Cts. Ağu 1st, 2026

Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

Ferhat Tunç: “Munzur Festivali Küllerin İçinden Doğan İnatçı Bir Kelebektir”

Sanatçı Ferhat Tunç, 24. Munzur Kültür ve Doğa Festivali dolayısıyla kaleme aldığı yazıda, festivalin yalnızca kültürel bir etkinlik değil, Dersim’in hafızasını, doğasını, inancını ve kimliğini yaşatma mücadelesinin en önemli simgelerinden biri olduğunu vurguladı. Festival fikrinin, 1990’lı yıllarda köy yakmaların, zorunlu göçlerin ve yoğun baskı politikalarının yaşandığı dönemde doğduğunu hatırlatan Tunç, Munzur Festivali’nin sürgüne, inkâra ve asimilasyona karşı yükselen ortak bir direniş iradesi olduğunu ifade etti.

Kendisi de festival fikrinin ilk ortaya çıkışında yer alan isimlerden biri olduğunu belirten Tunç, aradan geçen yıllara rağmen festivalin tüm eksiklerine karşın Dersim’in ortak hafızasını ayakta tuttuğunu söyledi. Yazısını, “Bu festival bir kelebektir. Küllerin, barutun, sürgünün içinden çıkmış narin ama inatçı bir kelebek. Kanatları yırtık olsa da uçuyor.” sözleriyle tamamlayan Tunç, festivalin korunmasının Dersim’in geleceği açısından yaşamsal önem taşıdığına dikkat çekti.

Ferhat Tunç’un Yazısı

O Kelebek Hâlâ Uçuyor

Munzur Kültür ve Doğa Festivalini uzaktan takip ediyorum. Festival fikri, 90’lı yılların Dersim’in üzerine çöken kara bulutlarına, yakılan köylerine, susturulan dillerine karşı yakılmış en büyük meşaleydi. En karanlık gecede bile sönmeyen bir umuttu.

Ben de o umudun ilk kıvılcımını yakanlardan biriydim. Fikrin tohumunu atanlardan, sonra o tohumu toprakla buluşturup filizlenmesi için çabalayanlardan… Zaman zaman kesintiye uğradı, rüzgârlar söndürmeye çalıştı. Ama olmadı. Çünkü bu festival artık sadece bir etkinlik değildi. Dersim’in yaralı hafızasına sürülen merhem, koparılan bağları yeniden ören iğne, bu toprakların en büyük kazanımıydı. Ve kalıcı olması için direndik.

Bu festivalle birlikte bir şeyler değişmeye başladı. Yıllarca hasretle, korkuyla, özlemle uzaktan baktığımız topraklara geri dönüşler başladı. Sürgün kuşlar yuvalarına döndü. İnsanlarımız, dedelerinden miras kalan taşların, çeşmelerin, patika yolların tozunu silkti. “Yok olsun” diye ateşe verilen köyler, yeniden duman tüttürmeye başladı. Bacalardan yükselen duman, bir yok oluşun değil, bir dirilişin habercisiydi. Munzur’un kıyısında, Düzgün Baba’nın eteğinde, kutsal mekânlarımızda yıllardır susan dualar yeniden yankılandı. Ağıtlar artık sadece yas için değil, kavuşmanın sevinci için söylendi.

90’lı yıllarda insan hakları heyetlerinde yer almış biri olarak o yıkımı gözlerimle gördüm. Sadece köyler boşaltılmadı. İnsanların yüzyıllardır yaşadığı, dedelerinden kalma kerpiç evler de bilerek, isteyerek yakıldı, yıkıldı. Kapıların menteşelerine kadar söküldü. Niyet belliydi: Geri dönüşü imkânsız kılmak.

1938’de bir kıyımda, sağ kalan on binlerce insanımız nasıl ki süngü zoruyla ana kucağı gibi olan topraklarından koparılıp sürgün edildiyse; 90’lı yıllarda da Dersim aynı akıbetle yüzleşti. Başka bir göç, başka bir sürgün dalgası… Yüzlerce köy, haritadan silinsin diye ateşe verildi. Adları bile unutulsun istendi.

Ama mesele sadece toprak değildi. Hedef çok daha derindeydi. Dersim’in dili, inancı, kültürü, hafızası… Bunların tümü sistematik bir yok etme politikasının hedefindeydi. Bu coğrafyanın bağrındaki bakır ve altın madenlerini sermayeye peşkeş çekmek, dört bir yanını saran Munzur ve Pülümür’ün azgın sularını baraj ve HES’lerle zincire vurmak için önce insanın bu topraklardan sökülmesi gerekiyordu.

İşte tam da böyle ağır bir dönemde, tam da her şeyin yasaklandığı, yakıldığı, unutturulmaya çalışıldığı bir zamanda doğdu Munzur Kültür ve Doğa Festivali fikri. Yasaklara inat, küllerin içinden yeşeren bir inattı. Ve biz o inadın peşinden yürüdük. Adım adım, engel engel… Bugünlere kadar geldi.

Gelinen noktada Munzur Kültür ve Doğa Festivali, eksikleriyle, gedikleriyle, tartışmalarıyla birlikte Dersim’in kalbidir. Evet, eksik var. Otuz yıllık bir mücadelede her şey güllük gülistanlık olamazdı zaten. Ama buna rağmen bu festival bir kelebektir. Küllerin, barutun, sürgünün içinden çıkmış narin ama inatçı bir kelebek. Kanatları yırtık olsa da uçuyor. Çünkü bu toprakların nefese ihtiyacı var. Bu kelebeği öldürürsen, Dersim’in yazı biter.

Bu festival hepimizindir. Eksikleri düzeltiriz, birlikte büyütürüz. Ama susturmaya çalışan her sese inat, Munzur kıyısında davulumuz daha gür çalacak. Çünkü bu bir inattır. Ve inat, bu toprakların genlerinde vardır.

Ferhat TUNÇ

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir