Sal. Nis 14th, 2026

Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

ALEVİLİĞİ YOK SAYMAYA KİMSENİN HAKKI YOKTUR.

⌈Aziz Tunç⌉

Türk devleti bu topraklarda kurumsal varlığını örgütlerken, Alevileri ve Aleviliği yok saymayı temel stratejik politika olarak belirlemiştir. Devletin Osmanlı’da devraldığı politikaların birisi de bu olmuştur. Çünkü devlet, sosyo- politik özelliği ve içinde bulunduğu koşullar itibarıyla asgari düzeyden de olsa tutarlı bir politika izleyecek durumda değildi.

O nedenle devlet, kendi varlığını oluştururken pragmatist politikalara dayanmıştır. Türk devletinin kurucu politikası, İttihat ve Terakki Fırkası tarafında oluşturulan politikadır, devletin kurucuları da ikinci devre İTF kadrolarıdır.

Belirtilen politikaları üreten ve bu politikaları hayata geçirmeye çalışan yapı, bütün Müslümanların halifesi olmak istediği için Müslüman/Sünni, bütün dünya Türklerinin lideri olmak istediği için Türk ırkçısı, toprak kaybetmiş olan Osmanlının bütün topraklarını geri almak istedikleri için Osmanlıcı bir yapı olarak kendisini üretmiştir.

Belirtilen siyasetin üreticilerinden olan Yusuf Akçura bu politikayı “Üç Tarz-ı Siyaset”, Osmanlıcılık, İslamcılık ve Türkçülük olarak tanımlamıştır.

Bilindiği gibi İTF’nin önderleri Enver ve Talat Paşalar 1913 yılında yaptıkları bir darbeyle Osmanlı devletinin yönetimine el koymuşlardır. Bu çete 1914 yılında Almanların safında birinci dünya savaşına girmişler, dört yıl boyunca haklara kan kusturdukları bu savaşta 1918 yılında yenilmişler ve kaçmışlardır.

İTF’nin bu birinci devre kadrosu ülkeden kaçınca onların yerine İTF’nin ikinci devre ekibi iktidara sahip olmaya çalışmıştır.

Konumuzla ilgili gelişmeler bu süreçte ve ikinci devre İTF’lilerle ilgili olarak yaşanmaya başlamıştır. İkinci devre İTF’liler, kaçan Enver, Talat ve Cemal Paşaların milyonlarca yoksul insanın katliamına yol açmış olmalarının günahlarına ortak olmak istemedikleri için onların izlediği “üç tarz- ı siyaseti” savunamamışlar, sahip çıkamamışlardır. Ancak bu ikinci devre İTF’liler yani daha sonra Kemalistler olarak tanımlanacak olan bu ekip, söz konu “üç tarz- ı siyaset” ten, yani “Osmanlıcılık, İslamcılık ve Türkçülük” siyasetinde vazgeçmemiştir.

Bu siyasetten dolayı devleti kuranlar, Sovyet devriminin korkusuyla komünist olmuşlardır. , Kürtlerin korkusuyla, cumhuriyeti, “Kürtlerle Türklerin cumhuriyeti olarak kurduk” demişler sonra Kürtlere soykırım uygulamışlardır. Alevilerin desteğini almak için 1919’da Atatürk ve arkadaşları Hacı Bektaş-ı ziyaret etmişler, ama aynı İTF’li yönetim, 1920’de Koçgiri’de Alevi soykırımı yapmıştır.

Yine aynı ekip 1925’de Alevilerin bütün mekânları inanç mekânlarını kapatarak Aleviliği yasaklı bir inanca dönüştürmüş, 1937’de Dersim soykırımıyla Alevilerin canına katledilmiş, kanı akıtılmıştır. Böylece cumhuriyetin ilk yıllarında yani 1925’ten başlayarak yıllarca Alevilik yasak, Aleviler yasa dışı ilan edilmişlerdir. İnançlarını icra ederlerken defalarca suçlular gibi cezalandırılmışlar, aşağılanmışlardır.

Buna karşın Aleviler özellikle 1960- 1970’li yıllarında gelişen devrimci demokratik mücadele süreciyle birlikte varlıklarını daha görünür kılmıştır.

Devlet Alevilerin yeniden görünür olmalarından fazlasıyla rahatsız olmuştur. Bunun üzerine 1967 yılında Elbistan’da yapılan bir saldırıyla Alevilere yönelik soykırımcı uygulamalara devam edilmiştir.

Devlet bu soykırımcı uygulamalarla yetinmemiştir. Katliam ve soykırım uygulamalarının yanında aynı zamanda Alevileri yönelik yoğun asimilasyon uygulamaları geliştirilmiştir.

Asimilasyon uygulamaları katliam ve soykırım tehdidi altında uygulanmıştır. Böylece Alevi toplumuna kırk katır mı kırk satır mı der gibi “soykırım mı asimilasyon mu” her ikisi de kabul edilemez olan seçenekleri dayatmıştır.

O günden sonra katliam ve soykırım tehdidi altında ısrarlı sistemli bir asimilasyon uygulaması sürdürülmektedir.

Son yirmi yılı aşan bir süreden beri ise AKP’nin çok daha yok edici amaçlarla sürdürdüğü bir Alevi düşmanlığı, Alevi asimilasyonu politikası uygulanmaktadır. AKP’nin Alevi düşmanlığının kendisinden önceki iktidar güçlerinin düşmanlığından daha yok edici olduğunu özellikle belirtmek gerekir.

AKP, cihatçı, İslamcılık adına ve daha güçsüz olduğunu düşündüğü Alevilerden, Halifeliğin ve padişahlığın kaldırılmış olmasının rövanşını, intikamını almak istiyor. Cihatçı AKP, hükümet olduğu ilk yıllarda cumhuriyetin klasik politikasıyla çelişmemek için çok fazla müdahale etmemiş, tutum geliştirmemiştir. Bu dönem kendi politikasını uygulamanın zeminini yaratmaya çalışmıştır.

Bugün ve bu dönemde ise Erdoğan oldukça agresif ve saldırgan bir dille Aleviliği yok saymakta, Alevilere ve Aleviliğe karşı saygısız ve pervasız davranmaktadırlar.

Devleti yöneten AKP, bu politikalarını ellerindeki imkanları kullanarak hayata geçirmektedirler. Ramazan Genelgesi adında bir genelge ile, bütün öğrencilere Sünni/İslam inancı dayatılmaktadır.

Buna karşı çıkanlar, sadece bu yönlü uygulamalara itiraz ettikleri ve laik demokratik eğitim istedikleri için göz altına alınmaktadırlar.

Dahası Erdoğan, yaptığı bir konuşmada “Ramazan Genelgesinde rahatsız olanlar, bu topraklarda çekip gitsinler” anlamına gelecek cümleler kurabilmektedir. Erdoğan’ın Mersinli çiftçiye ananı da al git dediği unutulmadı.

Alevilere yönelik bütün bu ve daha çok saldırıyı Erdoğan değil, devleti yönetenler, AKP’liler ve Bahçeli ve ekibi, büyük bir coşkuyla desteklemekte, teşvik etmektedirler.

Böylece Alevileri ve Aleviliği, yok sayma saygısızlığına hem ortak olmakta hem bu saldırının topluma normalleştirilerek sunulmasını sağlamaktadırlar.

Devleti yöneten bu cihatçı, DAİŞ’çi yapının iftar konuşmaları, grup konuşmaları ve çeşitli vesileler yaratarak yaptıkları konuşmaların içinde Alevileri yok sayan, saldıran, aşağılan cümleler çok kolayca sarf edilebilmektedir.

Bu tutum ve davranışlar, Türk devletinin başından beri izlediği politikanın AKP/MHP eliyle bugüne aktarılması, uygulanmasıdır.

Yani yazının başında belirtildiği gibi Türk devletinin kurucu aklında, kuruluş paradigmasında Alevilere yaşam hakkı yoktur ve bu siyaset hep olduğu gibi bugünde devam etmektedir.

Bu durum basite alınamaz, alınmamalıdır, çünkü basit değildir.

Alevileri yok saymaya hiç kimsenin, kim olursa olsun, ama hiç kimsenin hakkı yoktur.

Aleviler, bu toprakların gerçek sahipleri olarak, bu türden saldırıları kabul etmeyeceklerdir.

Birilerinin, Erdoğan’a Aleviliğin, tarikat yurtlarında çocuklara ve kadınlara yapılan mide bulandırıcı rezaletlerin yapılmasına izin vermeyen bir inanç olduğunu anlatması, hatta öğretmesi gerekiyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir