Cts. Ağu 8th, 2026

Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

“Makbul Alevilik” Projesi Bir Yıl Sonra: Hacıbektaş’ta İki Ayrı Alevilik Anlayışı Karşı Karşıya

⌈Hasan Subaşı⌉

Yaklaşık bir yıl önce, “Makbul Alevilik Projesinin Yeni Merkezi: Horasan Erenleri Cemevi” başlıklı yazımda Hacıbektaş’ta inşa edilen Horasan Erenleri Dergâhı Cemevi Külliyesi’nin yalnızca yeni bir cemevi olmadığını; devletin Alevilikle kurduğu ilişkinin yeni dönemine işaret eden siyasal ve ideolojik bir proje olduğunu yazmıştım.

Aradan geçen zaman, bu tartışmayı ortadan kaldırmadı. Tam tersine, yaşanan gelişmeler sorunun yalnızca bir bina ya da bir cemevi tartışmasından ibaret olmadığını daha görünür hâle getirdi.

2025 yılında yapımı tamamlanan Horasan Erenleri Dergâhı Cemevi Külliyesi açıldı ve faaliyete geçti. 2026 yılına geldiğimizde külliye, devlet yetkililerinin, bakanların ve Horasan Erenleri Dernekleri Federasyonu’nun buluştuğu etkinliklerin gerçekleştirildiği bir merkeze dönüşmüş durumda.

Şimdi ise Hacıbektaş, 16-17-18 Ağustos 2026 tarihlerinde gerçekleştirilecek Hünkâr Hacı Bektaş Veli Anma Etkinlikleri’ne hazırlanıyor. Demokratik Alevi kurumları bu buluşmaya çok açık bir taleple gidiyor:

“Dergâhlarımızı Geri İstiyoruz!”

Bu talep, bugün yaşanan tartışmanın tam merkezinde duruyor.

Hacıbektaş’ta İki Farklı Alevilik Anlayışı

Bugün Hacıbektaş’ta yan yana duran iki tablo var. Bir tarafta, Hacı Bektaş Veli Dergâhı başta olmak üzere Alevilerin tarihsel inanç merkezlerinin gerçek sahiplerine iade edilmesini, cemevlerinin ibadethane olarak tanınmasını, devletin Aleviliği tanımlamaktan ve biçimlendirmekten vazgeçmesini isteyen demokratik Alevi hareketi bulunuyor.

Diğer tarafta ise devlet kurumlarıyla yakın ilişki içerisinde faaliyet yürüten MHP yanlısı Horasan Erenleri Dernekleri Federasyonu, Hacıbektaş’ta kurulan Horasan Erenleri Dergâhı Cemevi Külliyesi ve iktidar bloku tarafından kurulan Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı bulunuyor. Horasan Erenleri Dernekleri Federasyonu, kendi kuruluş gerekçesinde devletin ve hükümetin Alevilere yönelik uygulamalarını desteklediğini açık biçimde ifade ediyor. Aleviliği Horasan Erenleri, Ehl-i Beyt, İslam ve Türk tarihinin oluşturduğu bir çerçeve içerisinde tanımlıyor.

Asıl tartışma da burada başlıyor.

Aleviliği kim tanımlayacak?

Devlet mi?

Siyasi partiler mi?

Devlet eliyle desteklenen kurumlar mı?

Yoksa Alevilerin kendileri mi?

Horasan Erenleri Külliyesi Artık Bir Proje Değil, Faaliyet Gösteren Bir Merkez

Geçen yıl bu külliyenin nasıl bir işleve sahip olacağını tartışıyorduk. Bugün artık elimizde somut bir pratik var. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin bağışladığı arazi üzerinde inşa edilen Horasan Erenleri Dergâhı Cemevi Külliyesi 2025 yılında açıldı. 2026 Haziran ayında ise burada Muharrem ayı dolayısıyla geniş katılımlı bir oruç açma ve lokma paylaşımı programı gerçekleştirildi. Programa İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, yerel yöneticiler, siyasi parti temsilcileri ile Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı destekleyen çeşitli Alevi-Bektaşi kuruluşlarından gelen baba ve dedeler katıldı.

Dolayısıyla geçen yıl “yeni bir merkez oluşturuluyor” diye tartıştığımız yapı, bugün artık faaliyet gösteren ve devletin üst düzey temsilcilerinin katıldığı programlara ev sahipliği yapan kurumsal bir merkeze dönüşmüş durumda. Bu gelişme, geçen yıl sorduğumuz soruyu daha da önemli hâle getiriyor: Neden Hacı Bektaş Veli Dergâhı Alevilere iade edilmezken, aynı Hacıbektaş’ta devlet ve siyasi iktidar çevrelerinin desteklediği alternatif bir cemevi ve külliye oluşturuldu?

“Dergâhlarımızı Geri İstiyoruz” Talebi Bu Nedenle Tarihseldir

16 Ağustos’ta demokratik Alevi kurumlarının Hacıbektaş’ta yükselteceği “Dergâhlarımızı Geri İstiyoruz” talebini yalnızca bir mülkiyet tartışması olarak değerlendirmek büyük hata olur. Dergâh meselesi, doğrudan doğruya Alevilerin kendi inançlarını özgürce yaşama ve kendi inanç merkezlerini yönetme hakkıyla ilgilidir. Hacı Bektaş Veli Dergâhı Alevilerin Serçeşmesidir. Alevilerin tarihsel hafızasının, inancının ve yol süreğinin en önemli merkezlerinden biridir.

Dolayısıyla Alevilerin kendi Serçeşmelerini yönetemediği bir ülkede, Hacıbektaş’a yeni ve devlet destekli bir “Alevi inanç merkezi” kurulmasının yarattığı çelişkiyi görmezden gelemeyiz. Bir tarafta Aleviler kendi tarihsel dergâhlarını geri isterken, diğer tarafta devlet destekli yeni merkezlerin oluşturulması tesadüf değildir.

Alevi-Bektaşi Kültür Ve Cemevi Başkanlığı Faaliyet Alanını Genişletiyor

Geçen yılki yazımda üzerinde özellikle durduğum bir başka kurum, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulan Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı idi. Bugün Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı yalnızca varlığını sürdürmüyor; faaliyet alanını da genişletiyor.

Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, 2026 yılı boyunca “Balım Sultan Sohbetleri” adı altında Bektaşilik erkânı, Çorum yöresi sürekleri ve Tahtacı sürekleri gibi doğrudan Alevi inanç yaşamının içeriğine ilişkin programlar düzenledi. Aynı zamanda Alevilik-Bektaşilik alanında akademik yayın faaliyetleri yürütüyor.

Burada yine temel bir soruyla karşı karşıyayız: Laik olduğunu söyleyen bir devletin Kültür ve Turizm Bakanlığı, Aleviliğin erkânı ve sürekleri konusunda neden kurumsal faaliyet yürütmektedir?

Alevilerin itirazı tam da burada düğümlenmektedir. Mesele yalnızca cemevlerinin elektrik, su, bakım ve onarım giderlerinin karşılanması değildir. Mesele, devletin Aleviliğin inanç alanına müdahale edip etmeyeceğidir.

Cemevlerinin İbadethane Statüsü Hâlâ Temel Talep

Yıllardır demokratik Alevi hareketinin temel taleplerinden biri çok açık: Cemevleri Alevilerin ibadethanesidir. Aleviler bunun devlet tarafından bir lütuf olarak verilmesini değil, eşit yurttaşlık hakkının gereği olarak hukuken tanınmasını istiyor.

Devletin cemevlerinin çeşitli giderlerini karşılaması, bakım ve onarım desteği sunması bu temel sorunu ortadan kaldırmıyor. Çünkü asıl mesele, Aleviliğin bağımsız bir inançsal irade olarak tanınıp tanınmayacağıdır.

Aleviler kendi dedesini, pirini, anasını, rehberini ve yol hizmetlerini kendileri belirleyebilmelidir. Devlet, Aleviliğin içeriğini tanımlayan, makbul olanla olmayanı birbirinden ayıran bir makam olmamalıdır.

“Makbul Alevilik” Tartışmasının Özü Değişmedi

Geçen yıl “makbul Alevilik” kavramını kullanırken anlatmaya çalıştığım şey tam olarak buydu. Devletle sorun yaşamayan, devletin çizdiği inanç sınırlarını kabul eden, Aleviliği resmî ideolojinin uygun gördüğü kültürel ve teolojik çerçeve içinde tarif eden bir Alevilik anlayışının teşvik edilmesi…

Buna karşılık kendi bağımsız örgütlenmesini, eşit yurttaşlık talebini, zorunlu din derslerinin kaldırılmasını, cemevlerinin ibadethane olarak tanınmasını ve dergâhların Alevilere iade edilmesini savunan kurumların “siyasi”, “marjinal” veya “Aleviliği özünden uzaklaştıran” yapılar olarak gösterilmesi…

Bu yöntem yeni değildir. Değişen yalnızca kullanılan araçlardır. Bugün Horasan Erenleri Dergâhı Cemevi Külliyesi ile Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı bu geniş tarihsel ve siyasal çerçevenin dışında değerlendiremeyiz.

16 Ağustos Hacıbektaş Buluşması Bu Nedenle Önemlidir

Tam da böyle bir dönemde demokratik Alevi kurumları 16-17-18 Ağustos’ta Hacıbektaş’ta buluşacak. 16 Ağustos sabahı yükselecek olan “Dergâhlarımızı Geri İstiyoruz” sözü, yalnızca Hacı Bektaş Veli Dergâhı için söylenmiş bir söz değildir. Bu söz aynı zamanda:

“İnancımızı kendimiz tanımlarız.”

“Dergâhlarımızı kendimiz yönetiriz.”

“Cemevlerimiz ibadethanemizdir.”

“Yol önderlerimizi devlet belirleyemez.”

“Alevilik devletin kültür politikalarının bir alt başlığı değildir” demektir.

Bu nedenle Hacıbektaş buluşması, Alevi toplumunun kendi iradesine sahip çıkması bakımından tarihsel önemdedir.

Demokratik Alevi Hareketinin Birliği Her Zamankinden Daha Önemli

Türkiye yeniden şekillenirken Alevi hareketinin önünde yalnızca inanç alanına ilişkin sorunlar bulunmuyor. Laiklikten eşit yurttaşlığa, eğitimden zorunlu din derslerine, dergâhlardan cemevlerinin hukuki statüsüne, geçmiş katliamlarla yüzleşmeden Alevilerin karar mekanizmalarında eşit biçimde temsil edilmesine kadar geniş bir mücadele alanı bulunuyor.

Böylesi bir süreçte Alevi kurumlarının kendi iç sorunlarını aşması, ortak talepler etrafında birleşmesi ve Alevi toplumunun bağımsız örgütlü iradesini güçlendirmesi yaşamsal önemdedir. Çünkü örgütsüz bir toplumun inancı başkaları tarafından tanımlanır. Örgütsüz bir toplumun kurumları başkaları tarafından şekillendirilir. Örgütsüz bir toplum adına başkaları konuşur. Alevi toplumu buna mahkûm değildir.

Dergâhlar Alevilerindir, Kararı da Aleviler Vermelidir

Bugün geldiğimiz noktada tartışmanın özü son derece açıktır. Alevilerin ihtiyacı devlet tarafından belirlenmiş bir “makbul Alevilik” değil, eşit yurttaşlık, laiklik, inanç özgürlüğü ve kendi kendini yönetme hakkıdır. Hacı Bektaş Veli Dergâhı başta olmak üzere Alevilerin tarihsel inanç merkezleri gerçek sahiplerine iade edilmelidir. Cemevleri hiçbir tereddüde yer bırakmayacak biçimde Alevilerin ibadethanesi olarak hukuken tanınmalıdır. Alevi inancı üzerindeki devlet vesayeti son bulmalıdır. Aleviler kendi inanç önderlerini, kurumlarını ve erkânlarını hiçbir siyasi iktidarın müdahalesi olmadan kendileri belirlemelidir.

Bu nedenle 16 Ağustos’ta Hacıbektaş’tan yükselecek talep yalnızca geçmişe ilişkin değildir. Geleceğe ilişkin bir irade beyanıdır:

Dergâhlarımızı geri istiyoruz.

İnancımıza kendimiz sahip çıkmak istiyoruz.

Eşit yurttaşlık istiyoruz.

Devletin tanımladığı değil, kendi öz değerleri üzerinde özgürce yaşayan bir Alevilik istiyoruz.

Bu gerçeklerin demine Hü.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir