⌈AHA⌉ DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, 5 Ocak 2020 tarihinde Dersim’de kaybettirilen Gülistan Doku soruşturmasına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne araştırma önergesi sundu. Önergede, olayın tüm yönleriyle aydınlatılması ve iddiaların kapsamlı biçimde incelenmesi talep edildi.
Araştırma önergesinin metni şöyle:
Tüekiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
5 Ocak 2020 tarihinde Dersim’de kaybettirilen Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku soruşturmasının son sürecinde yaşanan gelişmelerle beraber akıbetine ilişkin sürecin kapsamlı biçimde ele alınması, olayın cinayet boyutu ile delillerin karartıldığına dair iddiaların aydınlatılması, soruşturmanın ilk aşamasından itibaren hangi doğrultuda ilerlediğinin ve karar alma süreçlerinin nasıl şekillendiğinin ortaya çıkarılması, bugüne kadar soruşturma kapsamı dışında bırakılan üst düzey kamu görevlilerinin olası sorumluluklarının tespit edilmesi, yargısal ve idari süreçlerde ortaya çıkan aksaklıkların belirlenmesi, kadınlara karşı işlenip üzeri kapatılmaya çalışılan suçların tekrar yaşanmaması için gerekli önlemlerin oluşturulması amacıyla Anayasa’nın 98’inci ve TBMM İçtüzüğü’nün 104’üncü ve 105’inci maddeleri uyarınca Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını arz ve teklif ederiz.
5 Ocak 2020 tarihinde Dersim’de kaybettirilen Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku’nun akıbetine ilişkin yürütülen soruşturmada son dönemde ortaya çıkan gelişmeler, dosyanın başından itibaren ciddi usulsüzlükler, delil karartma iddiaları ve kamu görevlilerinin olası müdahaleleriyle şekillendiğini güçlü biçimde ortaya koymaktadır.
Aradan geçen altı yıla rağmen somut bir sonuca ulaşılamamış olması, buna karşın son süreçte yedi ilde gerçekleştirilen operasyonlar kapsamında dönemin valisi Tuncay Sonel’in oğlu Mustafa Türkay Sonel dahil olmak üzere 13 şüphelinin gözaltına alınması, soruşturmanın başlangıçta yanlış yönlendirilmiş olabileceğine işaret etmektedir. Dosyanın ilk aşamalarda “intihar” ekseninde ele alınmasına karşın bugün “cinayet” şüphesi üzerinden ilerlemesi, soruşturmanın başlangıcındaki yaklaşımın yeniden değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır. Bu durum, yargısal sürecin nasıl şekillendiğine dair ciddi soru işaretleri doğurmaktadır.
Gülistan Doku’ya ait telefonun SIM kartı, adli emanete alınması gerekirken dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’e teslim edilmiş; ardından bu SIM kart Ankara’da bir siber çeteye verildiği iddia edilmektedir. Söz konusu SIM kartın 18 Ocak 2020 tarihinde bir polis memuru tarafından kullanıldığı ve gece saatlerinde Gülistan Doku’nun sosyal medya hesaplarına girilerek veri silme işlemleri gerçekleştirildiği yönündeki bulgular, soruşturmanın dijital boyutunda ciddi manipülasyonlar yapıldığına işaret etmektedir. Arkadaş listelerinden kişilerin silinmesi, delil niteliğindeki bağlantıların ortadan kaldırılmış olabileceğini düşündürmektedir.
HTS kayıtları ve banka hareketlerine ilişkin ortaya konan iddialar, bu sürecin organize bir yapı tarafından yürütülmüş olabileceğini göstermektedir. Bir polis memuru ile dönemin vali ve koruma amiri arasında iletişim ve para transferi olduğu yönündeki bulgular, kamu gücünün delil karartma amacıyla kullanıldığı iddiasını gündeme getirmektedir.
Bununla birlikte, dijital delillerin yanı sıra Munzur Üniversitesi’ndeki kamera görüntülerinin değiştirildiği, hastaneye ait kamera kayıtlarının da manipüle edildiği ve hastane kayıtlarının silindiği yönündeki iddialar, olayın çok daha geniş bir müdahale ağına sahip olabileceğini göstermektedir.
Soruşturmanın yönlendirilmesine ilişkin iddialar da dikkat çekicidir. Gülistan Doku’nun ablası Aygül Doku’nun beyanlarına göre, olayın başından itibaren farklı kişiler üzerinden bir senaryo oluşturulmuş; cinayetin başka bir kişi üzerine yıkılması planlanmıştır. Yurtdışında bulunan Umut Altaş hakkında kırmızı bülten çıkarılması ve olayın bu kişi üzerinden açıklanmaya çalışılması, soruşturmanın yönlendirilmiş olabileceği ihtimalini güçlendirmektedir.
Aygül Doku’nun aktardığı üzere, Altaş ailesinin ilk görüşmede başsağlığı dilemesi ve olay hakkında bilgi sahibi olduklarını ima etmeleri, ayrıca ellerinde bulunan ses kayıtlarını savcılığa ilettiklerini belirtmeleri, soruşturma makamlarının bu tür kritik delilleri nasıl değerlendirdiğinin açıklığa kavuşturulmasını gerektirmektedir.
Ortaya çıkan tablo, cinayetin işlendiği, ardından delillerin sistematik şekilde yok edildiği ve soruşturmanın belirli bir senaryo doğrultusunda yönlendirildiği yönünde güçlü şüpheler doğurmaktadır. Bu durum, etkin soruşturma yükümlülüğünün yerine getirilip getirilmediğine ilişkin tartışmaları derinleştirmektedir.
İddiaların merkezinde yer aldığı belirtilen üst düzey kamu görevlilerinin soruşturma kapsamına dahil edilmemiş olması, kamu vicdanında ciddi bir rahatsızlık yaratmaktadır. Başta dönemin Tunceli Valisi olup halen İçişleri Bakanlığı bünyesinde İçişleri Başmüfettişi olarak görev yapan Tuncay Sonel olmak üzere, dönemin Başsavcısı, Emniyet Müdürü ve Munzur Üniversitesi yönetimi üst düzey kamu görevlilerinin herhangi bir adli sürece tabi tutulmamış olması, hukukun eşitlik ilkesine dair tartışmaları artırmaktadır. Alt düzey kamu görevlileri hakkında işlemler yürütülürken üst düzey kamu görevlilerinin süreç dışında kalması yönündeki algı, yargıya olan güveni zedelemektedir. Bu durum, kamu yönetimi ve yargı sistemi açısından yapısal bir soruna işaret etmektedir.
Öte yandan Gülistan Doku dosyasının ötesinde, şüpheli kadın ölümleri ve kaybettirilme vakalarında cezasızlık riskini artıran yapısal bir soruna işaret etmektedir. Gülistan Doku vakasının tüm boyutlarıyla ortaya çıkarılması, başta Rojbin Kabaiş olmak üzere benzer nitelikteki kadın kayıpları ve kadın cinayetlerinin aydınlatılmasında emsal teşkil edebilecek; kamu görevlilerinin sorumluluğunun açık biçimde belirlenmesi ise hem adalet duygusunun güçlenmesine hem de benzer olayların önlenmesine katkı sağlayacaktır.
Bu kapsamda, Gülistan Doku’nun kaybettirilmesine ilişkin sürecin tüm yönleriyle incelenmesi, cinayet ve delil karartma iddialarının araştırılması, soruşturmanın başlangıcından itibaren nasıl ilerlediğinin ve hangi karar mekanizmalarıyla şekillendiğinin ortaya konulması, soruşturmaya dahil edilmeyen üst düzey kamu görevlilerinin sorumluluklarının belirlenmesi, yargı ve idari süreçlerde ortaya çıkan eksikliklerin tespit edilmesi ve kadınlara karşı işlenen ve bazı yerlerde kamunun imkanları da kullanılarak örtbas edilmeye çalışılan benzeri suçların önlenmesine yönelik gerekli tedbirlerin geliştirilmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulması büyük önem taşımaktadır.
