Cum. Nis 17th, 2026

Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

KIZILDERE’DE MAHİRLERİN KATLEDİLMESİ VE ALEVİLER

⌈Aziz Tunç⌉

Yıllar vardır, yaşanır ve unutulur. Yıllar vardır, tarih yazılır, tarihe yazılır. 1960’ların sonları ve devam eden yıllar, Türkiye ve Kürdistan halkları için tarih yazılan, tarihe yazılan yıllardı. Bu yılların dönem noktalarında olan 12. Mart. 1971 darbesi, “balyoz hareketiyle” halklara kan kusturuyordu. Demokratik kurumlar dağıtılmış, basın susturulmuştu. Ülke zulümhaneye dönüştürülmüştü. Ziverbey Köşkü’nde yapılan işkencelerin çığlıkları, karanlıkta kayboluyordu.

Her yerde aranan THKO’nun kurucu önderleri Deniz, Hüseyin ve Yusuf, darbenin ilanında 4 gün sonra 16. Mart’ta yakalanmışlardı. Türk devleti alel acele sözde bir yargılamayla 09. Ekim. 1971’de bu devrimcileri idama mahkum etmiştir.

  1. Kasım. 1971’de THKP-C’nin önderi Mahir Çayan ve arkadaşları, “vız gelir duvarlarınız” diyerek Kartal- Maltepe Mahpusunun duvarlarını delmiş, firar etmişlerdi.

Mahir ve arkadaşları köşe bucak aranıyorlardı. Devlet, aynı zamanda her devrimciyi ve duyarlı insanları yakalayıp işkence yapıyor, zindana atıyordu. Zorbalıklar ve Denizlerin idamı halkların ve devrimcilerin tek gündemiydi.

Mahir Çayan ve arkadaşları, bu koşullarda devrimci mücadeleye ve devrime bağlılığın en somut ifadesinin ve en devrimci görevin, Denizlerin idamını engellemek olduğunu belirlemişlerdir. Onlar için devrimci dayanışma, olması gerekli ve değerli bir insani hal değil, mutlaka yerine getirilmesi gereken devrimci bir görevdi.

Mahir Çayan ve arkadaşları bu görevin gereği olarak, 3 ABD görevlisini rehin almış ve Güvenç Abdal Ocağı’na bağlı bir Alevi köyü olan Kızıldere’ye getirmişlerdi. Devrimciler, böylesine önemli bir eylemlerinin ve kendilerinin güvenliği için bir Alevi köyünü tercih etmişlerdir.

Devlet, 30. Mart. 1972’de, tankı, topu, tüfeğiyle zulüm yağdıran bir kara bulut gibi çökmüştü Kızıldere’ye. Profesyonel katilleri Mehmet Eymür ve Hiram Abas, kan içmek için pusudaydılar.

Devrimciler, o kararlı ve destansı direnişi bu ölüm ablukası altında gerçekleştirmişlerdir. Katillerin “teslim olun” çağrılarına Mahir, “Biz buraya dönmeye değil, ölmeye geldik” sözleriyle tarihe not düşmüştü. Bu sözlerden sonra Mahir, alnından vurularak katledilmişti. Sonrası vahşet ve katliamdı.

Mahirle birlikte on devrimciyi katledilmişti. Türk devletinin idamları uygulamak için acelesi vardı. İdam kararını 24. Nisan. 1972’de mecliste onaylatmış, 6. Mayıs. 1972’de, Deniz, Hüseyin ve Yusuf idam edilmişlerdir.

Bütün bu kanlı dönem, 16. Mart. 1971’de başlamış, 6. Mayıs. 1972’de Deniz, Hüseyin ve Yusuf’un idamıyla sonlanmıştır. Tarihler yakınlığı, Türk devletinin vahşetinin, devrimcilere ve halklara düşmanlığının düzeyini ortaya koymaktadır.

Bütün zorbalıklara rağmen, geleceğin sahipleri direnen devrimciler olmuştur. Şan olsun ON’lara!

Bu vesileyle Kızıldere’de katledilen devrimci önderlerin şahsında, özgürlük eşitlik ve adalet uğruna mücadelede şehit olan tüm ölümsüzleri saygı ile anıyoruz.

Kızıldere’ye dair gerekli ve faydalı olan çok şey yazıldı. Fakat bu yazıda, Kızıldere özelinde genel olarak Aleviler ile devrimciler arasındaki ilişki, çok kısaca ele alınacaktır.

Aleviler ve devrimciler bir elmanın iki yarısı

Coğrafyamızda Alevilerin, Cumhuriyet döneminden önce de soykırımlar ve baskılar yaşadıkları, 1920’de Koçgiri soykırımıyla bu baskıların sürdürüldüğü bilinmektedir. Aynı dönemde yapılan Hacı Bektaş Veli ziyaretiyle bu kırımların üstü örtülmek istenmiş, ama Alevilere yapılan zulüm politikası devam etmiş, 1925 yılında çıkartılan kanunla Alevilik yasaklanmıştır.

Böylece Alevilik inancı, köylerde, gizli saklı yaşanmıştır. Sanıldığının tersine, Aleviliğin illegalize edilmesi daha çok bu döneme özgüdür. Çünkü cumhuriyet döneminde yasakların uygulanması daha kolay olmuştur. Osmanlı ve Selçuklu döneminde Alevilik baskı ve tehdit altındaydı; ancak devletin denetimi bugünkü kadar yoğun olmadığından gizlilik bu kadar zorunlu değildi. Bu yasaklı koşullarda Dersim Soykırımı gerçekleştirilmiştir.

Soykırım, devam eden yasaklar, Alevilerin yeterince donanımlı bir örgütlülüklerinin olmaması, Aleviliğin daha fazla gizlenmesine yol açmıştır.

Ancak Alevi toplumu, bütün bu baskılara ve kırımlara karşı sürekli ve ısrarlı bir direniş içinde olmuş, illegal koşullardan da olsa inancını yaşamıştır. 1960’ların ikinci yarısına gelindiğinde, Alevi toplumu, yaşadığı baskıları aşmak için bir arayış içinde olmuştur.

Tam bu koşullarda devrimci mücadele yükselmiştir. Bu mücadelenin özneleri, yöntemi, jargonu ve kavramları, yeni ve değişikti. Alevi toplumu bu gençleri tam olarak tanımıyordu; ne yaptıklarını ve ne yapacaklarını bilmiyordu.

Buna rağmen Aleviler, bu gençleri, “kalp gözüyle” tanıdılar. “Kalp diliyle” anladılar. Tanıdıkça ve anladıkça, benimsediler ve kendilerinden kabul ettiler, gerçek anlamda ve karşılıksız olarak sevdiler. Kalplerinin en müstesna köşesinde yer verdiler. Dertleriyle dertlendiler, sevinçleriyle mutlu oldular. Onları gözlerinin nuru gibi korudular. Kapılarını açtılar, evlerine aldılar, acılarını, sevinçlerini, umutlarını ve ekmeklerini paylaştılar.

Zorbalığa boyun eğmeyen, ama özgürce de yaşayamayan Aleviler, kendilerine zulmeden devlete başkaldıran devrimcilerde bir kurtuluş umudu görmüşlerdi. Yaşadıkları acıların bu gençler tarafından dindirileceğine ve kendilerine yapılan zorbalıkların hesabının sorulacağına inanıyorlardı.

Aynı durum devrimciler için de geçerliydi. Ancak devrimciler, zaten ezilen toplumsal kesimlerin özgürlüğü ve eşitliği için mücadele ediyorlardı. Dolayısıyla hangi toplumdan gelirse gelsin her toplumsal destek, dolayısıyla Alevilerin desteği önemli ve değerliydi.

Alevilerle devrimciler arasında yalnızca fiziksel bir yakınlaşma olmamıştı; aynı zamanda Alevi kültürü, müziği ve edebiyatı devrimcilerin ideolojik olarak beslendikleri kaynaklar arasında yer almıştı.

Alevilerle devrimciler arasındaki bu ortaklaşma hali, sınıfsal farklılıklar taşıyan bir toplumun, toplumsal kimliğiyle, devrimci siyasal bir yapıyı bu düzeyde sahiplenmesi, bir toplumun bütünlüklü olarak devrimci siyaseti kendisinden sayması, sosyolojik olarak özgün, anlamlı ve değerliydi.

Peki, hangi saikler Alevilerin devrimcileri bu kadar yürekten sahiplenmesine yol açtı?
Alevileri devrimcilere bu kadar yakın kılan neydi?

Alevileri devrimcilerle ortaklaştıran iki temel unsurdan söz edilebilir. Birincisi, Alevi inancının temelinde yer alan, eşitlik, adalet ve özgürlük anlayışıdır. İkincisi ise Alevilerin bu özelliklerinden dolayı yaşadıkları tarihsel direnişlerdir. Bu iki temel özellik devrimcilerin de talepleri ve pratikleriydi. Dolayısıyla Alevilerle devrimciler arasında oluşan ortaklık, basit, sıradan bir ilişkilenme değil, bu iki temel direğe dayanan, ortak talepler üzerinde şekillenen ideolojik- temel bir birliktir. Kolay oluşan ama kolay değişmeyecek olan bu ilişki, iki kesimi tarihsel olarak birbirine bağlamıştır.

Alevilerle devrimcileirn ortaklaşmasında devrimcilerin temem motivasyonlarının belirleyici olmadığı görülmektedir. Aleviler, yoksuldular, emekçiydiler, ancak devrimcilerle birlikte olmalarının temel nedenin bu olduğu söylenemez.

Öte yanda Alevilerle devrimciler arasındaki ilişki yalnızca fiziksel yakınlaştırmakla kalmamıştır. Aynı zamanda Alevi kültürü, müziği ve edebiyatı devrimcilerin ideolojik olarak beslendikleri kaynaklar arasında yer almıştır. Bu da Alevilerle devrimciler arasındaki ilişkinin tarihsel ve inançsal noktalarda beslendiğini göstermektedir. Özetle Alevilik tarihin devrimciliği, bugünün devrimciliği ise tarihteki Aleviliğin olumlu değerlerinin savunucusuydu, demek duruma uygun düşmektedir.

Alevilerle devrimciler arasındaki bu tarihsel ve ideolojik birlik, devletin Alevilere düşmanca yaklaşmasının, düşmanlığı büyütmesinin nedeni olmuştur. Ve yine öyle olduğu için devrimciler Kızıldere’ye gitmişler ve Kızıldere devrimcilere kucak açmıştır. O günden bu güne devlet bir yanda Alevileri asimilasyon ve soykırım yöntemleriyle yok etmeye çalışırken bir yandan da Alevilerin değiştirici toplumsal enerjilerini yok etmeye, bunun için Alevilerile devrimcileri birbirinden kopartmaya, elmanın bir yarısını diğer yarısına düşman etmeye çalışmaktadır.

Ancak bilinmelidir ki Alevilerle devrimciler birbirlerine düşman olmayacaklardır. Aksine geleceğin özgür toplumunu, “Rıza Şehri”ni birlikte kurma mücadelesini büyüterek sürdüreceklerdir. Devrimciler Alevilerin, Aleviler ise devrimcilerin en gereçk dostlarıdırlar.

Bu gerçeklikten bugün için nasıl sonuçlar çıkarılacağı da önemlidir. Yazı çok uzadı, daha fazla uzamaması için kısaca şu söylenebilir. Bugün Alevilerin yapması gereken, o gün yapılanları daha ileriye taşımak ve bunun için, Pir Sultanların, Kalender Çelebilerin, Mahirlerin, Denizlerin, İbrahimlerin, Mazlumların ve tüm direnenlerin cesaretlerini kuşanmak ve günün devrimci görevlerine dört elle sarılmaktır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir