Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

2 Temmuz dönemecinde demokratik Alevi hareketi

-Ali Haydar Saygılı-

Tarih Bilincı

2 Temmuz 1993’teki Sivas katliamı, hem Alevi toplumu için, hem de demokratik Alevi hareketi için tarihi bir dönüm noktası olmuştur. Alevi sorunu bu dönemde görünür oldu, kimlik mücadelesi yine bu dönemde gelişmeye başladı. Demokratik Alevi hareketi (DAH) de bu sürecin siyasal ifadesi olarak olgunlaştı. Aradan geçen 20 yıl içerisinde çeşitli süreçlerden geçerek günümüzde yeni bir düzey yakaladı. 2 Temmuz’un 20. yılında bu gelişimi yeniden ve ayırıcı yanlarıyla ele alalım.

2 TEMMUZ 1993 DEMOKRATİK ALEVİ HAREKETİNİN EBESİ OLDU

Alevi toplumu, yüzyılların mücadele geleneği ve bilinciyle yoğrulmuştur. Yakın tarihte Alevi hareketi 1960’larda kimi dernek ve vakıfların kurulması, yayınların çıkarılmasıyla kendini gösterdi. Bu dönemde kendisini Alevi partisi olarak sunan ama Alevi kitlesinden fazla rağbet görmeyen burjuva parti deneyleri de görüldü. Aleviler, 1970’lerde yükselen antifaşist devrimci mücadelede kitlesel olarak yer aldılar. Devrimci, sosyalist hareketin kitle tabanı ve kadro yatağı oldular. Faşist katliamlara maruz kaldılar, antifaşist direnişler örgütlediler.  Demokratik Alevi hareketi işte bu antifaşist mücadele deneyimi ve birikimine yaslanmaktadır. Yine de doğrudan doğruya demokratik Alevi hareketi ile ifadesini bulan hareket 1990’lı yıllar boyunca örgütlendi ve gelişti.

1990 yılı, Alevi hareketi bakımından özgün bir yıldı. Alevilere ve Aleviliğe dair tartışmaların ve ilginin hiç olmadığı kadar yükseldiği bir yıl oldu. Burjuva medyada 1990 yılı başlarında başlayan, hemen hemen bütün yüksek tirajlı gazete ve dergilerde haftalarca sürdürülen Alevilik tartışmaları, Alevi sorununu dönemin koşullarına göre gündeme getiriyordu. Bu tartışmalar içerisinde bir grup aydın, sanatçı ve yazar “Alevilik Bildirgesi” yayımladı. Bu bildirge, bugün demokratik Alevi hareketinin ve Alevi yığınlarının benimsediği temel demokratik taleplerin bir çoğunu içermese de, kimi yanlış ve çarpık yaklaşımlar barındırsa da esasta Aleviliğin bu coğrafyanın gerçeği olarak kabul edilmesini, yok sayılmamasını vurguluyordu. Bu dönemde, demokratik Alevi kurumları (Pir Sultan Abdal Kültür Derneği gibi) ve devlet yanlısı kimi Alevici örgütler (Cem Vakfı gibi) yeni kurulmuştu, ancak henüz öne çıkmış bir siyasi Alevi hareketinden bahsedilemezdi. Henüz oluşma aşamasındaydı.

Demokratik Alevi hareketinin ebesi, 2 Temmuz katliamı ve sonrasında gelişen süreçtir. Ama öncelikle içerisinde farklı eğilimleri ve anlayışları barındıran genel bir Alevi hareketi gelişip yaygınlaştı. Burjuva eğilimlerin ve geleneksel gerici ilişkilerini sürdüren anlayışların yanı sıra, demokratik Alevi hareketinin bileşimini oluşturan örgütler ve demokratik siyasal duruş da bu genel hareket içinde gelişti, zamanla belirginleşti ve sonraki ayrışmalar, saflaşmalar ile netleşti.

Bu dönemde Alevilerde, hızla düzenden kopuş eğilimleri görüldü. Faşist DYP ile koalisyon hükümetinde yer alan SHP (ve devamında CHP) Alevilerin öfkesinin hedefi oldu. Alevi yığınları ağırlıklı olarak antifaşist bir yönelime girdi. Aynı dönemde SHP’ye yönelen Alevi tepkilerini yeni bir burjuva siyasete ve partiye zemin yapmaya çalışan hareketler de oluştu. Keza Cem Vakfı gibi devlet destekli örgütlerin önü de yine devletin olanaklarıyla açıldı. Ancak bu dönemin en çok öne çıkan kurumu, zamanla ona paralel demokratik kurumların gelişmesiyle Alevi hareketinin demokratik ve antifaşist damarını temsil eden PSAKD oldu.

Bu genel hareket içerisinde, coğrafyanın her yerinde Alevi dernekleri kurulmaya ve yaygınlaşmaya başladı. Çok sayıda Alevi dergisi yayınlanır oldu. Alevi sorununu gündeme getiren ve güncel tutan, onu mücadele konusu yapan bir siyasi söylem ve yönelim belirginleşti. Doğrudan Alevi kimliğine ve haklarına vurgu yapan, Alevi dernekleri ve demokratik kitle örgütleri eliyle gelişen bir siyasal harekete dönüştü. Birkaç yıl içinde bütün coğrafya genelinde Alevi kitlesinin nabzını tutan, onları temsil etmeye aday bir düzeye ulaştı. Toplam içinde demokratik damarı oluşturan örgütler de bu hareketin omurgasını oluşturdu.

Demokratik Alevi hareketinin bir ayağı da Avrupa’da gelişti. Çoğunluğunu 12 Eylül döneminde Avrupa’ya gitmiş olan politik sürgünlerin öncülük ettiği Alevi Birlikleri, Avrupa’nın birçok ülkesinde kuruldu ve hızla yaygınlaştı. Kısa süre sonra da tek tek ülkelerdeki Alevi birliklerini bir çatı altında toplayan ülke federasyonları halinde (Avusturya, Fransa ve Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu gibi) örgütlendiler.

1993’te başlayan, 90’lı yılların sonralarına kadar süren dönem Alevi hareketi bakımından genel olarak bir genişleme sürecidir. Bu dönemde demokratik Alevi hareketinin bileşeni olan kurumlar (dernek, vakıf, cemevi, birlik, kültür merkezi, yöre derneği vs.) ile öteden beri Alevi hareketi içerisinde örgütlenmeye ve inisiyatifi kapmaya çalışan burjuva, gerici, işbirlikçi gruplar (en başta da Cem Vakfı) arasında bir hegemonya mücadelesi de yaşanıyordu. Aynı süreçte, Demokrasi ve Barış Hareketi (DBH) ile başlayan, Barış Partisi ile devam eden burjuva sosyal demokrat çizgi sönümlendi. Demokratik Alevi hareketi ile işbirlikçi Alevi kurumları da yavaş yavaş ayrışmaya ve saflaşmaya başladı. Bu dönemin sonunda saflar netleşti. Cem Vakfı, Ehlibeyt Vakfı gibi devlet destekli işbirlikçi örgütler varlıklarını sürdürseler de genel olarak tecrit oldular ve hareketin dışına düştüler. Alevi hareketinin ana gövdesini oluşturan ve mücadele geleneğini temsil eden en geniş demokratik bileşimi sağlayan demokratik Alevi hareketi siyasi ve örgütsel ağırlık kazandı. Bu saflaşmalar, Alevi halkımızın demokratik taleplerinin belirlenmesinde ve dile getirilmesinde de yaşandı. Bu yüzden Cem Vakfı ve Ehlibeyt Vakfı gibi örgütler demokratik Alevi hareketi içerisinde yer almazlar, alamazlar.

Genişleme döneminden sonra 90’lı yılların sonlarında hareket siyasal bakımdan durgunlaştı. Genel Alevi hareketi çok hızlı gelişip yaygınlaşmıştı. İçerisinde çok sayıda eğilimi barındırıyordu. Örgütsel yapısı da parçalıydı. Bu yüzden sevk ve idaresi zorlaşıyor, hareket git gide hantallaşıyordu. İşbirlikçi eğilimlere ve burjuva gerici çevrelere karşı mücadelede hareketi içe döndürüyordu. Ama daha da önemlisi, birleşik ve koordineli hareketi sağlayamıyor, zorlanıyordu. Bu yüzden merkezileşme ihtiyacı hissediliyordu.

Alevi hareketinde demokratik yön ile işbirlikçi gruplar arasındaki saflaşmaya paralel olarak, aynı dönemde merkezileşme adımları da atıldı. 1990’ların sonu 2000’lerin başı, demokratik Alevi hareketinin merkezileşme dönemidir. 1999’da başlayan merkezileşme çalışmaları hem Avrupa’da hem de bu topraklarda örgütlü demokratik Alevi kurumlarının neredeyse tamamını birleştiren bir çatı örgütü olarak Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) mevzisine taşındı. Bu dönemin genel örgütlenmesi, federasyonlar ve konfederasyonlar oldu. Avrupa’da da ülke federasyonlarını birleştiren Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu kuruldu. Bu örgütler, bugün demokratik Alevi hareketi olarak tanımladığımız mücadele dinamiğinin ana eksenleri oldular.

YÜZLEŞME, HESAPLAŞMA, SAFLAŞMA

2 Temmuz katliamının 15. yılının arefesinde Alevi hareketi durgunluktan çıktı. Demokratik Alevi hareketinin biriken iç gerilimleri, 2008’den itibaren yeni bir siyasi atılıma evrildi. Alevi yığınlarının devletle ve devletin geleneksel ve güncel yaklaşımlarıyla sokakta yüzleşmeye ve hesaplaşmaya durduğu yeni bir siyasal çıkış gerçekleştirildi.

AKP’nin Hızır Paşa sofrasından “Alevi Çalıştayları”na, Dersim katliamındaki payı ile devletle ve CHP ile yüzleşme ve hesaplaşma tartışmalarından Kemalizm sorgulamalarına, Cumhuriyet mitinglerinde Alevileri burjuva gerici siyasete alet etmeye çalışan yaklaşımları boşa çıkaran Alevi sorunu endeksli siyasi tutum alışlardan Maraş, Çorum ve Sivas anmalarıyla bu katliamları gündemleştirmeye, inancına ve öğretisine saygı isteyen yüz binlerin katıldığı mitinglere kadar çeşitli gündem ve mücadele konusu ile saf tuttu. Alevileri doğrudan ilgilendiren veya hedef alan hemen hemen her konuya sokakta eylemle yanıt veren, demokratik taleplerini üzeri örtülemez veya çarpıtılamaz bir netlikle gündeme getiren, siyasal iktidara dayatan bir ağırlık oluşturdular. Yeni bir siyasi düzey yakalayan demokratik Alevi hareketinin politik refleksi de gelişti, burjuva planları boşa çıkardı, siyasal iktidara bazı geri adımlar attırdı, uluslararası hukuk mücadeleleriyle bazı hukuki mevziler elde etti. Devleti ve hükümeti sıkıştırdı, işbirlikçi kesimleri daha da tecrit etti. Somut taleplerle Alevi sorununun çözümünü dayattı. Kazanma becerisi ve motivasyonu yarattı. Siyasi deneyimi ve örgütsel potansiyeli büyüdü.

Alevi yığınlarda da güçlü bir siyasi duyarlılık ve kimlik bilinci oluştu. Taban iradesini demokratik siyasete yansıtan, yığınların siyasal deneyimini ve birikimini açığa çıkaran yeni demokratik araçlar geliştirdiler. Alevi sorununun temel gündemlerini tartışan ve yol haritasını oluşturmaya hizmet eden büyük, kitlesel toplantılar ve kurultaylar gerçekleştirdiler. Büyük Alevi kurultayları demokratik Alevi örgütlerini bir araya getiren, binlerce Alevinin katıldığı tartışmalarla taban iradesini açığa çıkaran, kolektif tavırlar belirlemede önemli bir rol üstlenen örgütlenme ve dayanışma aracı olarak süreklileşti. Alevi yığınlarının daha aktif bir şekilde politikaya katıldığı bu yeni dönemin yeni mücadele araçları oldu.

Bu dönem, Alevi yığınlarında Kemalizm ve CHP’ye dönük ezber bozan tartışmalar da yaşandı. Henüz CHP’den ve Kemalizmden köklü bir kopuşa dönüşmese de, bu yönde umut verici bir hat oluştu. Keza, Kürt sorunu konusunda pozisyon alışta da olumlu yönde gelişmeler oldu, oluyor. Kürt sorununda daha aktif ve etkin tavırlar alma anlayışı gelişti. Alevi sorununun, başta Kürt sorunu olmak üzere coğrafyamızın temel hak ve özgürlükler mücadelesinin bir parçası olduğu ve birlikte mücadele ile hakların elde edileceği fikri ve bunun siyasi yansımaları görülmeye başladı. Alevi sorunu gibi köklü sorunların ve temel hak ve özgürlüklerin önündeki siyasi engelin aşılacağı, politik özgürlüklerin elde edileceği bir yoldan geçilmesi gerektiği daha net bir şekilde kavranıyor.

Nitekim, 2 Temmuz katliamın 20 yılının öngünlerinde, Mayıs 2013’te gerçekleştirilen 3. Büyük Alevi Kurultayı bu konularda (CHP’ye tavır alışta, hem Cem Vakfı gibi işbirlikçi kurumları tecrit etmede, hem de Kürt sorunundaki olumlu tutumunu netleştirmede) bir irade beyanında bulunmuş, Alevi hareketinin toplumsal, siyasal pozisyonunu net bir şekilde ifade etmiştir.

Bu irade, Haziran başında patlayan halk isyanıyla da ete kemiğe bürünmüştür. Ki bu isyan içerisinde kitlesel olarak yer alan Alevi emekçiler ve onlara öncülük eden demokratik Alevi hareketi yeni bir siyasal çıkışın olanaklarıyla ve fırsatlarıyla karşı karşıyadır. Bu süreç hareketi daha ileri bir düzeye taşıyabilir. Bu düzeyin ilk işaretleri görülmüştür.

Demokratik Alevi hareketi de sokak iradesini ve birleşik devrimci gücünü arkasına alarak burjuvazinin yönelimlerini boşa çıkaracak deneyim, birikim ve siyasi uyanıklığa sahiptir. Bu çerçevede AKP’nin projelerini uygulamak için hamle yapan Cem Vakfı ve AKP ile cemaatin birlikte kurduğu yandaş örgüt Anadolu Alevi Bektaşi Federasyonu gibi düşkün ve işbirlikçileri de tecrit edecek kimlik bilincine ve siyasal kafa açıklığına sahiptir. Demokratik Alevi hareketi, Alevi siyasallaşmasının bu dönemeçte yakaladığı düzeyi örgütleyecek örgütsel alt yapıya da sahiptir.

’93 KONSEPTİ YIKILIYOR

İçinden geçmekte olduğumuz dönem, 2 Temmuz 1993 Sivas katliamıyla amaçlanan siyasi saldırıların ters yüz edileceği yeni bir fırsat ve zemin sunuyor. Bu, aynı zamanda Sivas katliamıyla engellenmeye, olmazsa sınırlanmaya çalışılan buluşmanın, Alevilerle Kürt hareketinin ve devrimcilerin yeni düzeyde buluşmasının dönemidir.

2 Temmuz 1993 Sivas katliamı, 20 yıl önce bu buluşmanın engellenmesi amacıyla yapılmıştı. Hatırlayalım, o dönemde Kürt isyanı kitlesel halk gösterileriyle yeni bir evreye, serhildanlara ulaşmıştı ve bu Kürt isyanının batıya doğru yönelmesi, Anadolu’ya ve Tüm Türkiye’ye yayılması olasılığı, faşist diktatörlüğü topyekûn saldırılara yöneltmişti. Batıda da yükselen bir işçi hareketi vardı ve kendiliğinden gelişen hareketin yanı sıra devrimci faaliyette de canlanma, antifaşist mücadele de gelişme başlamıştı. İşte bu dönemde coğrafyamız tarihinde ’93 konsepti ile ifade olunan faşist saldırıların ve kirli savaş yöntemlerinin, kontrgerilla provokasyonlarının yaygınlaştırıldığı bir süreç örgütlendi.

Aleviler, hem canlanan devrimci mecralara akabilecek geniş bir toplumsal dinamikti, hem de Kürt serhildanlarının batıya yayılmasının kanalıydı. Zira Alevilerin hem demokratik ve antifaşist siyasal karakteri ve mücadele geleneği vardı, hem de Maraş, Malatya, Sivas, Erzincan, Dersim hattında yaşayan Aleviler Kürdistan’la batı arasında bir köprü gibiydiler. Bu hatta yaşayan Kürtlerin ağırlıklı kısmı Alevi’ydi ve Türkmen Alevilerle yakın ilişkileri vardı. Bu hat boyunca Alevi Kürtlerin isyanla buluşmaları, batıya doğru daha büyük bir toplumsal yangına kapı açabilirdi. Faşist diktatörlük bunu engellemek istedi.

Bu yüzden Alevi emekçileri ve henüz yeni yeni uç veren ve yavaş yavaş gelişme eğilimi gösteren antifaşist karakterli bir Alevi hareketi hedef seçildi. ’93’teki 2 Temmuz katliamı, devlet eliyle örgütlenen bir kontrgerilla provokasyonuydu. Bu katliamda politik islamcıları kullandılar. Kürt hareketinin serpildiği iklimde Alevi hareketini daha filizlenmeden kırıp kötürüm bırakmak, Kürt hareketiyle ve devrimci, antifaşist mücadeleyle buluşmasını engellemek için bu katliamı gerçekleştirdiler.

Bu dönemde Marksist Leninist komünistler bu provokasyonları doğru bir tarzda analiz etti. Faşist diktatörlük toplumsal çelişkileri çarpıtarak ezilenleri yapay biçimde saflaştırmak, halkları karşı karşıya getirmek, Türk-Kürt veya Alevi-Sünni çatışmalarına dönüştürmek için faşist provokasyonlara başvuruyordu.

Derken 2 Temmuz’a benzer bir provokasyonu 12 Mart 1995 tarihinde İstanbul Gazi Mahallesi’nde uygulamaya çalıştılar. Amaçları bir Alevi-Sünni çatışması yaratmaktı. Yükselen antifaşist mücadelede Alevilerin devrimci kanallara yönelmesini engellemek istediler. Ancak Gazi’de komünistlerin müdahalesi bu provokasyonu boşa çıkardı.

Bununla birlikte, faşist diktatörlüğün Alevileri hem Kürt hareketinden hem de devrimci, antifaşist hareketten koparmaya, ayrı tutmaya dönük provokasyonları ve saldırıları devam etti. Alevi emekçilerini Kürt hareketine veya devrimcilere, komünistlere karşı kışkırtmayı denedi. Ancak bunların hiçbirinde başarılı olamadı. Aleviler bu oyuna gelmediler. Ne ki Kürt hareketine karşı uzun süre mesafeli kaldıklarını da söylemek lazım.

Bu dönemde devlet faşist saldırılarla Alevlerin devrimci kanallara akmasını ve Kürt hareketiyle buluşmasını engellemeye çalışırken, diğer yandan da Cem Vakfı üzerinden hem asimilasyon siyasetiyürütmeye çalışıyordu, hem de şovenist bir damar örgütlemeye uğraşıyordu. Bu çerçevede, filizlenmeden kırılacak bir devrimci, demokratik Alevi hareketine karşı işbirlikçi ve asimilasyona gönüllü bir hareketin önü açılacaktı.

İşte demokratik Alevi hareketi bu koşullarda, aynı zamanda bu provokasyonlara ve siyasal hesaplara karşı mücadele içinde gelişti. Asimilasyon girişimlerini boşa çıkardı, işbirlikçi Alevi yaklaşımlarını tecrit etti ve hareketin dışına, olmaları gereken yere sürdü. Batı’da devrimci demokratik dinamiklere yakın, antifaşist kimlikte bir hareket halinde gelişti.

Ne var ki, Kürt sorunu konusunda tutuk kaldı. Kürt hareketiyle mesafeli oldu ve onunla buluşmada, istenilen düzeyde tutum alamadı. Tereddütler ve iç gerilimler yaşadı.

Şimdi 2 Temmuz katliamının 20. yıl dönümünde demokratik Alevi hareketi, bu konuda daha ileri bir noktaya gelmiş durumda. Son bir kaç yıllık dönemde nispeten daha fazla Kürt sorunuyla ilgili gündemlere yaklaşmaya dikkat çeken, onunla buluşmaya çalışan demokratik Alevi hareketi gözlemliyoruz. Lakin bu henüz istenilen düzeyde değildi. Ancak 2013 başında Kürt sorununda yaşanan gelişmeler ve müzakere süreci konusunda demokratik Alevi hareketi bileşenleri ileri bir tutum geliştirdi. Mayıs ayında gerçekleştirilen 3. Büyük Alevi Kurultayı ile irade beyanında bulundular. Kürt hareketiyle buluşma ve onun demokratik taleplerini destekleme konusunda net bir pozisyon alacağını ilan etti. Devleti değil, Kürt halkımızın yanında saf tutan bir yol haritası belirledi ve deklare etti.

Ve hemen iki hafta sonrasında Gezi eylemiyle patlayan halk isyanında kitlesel olarak yer alan Aleviler devrimci bir isyanın parçası oldular. Sokakta devrimcilerle birlikte barikat savaşlarına tutuştular, haftalarca çatıştılar. Devrimcilerle buluşmanın kanalları ardına kadar açıldı. Demokratik Alevi hareketi ve Alevi kitlesi, hem yeni bir siyasal düzeyde pozisyon aldılar, hem de devrimcilerle, komünistlerle yeni bir düzeyde buluştular.

İşte 20. yılında 2 Temmuz dönemecinde, ’93 konseptinin tamamen yıkıldığına şahit oluyoruz. Bu, demokratik Alevi hareketi için yeni bir dönemdir. Ve tabii ki bu henüz başlangıç. Demokratik Alevi hareketi kendi yolunu derinleştirdikçe, yakaladığı siyasal düzeyi ve birleşik düzeyini sürdürdükçe, Kürt hareketiyle ve devrimcilerle buluşmasını geliştirdikçe, batıda toplumsal mücadelenin en güçlü taşıyıcı dinamiklerinden biri olarak politik özgürlüklerin kazanılmasının kesin bir gücü olacaktır.

* Atılım Gazetesi’nin 5 Temmuz 2013 tarihli 73. sayısında yayımlanmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir