Cum. May 1st, 2026

Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

Mayıs Meydanının Kavga Öğretmeni: Mehmet Akif Dalcı

⌈Türkan Doğan⌉
1 Mayıs, yalnızca bir gün değildir. Bir takvim yaprağının kırmızıya boyandığı bir tarih de değildir. O, sabahın en erken saatinde vardiyaya gidenlerin ayak izidir; gecenin içinde kömür tozuyla kararan yüzlerin, sabun kokusuna karışmış yorgunluğudur. Fabrika kapılarından çıkanların, tarlada güneşle kavrulanların şehirleri ayakta tutan emeğidir. Sokakları sabahın ilk ışığında temizleyen işçiler de vardır bu yürüyüşte, şehrin yükünü taşıyan görünmez emekleriyle. Çöp toplayan eller, kaldırımları yeniden yaşanabilir kılanlar, gecenin bıraktığını sabaha hazırlayanlar…
Ama yalnızca beden emeği değildir bu kalabalık. Meydanları dolduran öğretmenler de vardır. Sınıflarda geleceği kurmaya çalışan, yokluk içinde bilgi taşıyan, bir ülkenin yarınını çocukların gözlerine yazan eğitim emekçileri… Aynı talepte buluşurlar sağlık emekçileriyle: daha adil, daha insanca bir yaşam için.
Fabrikalardan çıkan işçiler, tarlada çalışanlar… Hepsi aynı hayatın yükünü taşır. Elektriği üreten, ekmeği yoğuran, hastanelerde geceyi sabaha bağlayan emekçiler aynı dünyanın yükünü omuzlar. Ve bu eller, bir gün görünür olmak için bir araya gelir.
Meydanlar bu yüzden doludur. Çünkü emek yalnızca üretmek istemez; görülmek, duyulmak ve tanınmak ister. 1 Mayıs, ekmek talebiyle adalet talebinin aynı cümlede birleştiği gündür. Bu yüzden 1 Mayıs, bir kutlamadan çok bir hatırlamadır: kimlerin hayatı döndürdüğünü, kimlerin görünmez bırakıldığını, bu düzenin kimlerin emeğiyle ayakta kaldığını hatırlatma günü… İşte tam da bu çizgide bir isim belirir.


Mehmet Akif Dalcı.
On sekizinde bir genç…
Bir tek kişi değil; o meydanda yürüyen gençliğin, işçilerin, öğrencilerin ortak yüzü.
Zeytinburnu’nun dar sokaklarında büyüyen, evinde güvercin besleyen bir genç. Deri atölyelerinde çalışan, işin kokusunu üstünde taşıyan bir işçi çocuğu… Yüzünde çocuklukla erken büyümüşlüğün arasında duran bir ifade.
Ama o sadece yürüyen biri değildi. Meydanın içinde, ellerine taşların ağırlığı değil, bir kavganın sorumluluğu sinmişti.
O gün yollar birleşti. Vardiyadan çıkanlarla sabaha yürüyenler aynı meydanda buluştu. Ve o kalabalığın içinde bir an, her şey kendi sessizliğine çekildi. Bir yürüyüş yarım kaldı, bir söz eksildi.
Faşizmin kavgasinda alnından vuruldu bir genç alnından süzülen kan kizillastiriyordu 1 Mayis’ı. Kucağında taşıdığı taşlar, yarım kalan bir sözün ağırlığıydı.
Sonrasında Grup Yorum, onun için “Haklıyız Kazanacağız” diyecekti. Onun adı, bir marşta çoğaldı; kalabalıkların dilinde direnen bir cümleye dönüştü.
Alnındaki kurşun yarası, yalnızca bir bedenin değil, bir çağrının susturulmak istenmesiydi. Ama o yara kapanmadı; bir meydanın hafızasında açık kaldı. Her 1 Mayıs’ta yeniden hatırlanan bir iz gibi, bir insanın alnından geçen o çizgi, bir halkın belleğine yazıldı.


1 Mayıs’ın acı ve direniş belleği tarihseldir. Farklı yıllarda birçok 1 Mayıs bastırılmış; işçiler, öğrenciler ve emekçiler yaralanmış, tutuklanmış ve yaşamını yitirmiştir. Bu nedenle 1 Mayıs, yalnızca bir anma günü değil; emek mücadelesinin bedellerle yazılmış tarihidir.
Ve bu hafızanın en derin izi İstanbul’da, Taksim Meydanı’nda durur. Bir irade, bir bellik , bir direniş olarak.
Bugün kucaginda taşıdığın taşların ağırlığında sürüyor Mehmet. Alnının savkiyanindan öperiz.
Taşların kucaklarımizda…

30 Nisan 2026

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir