Pts. Ağu 10th, 2026

Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

Kerbela’dan Sivas’a: Alevi Hafızasında Direniş Geleneği

⌈Can Kandemir⌉

Alevi toplumsal hafızası yalnızca acıların hafızası değildir. Aynı zamanda direnişin, hakikate bağlılığın ve zulüm karşısında boyun eğmemenin hafızasıdır. Bu nedenle Alevilerin tarihsel yolculuğunu anlamak isteyenler, yalnızca yaşanan katliamlara değil, o katliamlar karşısında geliştirilen ahlaki ve toplumsal duruşa da bakmalıdır. Kerbela’dan Sivas’a uzanan çizgi tam da böylesi bir tarihsel sürekliliğin ifadesidir. Bu çizgi, mazlumun yanında durmanın, hakikatten vazgeçmemenin ve bedeli ne olursa olsun insan onurunu savunmanın çizgisidir.

Alevi toplumu açısından Kerbela yalnızca geçmişte yaşanmış bir olay değildir. Sivas da yalnızca bir katliam değildir. Her ikisi de Alevi hafızasında zalim ile mazlum arasındaki tarihsel çatışmanın farklı zamanlardaki yansımaları olarak yaşamaktadır.

Kerbela:  Mazlümun Zalime Boyun Eğmemesi

Kerbela denildiğinde çoğu zaman akla Hz. Hüseyin’in ve yoldaşlarının katledilmesi gelir. Oysa Kerbela’nın asıl anlamı ölümde değil, o ölüme rağmen teslim olmamaktadır. Hz. Hüseyin’in mücadelesi iktidarı ele geçirmek için verilmiş bir mücadele değildi. O mücadele, zulme ve haksızlıklara karşı bir başkaldırı mücadelesiydi. Yezid’in orduları yalnızca insanları öldürmedi. Aynı zamanda itaat etmeyen bir vicdanı susturmaya çalıştı. Kerbela’daki çatışmanı tarihsel önemi burada ortaya çıkıyor. Hz. Hüseyin yenildi ama teslim olmadı. Öldürüldü ama boyun eğmedi. İşte bu nedenle Kerbela yalnızca bir matem değil, aynı zamanda insanlık tarihinin en büyük direniş sembollerinden biri haline geldi. Aleviler, Kerbela’yı tam da bu nedenle sahiplenmiştir. Çünkü Alevi öğretisinin merkezinde biat değil, zalime karşı ölümüne direniş anlayışı vardır. İtaat değil rızalık vardır. Korku değil, hem Alevi yol değerlerine hemde Hak’a ve hakikata sevgiyle bağlı olmak vardır.

Alevi Hafızası ve Tarihsel Süreklilik

Aleviler yüzyıllar boyunca yalnızca inançlarından dolayı değil, temsil ettikleri toplumsal ve ahlaki değerler nedeniyle de baskı altında tutulmuştur. Osmanlı dönemindeki Kızılbaş kırımları, Çaldıran sonrasında yaşanan katliamlar, Koçgiri, Dersim, Maraş, Çorum ve Sivas’ta yaşadıklarımız birbirinden bağımsız değildir. Bu toplu katliamların ortak noktası, farklı olanı yok etmeye çalışan tekçi zihniyettir. Ancak Alevi hafızası bu süreçleri yalnızca mağduriyet olarak kaydetmemiştir. Bu hafıza aynı zamanda direnişleri de kayıt altına almıştır.Pir Sultan Abdal’ın darağacındaki sözü, Seyit Rıza’nın idam sehpasındaki duruşu, Dersim’in dağlarında yükselen çığlıklar ve Sivas’ta yükselen insanlık çağrısı aynı tarihsel zincirin halkalarıdır. Bunlar da Alevi hafızasında kayıt altına alınmıştır.

Sivas: Kerbela’nın Modern Zamandaki Yankısı

2 Temmuz 1993’te Madımak Oteli’nde yaşananlar yalnızca bir linç girişimi ve katliam değildi. Sivas’ta hedef alınanlar yalnızca otelin içindeki insanlar değildi. İnsanlarla birlikte hedef alınan şey düşünce özgürlüğü, laiklik, farklı inançların eşit haklar temelinden birlikte yaşama hakkı, anlayışı ve Alevi kimliğiydi. Bu bağlamda Madımak Oteli’nde yakılan yalnızca bedenler olmadı. Bu ülkenin ortak vicdanı da ateşe verildi. Ancak Sivas’ın Alevi hafızasındaki yeri yalnızca acıyla açıklanamaz. Çünkü Sivas aynı zamanda unutmaya karşı verilen mücadelenin de adıdır. Otuz üç yıldır süren adalet arayışı bunun en somut göstergesidir. Madımak’ı unutturmaya çalışanlara karşı her yıl yeniden yükselen ses, Kerbela’dan devralınan direniş geleneğinin günümüzdeki ifadesidir.

Yasın Toplumsallaşması ve Direnişin Hafızası

Alevilikte yas bireysel değildir. Acı yalnızca onu yaşayanın değildir. Bir canın acısı bütün canların acısıdır. Bu nedenle Kerbela da, Sivas da yalnızca geçmişte yaşanmış katliamlar olarak görülmez. Onlar toplumsal hafızanın yaşayan parçalarıdır. Muharrem aylarında tutulan oruçlar, pay edilen lokmalar, yapılan Cemler ve anmalar geçmişe dönük bir nostalji değildir. Bunlar  hafızanın diri tutulmasının yollarıdır. Çünkü unutmak, zulmün yeniden üretilmesine izin vermektir. Hatırlamak ise hakikate, değerlere bağlılığı ve direniş kültürünü diri tutmaktır. Alevi toplumu bu nedenle yasını toplumsallaştırmıştır. Acıyı örgütlü bir vicdana dönüştürmüştür. Matemi, eşit haklar ve toplumsal özgürlük mücadelesinin bir parçası haline getirmiştir.

Kerbela’da yaşanan katliam ve direniş yalnızca geçmişte kalmış bir tarihsel olay olsaydı, aradan geçen bin dört yüz yılı aşkın zamana rağmen Alevi toplumsal hafızasında ve insanlığın ortak vicdanında yaşamayı sürdüremezdi. Aynı durum Sivas Katliamı için de geçerlidir. Kerbela nasıl yalnızca tarihin bir sayfasına sığdırılamıyorsa, Madımak’ta yaşananlar da yalnızca geçmişte kalmış bir katliam olarak görülemez. Eğer öyle olsaydı, aradan geçen onlarca yıla rağmen adalet talebi, toplumsal hafıza ve hakikat arayışı bugün de bu kadar güçlü biçimde varlığını sürdürmezdi. Her iki katliam da bize aynı şeyi hatırlatmaktadır. Zulüm değişebilir. İktidarlar değişebilir. Katliamların biçimi değişebilir. Ama mazlumla ile zalim arasındaki mücadele devam eder. Bu nedenle Kerbela yalnızca tarih değildir. Sivas yalnızca bir anma değildir. Her ikisi de insanın hangi tarafta duracağını belirleyen ahlaki bir çağrıdır.

Kerbela’dan Sivas’a uzanan çizgi, Alevi toplumunun yalnızca acılarının değil, direnişinin de tarihidir. Bu çizgi bize şunu öğretmektedir: Gerçekleri savunan ve haklı olanlar bazen yalnız kalabilir. Mazlumlar yenilebilir. Katiller korunabilir. Adalet gecikebilir… Tarih göstermiştir ki, zulüm geçicidir; hakikat ise kalıcıdır. Er ya da geç kazanan, hakikatten yana olanlar olur. Alevi hafızası bu yüzden yalnızca yasın değil, direnişin hafızasıdır. Aleviler zulüm sürdükçe gerçekleri savunmaya, zalimlerin karşısında durmaya ve toplumsal rızalık düzeni için mücadel etmye devam edecektir.

 

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir