba evinde yaşadığı sürgün hayatının, eşim-eşitim dediği kişide, daha da artarak devam edebileceğini…

***

Dünyaya getirdiği bir başka kadının ya da bir erkeğin, bir gün onun varlığını inkar edebileceğini, değer verilmeyeceğini, yalnız bırakabileceğini, zulüm görebileceğini ve yok edilebileceğini nerden bilebilirdi ki…

***

Ruhunda, yüreğinde, sırtında taşıdığı emeğinin karşılığının yılda bir gün ile sınırlı kalabileceğini nerden bilebilirdi ki…

***

Yaslandığı, inandığı, güvendiği ve birçok şeyini bölüştüğü, paylaştığı kişilerin onun gücünü, duruşunu, başarısını, güzelliklerini hazmedemeyip bütün kirli düşüncelerini kuşanıp olağanca zavallılıklarıyla ve başarısızlıklarıyla kendileri gibi olanların kulağına kokmuş nefeslerini fısıldayacaklarını nerden bilebilirdi ki…

Nerden bilebilirdi; bir dokuma fabrikasında hakkını isterken işkence görüp, öldürülebileceğini…

Nerden bilebilirdi; özgürlüğün adını yazmak isterken insanların ruhuna, sokakta çırılçıplak teşhir edilebileceğini…

Nerden bilebilirdi; insanların yaşam hakkını savunmak isterken vurulabileceğini, çocuklarının gözlerinin önünde sokakta can çekişe çekişe günlerce bekletilebileceğini.

Ölümün kokusunu yok etmek için yavrusunu günlerce dolapta saklayacağını nerden bilebilirdi ki…

Nerden bilebilirdi; sırf çocuklarının kemiklerini bulabilmek için yıllarca bekleyebileceğini, hatta bulamadan göçüp gidebileceğini…

***

Yaşam hakkını elinde tutma isteğinin karşılığında, 364 gün 6 saat boyunca her türlü hakarete maruz kaldıktan sonra, sadece bir gün, ikiyüzlülükte sınır tanımayan süslü sözlerin hedefi olacağını ve sermayenin kraliçesi olarak görüleceğini nerden bilebilirdi ki…

 

Evet, kadın zarafetiyle, cesaretiyle ve bilgeliğiyle her şeyi yarattı. Bilgisizliğiyle, kendine karşı kuşandığı güvensizliğiyle be cehaletiyle de kendisini esarete götüren gölgelerin varlığını…

***

Böylesine eşsiz bir gücü, ruhunda, yüreğinde ve bedeninde taşıyan kadınlar; tarihe adını yazdıran kahramanlar mı doğuracak, yoksa cellatlar mı?

 

Son karar kadınların…

 

Zarif LAÇİN

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir