GECEKONDU SOKAKLARI
⌈Hasret Anıl⌉
“Asıl, bizim aramızda güzeldir hasret.
Ve asıl biz biliriz kederi…”
(AHMED ARİF)
Gecekondulardan geliyorlardı. Yoksullukla geçmişti yaşamları… Karınları doysun diye göç edip geldikleri bu kentten artık ayrılmak zorunda bırakılıyorlardı. Peki, kimdi bunlar ve ne için orada yaşamını sürdüren halka karşı adeta bir savaş başlatmıştı. Nedenini öğreniyorlar sonra. Adına “Kentsel Dönüşüm” dedikleri bir proje geliştirmişler ve onlardan bulundukları mahalleden farklı bir yere taşınmalarını istiyorlardı. Peki, şuan yaşadıkları yerlerde ne yapmayı planlıyorlardı? Cevabı biliniyor elbette. Zenginlere peşkeş çekilecekti. Onlara villalar, rezidanslar ve sonra çok güzel yerleşim alanları sunacaklardı. Mahalle halkı ise bulundukları yeri terk edip gitmek istemiyor ve ardından anlatmaya başlıyorlar:
“Yaşadığımız bu kentte bizler çok mutluyuz. İki göz odası ve küçük bir bahçesiyle kendi ellerimizle, emeklerimizde yaptığımız evleri terk etmemizi istiyorlar. Bizler evlerimizi çalıp çırpmadan, yıllarca dişimizden tırnağımızdan arttırdıklarımızla yaptık. O yüzden hepimizin gözünde ayrı bir değeri ve güzelliği vardır. Mahallemizi seviyoruz biz.” diyorlar. Peki, nasıl bir mahallede yaşamlarını sürdürüyorlardı? Yaşadıkları mahalle; yokuşlu yolları, deniz manzaralı aynı zamanda iki kıtayı birbirine bağlayan bir boğaz köprüsü ile çok güzel bir yerdeydi.
Sokaklarında gezdiğiniz vakit ise çamurla oyun oynayan çocukların kahkaha seslerini duyarsınız. Ve bir gün mahallelerine resmi araçlarıyla hiç tanımadıkları insanlar çıka geldiler. Dertleri neydi. Ne için geldiler hiç kimse bilmiyordu. Ama çok geçmeden anladılar. Gelenler tehditkâr bir tavırla ellerindeki resmi kâğıtları gösterip: “Evleriniz kentsel dönüşüm kapsamına girdi. Bir an önce buradan ayrılmanız gerekiyor. Eğer kendi isteğinizle ayrılmazsanız zor kullanmak zorunda kalırız.” diyorlar ve orada yaşayan insanları bir kez olsun dinlemeden çekip gidiyorlardı.
O andan itibaren hepsinin üzerine büyük bir çaresizlik duygusu çökmüştü. Derin düşüncelere daldılar. Kimisi: “Lanet olsun böyle düzene.” diyerek öfkesini dile getirirken. Bir başkası ise “Bu soğuk havada biz şimdi ne yaparız, nereye gideriz.” diyerek gözyaşı dökmeye başladı. Çocuklarını düşündüler sonra. Bir keder sardı içlerini. “Bir yol, bir çözüm bulmak gerekir bu işe.” diyorlar. Düşündükçe bocalıyor, kendileri için bir çıkar yol bulamıyorlardı.

Daha sonra kalabalıktan genç bir delikanlının sesi duyuldu: “Neden bu kadar çabuk yılgınlığa kapılıp, kendinizi üzüyorsunuz. Duvarlarını kendi ellerimizle ördüğümüz evlerimizi terk edip gitmek kolay mı kadar? Mücadele edeceğiz her birimiz. Hepimiz birlik olursak, kimse bizleri evimizden, mahallemizden atamaz.” diyordu.
O genç delikanlının bu yürekli konuşması sanki hepsine umut ve cesaret vermişti. Kendi kendilerini sorgulamaya başladılar daha sonra. “Ne yapıyoruz biz” dediler. Ve “Neden her şeyi bu kadar çabuk kabullendik?” Çok geçmeden hepsi birlikte bir plan, program yapmaya koyuldular. Barikat kurulması konusunda anlaştılar. Barikatların hemen arkasında ise; genç, yaşlı, kadın, erkek hepsi orada olacak ve sonuna kadar direneceklerdi.
Gelecekleri günü bilmiyorlardı ama az çok tahmin ediyorlardı. Hazırlıklarını çoktan tamamlamışlardı bile. Ve bir sabah mahalle halkı iş makinelerin sesiyle uyandı. Sokağa çıktıklarında ise halkın yaşadığı tedirginlik yüzlerinden okunuyordu. Fakat gençlerin o güçlü ve kararlı duruşu sayesinde o puslu hava da çoktan dağılıp gitmişti. Onları yerlerinden, yurtlarından atmak istedikleri sermaye sahiplerine karşı hepsi tek yürek olmuş. Kimsenin onları yaşadıkları evlerinden, yürüdükleri sokaklardan atmasına izin vermeyeceklerdi. Önce sermaye sahipleri, arkalarına aldığı egemen güçlerin desteğiyle halka tehditler savurarak onları korkutmaya ve sindirmeye çalıştı.
Onlar ise ”Mahallemiz Bizimdir. Terk Etmiyoruz.” “Evimizi Yıkanın, Villasını Yıkarız” diyerek hiçbir şekilde taviz vermeyeceklerini gösterdiler. O andan itibaren rant uğruna insanların evlerine göz diken aç gözlü sermaye sahipleri ile karanlığın bekçileri ellerindeki tüm güçleri kullanarak halka saldırmaya başladı. Yanlarında getirdikleri Toma araçlarıyla insanlara tazyikli su sıkıp, gaz bombaları atıyorlardı. Göz gözü görmüyordu artık. Yaralananlar da olmuştu.

Onları da güvenli bir yere taşıdılar. Evlerini onlardan almak isteyenlere karşı ellerine ne geçerse fırlatıyorlardı. Zor bir savaşın içerisindelerdi bunu biliyorlardı. Fakat evlerini terk etmeyeceklerdi, bundan sonuna kadar eminlerdi. Haklıydılar çünkü ve haklılıklarına olan inançlarıyla sürdürüyorlardı mücadelelerini. Ve sonra halka günlerce acımadan saldıran açgözlü sermaye sahipleri ile egemen güçlerinde bir durgunluk yaşandığını fark ettiler.
Günlerce sürdürdükleri mücadelenin sonunda ve evet, gidiyorlardı işte. Sokakları ve evleri asıl sahiplerine bırakıp gidiyorlardı. Yaşanan bu mücadelenin sonunda hepsi bir hayli yorgun ve halsiz düşmüştü. Özellikle yaşça büyük insanların ayakta duracak güçleri dahi yoktu. Ama onların da yaşadıkları mutluluk ve sevinç gözyaşları her şeyi anlatıyordu. Gün akşam olmuştu artık. Her biri yavaş yavaş evlerine dağılıyordu. Sabah olup güneş doğduğunda ise her şey olağan akışında ilerliyordu. Hayatta kalmak ve geçimini sağlamak için çalışan bunca insan yine her zamanki gibi sabahın erken saatlerinde yollara düşmüştü. Çocuklar ise okullarına gitmek üzere evlerinden ayrıldılar. Bu bir mücadeleydi. Yılgınlığa yer yoktu hiçbir zaman ve zulme karşı inatla savunacaklardı yaşamı…

“…Ödül falan istemeyiz çektiklerimiz için.
Ama hiç olmazsa anlatıver.
Şöyle sade bir dille.
Bizden sonra geleceklere.
Anlatıver nasıl savaştığımızı.
Canımızı dişimize takıp!“
(Nikola VAPTSAROV)

Sevgili Canlar, yoluna ve ikrarına bağlı olan her Alevi kendisini Alevi Haber Ağı’nın doğal bir muhabir olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu Cemevi’nde ve sokakat haber niteliği taşıyan her durmla ilgili bize görsel veya yazılı haber göndermelidir.
Bu istemimiz Alevi kurum yöneticilerimiz içinde geçerlidir.
Alevi Haber Ağı: Gerçekleri yazacak… Geçekler yazılırken sende katkını sun can…
Saygılar, sevgiler