Pts. Tem 27th, 2026

Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

Avukat Zeki Rüzgar: “AYM Kararı Mağdur Ailelerinin Haklılığını Tescilledi, Ancak Gerçek Adalet Hâlâ Sağlanmadı” / Video

Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) Sivas Madımak Katliamı davasına ilişkin verdiği “yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiği” kararı, Türkiye’de hukuk, demokrasi ve insan hakları tartışmalarını yeniden gündemin merkezine taşıdı. Alevi Haber Ağı (AHA), Sivas Katliamı Davası avukatlarından Zeki Rüzgar ile kararın hukuki ve siyasal boyutunu, Madımak’la yüzleşme sürecini, Alevilerin eşit yurttaşlık mücadelesini ve Türkiye’de yeniden tartışılan barış ve demokratik çözüm sürecini konuştu. Rüzgar, kararın mağdur ailelerinin haklılığını hukuken tescil ettiğini ancak cezasızlık politikasını ortadan kaldırmaya yetmediğini belirterek, adalet mücadelesinin kararlılıkla sürdürülmesi gerektiğini vurguladı.

AHA / Röportaj — Anayasa Mahkemesi (AYM), Sivas Madımak Katliamı’na ilişkin 2014 yılında yapılan bireysel başvuruyu 12 yıl sonra karara bağlayarak, katliama ilişkin yargı sürecinde “yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine” oy birliğiyle hükmetti. Yüksek Mahkeme ayrıca, katliamda yaşamını yitirenlerin yakınlarına manevi tazminat ödenmesine karar verdi. Karar, Alevi kamuoyunda ve hukuk çevrelerinde geniş yankı uyandırdı.

Alevi Haber Ağı (AHA), Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) Sivas Katliamı’na ilişkin kararını, Türkiye ve Avrupa’daki Alevi kurumlarının temsilcilerine, hukukçulara, gazetecilere, yazar ve sanatçılara sormayı sürdürüyor. Röportaj dizimizin yedinci konuğu, Avukat Zeki Rüzgar oldu.

Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) Sivas Katliamı’na ilişkin kararının ardından Alevi Haber Ağı’nın (AHA) sorularını video mesajla yanıtlayan Avukat Zeki Rüzgar, kararı yalnızca hukuki açıdan değil; cezasızlık politikası, devletin yüzleşme sorumluluğu, Alevilerin eşit yurttaşlık mücadelesi, demokrasi, insan hakları ve Türkiye’de yeniden gündeme gelen barış ve demokratik çözüm süreci bağlamında kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. Rüzgar, Anayasa Mahkemesi’nin verdiği ihlal kararının mağdur ailelerinin haklılığını hukuken tescil ettiğini belirtirken, gerçek adaletin ancak cezasızlık politikalarının sona ermesi, toplumsal yüzleşmenin sağlanması ve demokrasi mücadelesinin büyütülmesiyle mümkün olacağını vurguladı.

 1: Anayasa Mahkemesi’nin Sivas Katliamı davasına ilişkin verdiği “yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiği” kararını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu karar sizce 33 yıldır sürdürülen adalet mücadelesi açısından ne ifade ediyor?

Avukat Zeki Rüzgar: Çok bilinen bir söz vardır. Gecikmiş adalet, adalet değildir. Bu nedenle öncelikle Anayasa Mahkemesinin halkın adalete ulaşması için üzerine düşeni yapmadığını kabul etmek gerekir.
Anayasa mahkemesi yapılan başvurudan ancak 12 yıl sonra bir karara vardı. Bu tek başına, adalet arayan insanlar için kabulü mümkün olmayan bir şeydir. Bu yönüyle Anayasa Mahkemesi de Sivas Katiliamı sanıklarının cezasız bırakılması politikasına ayak uydurmuştur.
Bu süre içinde birçok başvurucu, hayatlarını kaybetmesi nedeniyle davanın sonunu görememiş ve kısmen bile olsa devletin sorumluluğunun kabul edildiğini öğrenmeleri mümkün olmamıştır.
Karar başvurudaki birçok hukuki değerlendirmeyi ve talebi yok sayan bir yaklaşım içermesi nedeniyle de eksik ve kabul edilebilir değildir.
Öncelikle, Sivas Katliamının “İnsanlığa Karşı İşlenen” bir suç olarak değerlendirilmesi ve bu davalardaki yargılananlar hakkında zamanaşımı uygulanmamasına ilişkin talep görmezden gelinmiştir.
Sivas Katliamıyla ilgili birçok davada son zamanlarda zaman aşımı kararı verilmiştir. Anayasa Mahkemesi kararıyla yeniden görülecek davalarda (Ki, son yaşananlar gözönüne alındığında yerel mahkemelerin Anayasa Mahkemesi kararına uyup uymayacağı da belirsizdir) zamanaşımı gündeme gelecek ve bu yargılamaların bir kısmının daha ortadan kaldırılması mümkün olacaktır.
Ayrıca muhattapların çoğunun yaşamaını yitirmesi nedeniyle tespit edilmiş olan birçok usul hatasının ortadan kaldırılması da artık mümkün olmayacaktır.
Saydığım bu gerekçeler ve gerekçeli karar çıkınca eleştiri konusu olacak başka gerekçeler gözönüne alındığında mahkemenin işin asasına girerek karar kurması daha doğru olurdu.
Ancak herşeye rağmen Anayasa Mahkemesinin bugünlerde kararını açıklaması, katliamın 33. yılında katledilen 33 cana atfen yapılan etkinliklerin ve mahkemeye dönük eleştirilerin bir sonucu olduğunu düşünüyorum. Bu bir yandan mahkemenin siyasallaşan yanını açığa çıkarırken, diğer yandan mücadele ile halen sonuç almanın mümkün olduğunu da bize gösteriyor.
En önemlisi ise bu karar ile bizzat en yüksek yargı organı tarafından mağdur ailelerinin ve avukatlarının haklılığı tescillenmiştir. Devletin katliamdaki rölü değilse bile, yargılama süreci boyunca devlet kurumları ve yargı organlarının ihmal ve hataları kabul edilmiş oluyor. Bu biraz da olsa mağdur ailelerinin yüreğine bir damla su serpilmesini sağlayacaktır.
Ama kararın bize öğreteceği en önemli şeyin ülkemizde bütün yargı makamlarının siyasal bir kimliğe sahip olduklarını; bu mahkemelerde kendiliğinden adalete ulaşmanın mümkün olmadığını; adalete ulaşmak için toplumsal dayanışmayı büyütmemiz ve demokrasi güçlerinin toplumsal davaların takibini kaçınılmaz olarak bir görev olarak omuzlaması gerekliliğidir.

 2: Sizce Sivas Katliamı ile gerçek anlamda yüzleşme sağlanabildi mi? Türkiye’nin adalet ve demokrasi anlayışı açısından bu kararın nasıl sonuçlar doğurmasını bekliyorsunuz?

Avukat Zeki Rüzgar:Katliamın yaşandığı 1993 yılından bu yana geçen 33 yıl içinde devlet, Sivas katliamıyla yüzleşmeyi asla kabul etmedi. Katliama onbeş binden fazla insan iştirak etti. Katliamı organize edenler korunacaklarını, başlarına bir şey gelmeyeceğini en başından biliyorlardı. Katiller, azmettiriciler hiç kimse hak ettiği cezayı almadı. Sekiz saatten fazla süren katliamı polis izledi, jandarma izledi, itfaiye izledi.

Meclisteki bütün milletvekilleri, bakanlar an be an bilgilendirildi. Onlar yardıma gitmek yerine oraya koşmak isteyen insanlara engel olmayı tercih etti. Olayın yatıştığını söylediler. Polisin jandarmanın görev başında olduğunu söylediler. Desteğe gidecek insanların olayı büyüteceğini ileri sürdüler. 33 aydının, 33 canın yakıldığı gece Başbakan Tansu Çiller, “Çok şükür dışarıdaki kalabalıktan zarar gören olmadı” dedi.
Katiller korundu. Aranırken evlendiler, memur olarak çalıştılar, ehliyet aldılar, karakolun 500 metre ilerisindeki evlerinde huzur içinde öldüler. Devlet, Hükümet, kolluk güçleri, yargı makamları hiç biri utanmadı.
Olayla ilgili yakalanıp mahkeme önüne çıkan katilleri korumak için, jandarma, polis, savcılar, hakimler siper oldular. Kimsenin kötü söz söylemesine bile izin vermediler.
Mahkemeleri mümkün olduğunca uzatıldı. Davaların zamanaşımına uğratılması için ellerinden geleni yaptılar.
Hiçbir kurum bu katliamın “İnsanlığa karşı işlenen bir suç olduğunu” kabul etmedi.
Bütün delillere rağmen, örgütlü bir suç olduğunu bile kabul etmediler.
Bizzat sanıkların sonradan itirafçı olarak ifade vermelerine rağmen ne olayı örgütleyenler hakkında, ne de katliamı organize edenler hakkında tek dava açtılar.
Halen karara bağlanmayan davalar, karara bağlanmayan başvurular var.
Bazı katliam faillerine devlet bakanları tarafından “İnsan Hakları Ödülü” verildi. Bazıları Cumhurbaşkanı tarafından çok “mağdur edildikleri” gerekçesiyle, cezaları affedilerek evlerine gönderildi.
Anayasa mahkemesinin kendisine yapılan başvuruyu 12 yıl boyunca bekletmesi ve 33. yıl 33 can etkinlikleri kapsamında çok ciddi eleştirilerden sonra başvuruyu hızlıca ve devlete yüklenebilecek en az sorumlulukla yani usul eksikliklerini gerekçe göstererek karara bağlamasının cezasızlık politikasını devam ettirdiğinin işareti olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle kararın tek başına demokrasimize bir katkı sağlayacağını düşünmüyorum.
Ancak, halkın demokrasi mücadelesini yükseltmesinin ve yaşanan insan haklarını takip konusunda gösterilen ısrarlarla sonuç almanın mümkün olduğunu göstermesi nedeniyle, sürecin kendisinin önemli dersleri önümüze koyduğunu düşünüyorum.

3: Avrupa’da Alevilerin elde ettiği hak kazanımları dikkate alındığında, Türkiye’de Alevilerin eşit yurttaşlık, inanç özgürlüğü ve demokratik haklara ilişkin taleplerinin karşılanması için hangi adımların atılması gerektiğini düşünüyorsunuz?

Avukat Zeki Rüzgar:Alevilerin haklarına bugün için baktığımızda, Alevilerin önemli günleri vesilesiyle yapılan konuşmaların aksine gerçek manada bir kazanımları olmadığını düşünüyorum.Halen alevilik bir hakaret olarak kullanılıyor.
Halen Cemevleri ibadethane olarak kabul edilmiyor. Sözde buna karşı çıkılmasa da cemevlerine devlet tarafından karşılıksız mekan veya arsa verilmiyor. Bu tür yerler halen halkın katılımı ve bağışlarıyla inşa edilebiliyor.Camilerin aksine cemevlerine ücretsiz su ve elektrik sağlanmıyor. Şehirler ve mekanlar düzenlenirken alevi inancının gerekleri gözönüne alınmıyor. Alevilerin taleplerine baktığımızda genel demokratik taleplerle uyum gösterdiklerini görüyoruz. Alevi Kurumlarının tüm liderlerini dinlediğinizde sözleri aynı. Temel olarak istekleri eşit yurttaşlık ve inanç özgürlüğü.
Anayasada esasen var olan eşitlik ve inanç özgürlüğüne ilişkin düzenlemenin gerekliliklerinin yerine getirilmesi gerekiyor. Eşit yurttaşlık ilkesinin etnik kökenle birlikte dini inançlar yönünden de güçlendirilmesi gerekiyor. Kamu hizmetlerinde alevi inancının gerekliliklerine yer verilmesi gerekiyor.
Alevilere dönük nefret söylemlerinden öncelikle siyasilerin vazgeçmesi ve bu nefret söylemiyle etkin bir şekilde mücadele edilmesi gerekiyor. En önemlisi de toplumsal kararların alınmasında farklı toplumsal kesimlerin katılımını sağlayacak mekanizmaların kurulması gerekiyor. Bu şekilde alevilerin kendini ifade edebilmesinin ve dini inançlarına uygun yaşam koşullarının oluşmasında etkili olmalarının önü açılacaktır.

 4: Türkiye’de yeniden gündeme gelen barış ve demokratik çözüm sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce kalıcı, onurlu ve demokratik bir barışın sağlanabilmesi için Alevilerin talepleri ve demokratikleşme hedefleri bu sürecin neresinde yer almalıdır?

Avukat Zeki Rüzgar: Alevilerin yaşadığı sorunların halkın genel sorunlarından bağımsız olmadığını düşünüyorum. Zaten talepleri incelendiğinde eşit yurttaşlık, inanç özgürlüğü ve hukuk devleti gibi isteklerin öncelikle dile getirildiğini görüyoruz.
Bugün Türkiye’de bütün halk kesimlerinin temel taleplerinin bu üç başlık altında toplandığını görüyoruz. Dolayısıyla, bugün gündemde olan çözüm sürecinde Kürtlerin talepleri aşağı yukarı benzerlikler göstermektedir.
Bu yönüyle sadece Kürtlerin veya Alevilerin değil tüm toplumsal kesimlerin taleplerinin benzer olmasında şaşılacak bir şey yoktur. Çünkü tüm toplumun sorunlarının kaynağı aynıdır.
Ülkemizde egemenliğini sürdüren farklı katmanlardan oluşan oligarşik yapıların hakimiyeti ve karşılarında güçlü demokratik yapıların olmaması nedeniyle pervasızlaşmakta sakınca görmemeleri, ayrıca yaşadıkları krizler ve bu krizlerin faturasını halka çıkarmak için yürüttükleri ekonomik politikalar, tüm halk kesimlerinin yaşadığı tüm sorunların ortak kaynağıdır.
Sorunların kaynağı aynı olunca çözüm taleplerinin de ortaklaşması ve mağdurların bir araya gelerek güçlerini birleştirmeleri gerekiyor.
Bugün konuştuğumuz Anayasa Mahkemesi kararının bile yıllardan bu yana gelen mücadelenin yanısıra, son birkaç hafta içinde tüm kesimlerin tek ses olarak Sivas Katliamına ilişkin adalet taleplerini yüksek sesle dillendirmesiyle alındığı gözönüne alınırsa, bu tek örneğin bile demokrasi güçlerinin nasıl sonuç alabileceğini bize gösterdiğini düşünüyorum.
Toplumsal barışın da ancak eşit yurttaşlık, inanç özgürlüğü ve halktan yana bir hukukun kurulmasıyla mümkün olacağına inanıyorum. Ama en önemlisi içinde bulunduğumuz ve sürekli kriz içindeki sistemin iktidarı uğruna halka yaşattığı zulüm ve katliamlarla yüzleşmesi gerekiyor.
Bugün Sivas katliamını konuşuyoruz, ancak sadece son yüz yıldaki tarihimizde bile çok daha ağır katliam uygulamaları var. Ermeni Katliamı, Ağrı, Zilan Deresi, Şeyh Sait, Dersim, 6-7 Eylül, 1977 yılı 1 Mayıs, 16 Mart, Bahçelievler, Maraş, Çorum, Roboski ve daha adını sayamadığım niceleri. Bu katliamlardaki devletin sorumluluklar ve faillerin kimlikleri ortaya çıkarılmadan, mağdurlarla yüzleşip zararları tazmin edilmeden, barışa ulaşmamız uzak bir hayal olarak kalacaktır.
Bu nedenle halkın tüm kesimlerinin yaşadığı sorunların kaynağının aynı olduğunun bilincine varması, yaşanan sorunlar ile Türkiye’de büyüyen açlık ve yoksulluğun aynı sistem ve uygulamalardan kaynaklandığını bilmesi gerekir diye düşünüyorum.

 5: Son olarak, Anayasa Mahkemesi’nin bu kararının ardından Avrupa’da yaşayan Alevilere, Türkiye’deki Alevi toplumuna ve demokrasi güçlerine vermek istediğiniz mesaj nedir?

Avukat Zeki Rüzgar: Bugün konuştuğumuz Anayasa Mahkemesi kararının olumlu bazı yönleri olsada Sivas Katliamında yaşamını yitirenlerle birlikte Türkiye’deki tüm katliam mağdurları için mücadeleyi sürdürerek, adalet aramaktan vazgeçmemeliyiz.
Tüm katliamlarda yaşamını yitirenlerin hakları ve hukukları teslim edilerek sorumluların cezalandırılması talebinden vazgeçmemeliyiz.
Madımak Katliamı’nın insanlığa karşı işlenmiş bir suç olarak kabul edilmesi; tüm firari sanıkların yakalanarak hak ettikleri cezaları alması; yargı sürecinde ihmal ve sorumluluğu olanların ortaya çıkarılması ve en nihayetinde Madımak Oteli’nin utanç müzesi olarak düzenlemesi için çalışmalıyız.
Avrupa’da veya dünyanın farklı noktalarında bulunan tüm Türkiyelilerin, sebebimiz ister ekonomik, isterse siyasi düşüncelerimiz olsun ülkemizden uzak yaşamak zorunda olmamızın nedeni ile Türkiye’de yaşayan halkımızın yaşadığı yokluk, yoksulluk, işkence tüm insan hakları ihlallerinin nedeninin aynı olduğunu hatırlamalıyız. Bu yaşadıklarımız birbirinden bağımsız şeyler değil. Tamamı Türkiye’de uygulanan siyasal, ekonomik ve güvenlik politikalarının sonucudur.
Öyleyse farklılıklarımızı bir kenara bırakarak, Kürt, Türk, Laz, Çerkes, Arap, Müslüman, Alevi, Ezidi demeden hepimize uygulanan zülmün kaynağını kurutmak için el ele vermemizden başka çaremiz yoktur.
Öyleyse yakınımızda kim varsa ona el uzatmakla, onları dinleyip dertlerine ortak olmakla işe başlamamız gerektiğini düşünüyorum.

Teşekkür

Alevi Haber Ağı (AHA) olarak, Anayasa Mahkemesi’nin Sivas Madımak Katliamı kararına ilişkin hukuki değerlendirmelerini ve demokrasi, insan hakları ile eşit yurttaşlık mücadelesine dair görüşlerini kamuoyuyla paylaştığı için Avukat Sayın Zeki Rüzgar’a teşekkür ediyoruz.

Otuz üç yıldır süren hakikat ve adalet arayışının yalnızca mağdur ailelerinin değil, demokrasiye, hukukun üstünlüğüne ve toplumsal barışa inanan herkesin ortak sorumluluğu olduğuna inanıyoruz. Sayın Rüzgar’ın değerlendirmelerinin, Sivas Madımak Katliamı’yla yüzleşme, cezasızlık politikalarının son bulması ve adalet mücadelesinin güçlenmesine katkı sunmasını diliyoruz.

Alevi Haber Ağı (AHA), Alevi toplumunun eşit yurttaşlık mücadelesini, insan hakları, hukuk devleti ve demokrasi eksenindeki gelişmeleri kamuoyuna taşımaya; Alevilerin, hakikatin, adaletin ve toplumsal hafızanın sesi olmaya devam edecektir.

Hasan Subaşı
AHA Yayın Kurulu Başkanı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir