Pts. Ağu 17th, 2026

Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

Panayır Cemevi’nin 3. Yaza Merhaba Pikniğinde Birlik, Dayanışma Ve Eşit Yurttaşlık Mesajı

⌈Hasret Anıl – AHA ⌉ Panayır Cemevi tarafından bu yıl üçüncüsü düzenlenen “Yaza Merhaba Pikniği”, 9 Ağustos 2026 tarihinde Aral Mesire Alanı’nda gerçekleştirildi. Canların, inanç önderlerinin, kurum temsilcilerinin, kadınların, gençlerin ve çocukların bir araya geldiği etkinlikte birlik, dayanışma ve ortak yaşam vurgusu öne çıktı. Panayır Cemevi Başkanı Yusuf Kaplan Dede, açılış konuşmasında ekonomik sorunlardan siyaset diline, Alevi kurumlarının konumundan kutsal mekânlara yönelik saldırılara ve eğitimde laiklik tartışmalarına kadar birçok başlıkta değerlendirmelerde bulundu. Kaplan Dede, “Cemevlerimiz partilerin seçim bürosu değildir. Cemevlerimiz Hak meydanıdır” diyerek Alevi örgütlenmesinin siyasi hesaplara, kişisel çıkarlara ve koltuk mücadelelerine kurban edilmemesi gerektiğini vurguladı.
“Bir Lokmayı Paylaşmak, Bir Derdi Paylaşmaktır”

Panayır Cemevi Başkanı Yusuf Kaplan Dede, açılış ve hoş geldiniz konuşmasında şunları söyledi:

“Değerli canlar,

Kıymetli misafirlerimiz, inanç önderlerimiz, kurumlarımızın değerli temsilcileri, kadınlarımız, gençlerimiz, çocuklarımız, analarımız, babalarımız ve yol dostlarımız…

Panayır Cemevimizin bu yıl üçüncüsünü düzenlediği Yaza Merhaba Piknik Şenliği’ne hepiniz hoş geldiniz, sefalar getirdiniz. Ayağınıza sağlık, gönlünüze sağlık, hizmetiniz Hak katında kabul olsun.

Bugün burada yalnızca piknik yapmaya, türkü söylemeye, oyun oynamaya ve güzel vakit geçirmeye gelmedik. Bugün aynı zamanda birbirimizin yüzüne bakmaya, hâlimizi hatırımızı sormaya, aynı sofranın etrafında oturmaya ve bir lokmayı kardeşçe paylaşmaya geldik.

Çünkü bizim yolumuzda sofra yalnızca karın doyurmaz; gönülleri de birbirine bağlar. Bir lokmayı paylaşmak, bir derdi paylaşmaktır. Bir türküyü birlikte söylemek, aynı duyguda buluşmaktır. Bir çocuğun gülüşüne ortak olmak, geleceğe umutla bakmaktır.

Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin bizlere öğrettiği gibi: ‘Bir olalım, iri olalım, diri olalım.’

Ama birliğimiz yalnızca yan yana durmakla olmaz. Birliğimiz; birbirimizi dinlemekle, farklılıklarımıza saygı göstermekle, incitmeden konuşmakla ve rızalıkla olur. Çünkü yine Hünkâr’ın söylediği gibi: ‘İncinsen de incitme.’

Bugünün hazırlanmasında büyük emek veren yönetim kurulumuza, kadın canlarımıza, gençlerimize, mutfakta ve alanda hizmet yürüten bütün canlarımıza, araçların ayarlanmasından ikramların hazırlanmasına kadar her aşamada katkı sunan dostlarımıza, bağışçılarımıza, sazıyla sözüyle aramızda bulunan sanatçılarımıza ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

Bu güzel buluşma, sizlerin emeğiyle ve dayanışmasıyla gerçekleşti.

“Alevilik, Haksızlık Karşısında Susmamaktır”

Canlar…

Belki bazılarınız, ‘Böyle güzel bir piknik gününde neden memleket meselelerinden söz ediyoruz?’ diye düşünebilir.

Bizim yolumuz hayatın dışında kalan bir yol değildir. Alevilik yalnızca belli günlerde hatırlanan, dört duvar arasına kapatılan bir inanç değildir. Alevilik; insanın derdiyle dertlenmektir. Haksızlık karşısında susmamak, mazlumun yanında durmak, paylaşmak, sorgulamak ve hakkı savunmaktır.

Bugün insanımızın en büyük sorunlarından biri geçim sıkıntısıdır. Pazara gidenin çantası hafifliyor, ödediği para ağırlaşıyor. Emekli canımız ay sonunu getiremiyor. Çalışan insan aldığı ücretle kirasını, faturasını ve çocuklarının ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyor. Gençlerimiz geleceklerini kurmakta güçlük çekiyor.

TÜRK-İŞ’in Temmuz 2026 araştırmasına göre dört kişilik bir ailenin yalnızca sağlıklı ve dengeli beslenebilmesi için gereken aylık gıda harcaması yaklaşık 36 bin 940 liraya, bütün temel ihtiyaçları kapsayan yoksulluk sınırı ise 120 bin liranın üzerine çıkmıştır.

Bunlar yalnızca birer rakam değildir. Bu rakamlar, sofrada eksilen ekmektir, alınamayan ilaçtır, ertelenen ayakkabıdır, çocuğunun isteğine cevap veremeyen anne ve babanın yüreğindeki üzüntüdür.

“Geçim Sıkıntısı Aynı Zamanda Bir Adalet Ve Kul Hakkı Meselesidir”

Bizler geçim sıkıntısını yalnızca ekonomik bir mesele olarak görmüyoruz. Bu aynı zamanda bir adalet ve kul hakkı meselesidir.

Bir tarafta israf, gösteriş ve ölçüsüz zenginlik varken diğer tarafta insanlar temel ihtiyaçlarını karşılayamıyorsa orada rızalık yoktur. Kul hakkı yeniyorsa orada gerçek huzur olmaz.

Bu nedenle cemevlerimiz yalnızca cem yürütülen mekânlar değil, dayanışmanın büyütüldüğü yerler olmalıdır. İhtiyaç sahibinin hâlini sormalı, öğrencimize destek olmalı, hastamızın kapısını çalmalı, yaşlımızı yalnız bırakmamalıyız.

Çünkü bir lokmayı bölüşemeyenler, bir toplumu birleştiremezler.

“Bizim Yolumuzda Düşmanlık Değil, Rızalık Vardır”

Değerli canlar…

Ülkemizde siyaset dili giderek sertleşiyor. İnsanlar düşüncelerine, inançlarına, kimliklerine ve oy verdikleri partiye göre birbirlerine düşman edilmeye çalışılıyor.

Oysa siyaset, insanları birbirine düşürmek için değil; insanların sorunlarına çözüm üretmek için yapılmalıdır. İktidar da muhalefet de konuşurken kullandığı dile dikkat etmelidir. İnsanların inancı, mezhebi, kökeni ve yaşam biçimi siyasi hesapların malzemesi yapılmamalıdır.

Eleştirebiliriz. Farklı düşünebiliriz. Aynı siyasi partiye oy vermeyebiliriz. Ama birbirimizi hain, düşman veya yoldan çıkmış ilan edemeyiz.

Bizim yolumuzda düşmanlık değil, rızalık vardır. Kibir değil, tevazu vardır. Ayrıştırmak değil, birleştirmek vardır.

“Alevi Toplumu Bir Siyasi Partinin İç Kavgasının Tarafı Değildir”

Buradan açıkça söylüyorum: Alevi toplumu bir siyasi partinin iç kavgasının tarafı değildir.

Bir siyasetçinin Alevi olması, onun her sözünü ve her kararını doğru yapmaz. Her siyasetçi siyasi kararları, tercihleri ve toplum karşısındaki sorumluluğu üzerinden elbette eleştirilebilir.

Ancak bir insanı Alevi kimliği üzerinden hedef göstermek, onun şahsından hareketle bütün Alevileri suçlamak ve Aleviliğe karşı nefret dili kullanmak da asla kabul edilemez.

Bir siyasetçi inancıyla değil, siyasetiyle değerlendirilmelidir. Alevilik ne bir kişinin siyasi zırhıdır ne de bir kişinin üzerinden vurulacak hedef tahtasıdır.

Biz kişiler arasında tercih yapmak için değil; adaletin, demokrasinin, laikliğin, eşit yurttaşlığın ve halk iradesinin yanında durmak için söz söyleriz.

Alevi kurumlarımız toplumsal ve siyasal meselelerde elbette konuşacaktır. Çünkü zorunlu din dersleri, cemevlerinin durumu, laik eğitim, eşit yurttaşlık, yoksulluk ve ayrımcılık aynı zamanda siyasi meselelerdir.

Ancak toplumsal meselelerde söz söylemek başka şeydir; bir siyasi partinin iç çekişmesinde taraf hâline gelmek başka şeydir.

Cemevlerimiz partilerin seçim bürosu değildir. Cemevlerimiz Hak meydanıdır.

Kurumlarımız kişilerin makamlarını büyütmek için değil, canların haklarını savunmak için vardır. Yöneticiler gelir geçer, makamlar değişir, fakat yol kalır, erkân kalır, hizmet kalır.

Alevi örgütlenmesi siyasi hesaplara, kişisel çıkarlara ve koltuk mücadelelerine kurban edilmemelidir. Kurumlarımız kararlarını rızalıkla, istişareyle ve ortak akılla almalıdır.

Kadınların, gençlerin, anaların, dedelerin ve bütün canların sözü duyulmalıdır.

Hangi partiye oy verirsek verelim, hangi siyasetçiyi desteklersek destekleyelim, biz aynı meydanın, aynı lokmanın ve aynı yolun canlarıyız.

Kutsal Mekânlara Yönelik Saldırılara Tepki

Canlar…

Son dönemlerde kutsal mekânlarımıza yönelik saldırılar hepimizi derinden yaralamıştır.

Dersim’de Düzgün Baba Mekânı’ndaki kutsal nişanelerin tahrip edilmesi, Maraş’ta Elif Ana Türbesi yerleşkesindeki Mehmet Baba heykelinin ateşe verilmesi ve yakın zamanda Gaziantep Yavuzeli’ndeki Seyit Hacı Kureyş Türbesi’ne yönelik saldırı yalnızca taşa, duvara veya bir yapıya zarar verilmesi değildir.

Bunlar bir toplumun inancına, hafızasına ve ortak yaşam duygusuna yönelmiş saldırılardır.

Biz hiçbir inanç mekânına yapılan saldırıyı kabul etmeyiz. Camiye yapılan saldırıya da karşı çıkarız. Kiliseye, havraya, türbeye ve cemevine yapılan saldırıya da karşı çıkarız.

Çünkü kutsala saygı, yalnızca kendi kutsalına saygı göstermek değildir. Başkasının kutsalını da koruyabilmektir.

Bu saldırıların failleri bulunmalı, soruşturmalar açık ve şeffaf biçimde yürütülmeli, bütün inanç mekânları kamu güvencesi altında korunmalıdır.

Ancak bizler bu tür saldırılar karşısında öfkemizi düşmanlığa dönüştürmeyeceğiz. Sağduyumuzu koruyacağız, birbirimize daha çok sarılacağız. Provokasyonlara teslim olmayacağız.

Bizi korkutarak evimize kapatmak isteyenlere karşı daha çok bir araya geleceğiz. Çünkü bizim en güçlü cevabımız birliktir, dayanışmadır ve örgütlü duruşumuzdur.

“Bizim İtirazımız İbadete Değil, Tek Tipleştirmeyedir”

Değerli canlar…

Son günlerde okullarda mescit alanlarının artırılması ve mevcut okullardaki bazı alanların cuma mescidi olarak düzenlenmesi yönündeki uygulamalar da toplumda tartışılmaktadır.

Öncelikle şunu açıkça söyleyelim: Biz hiçbir insanın ibadetine karşı değiliz. Namaz kılan canımızın ibadetine de saygı duyarız, cem meydanında dara duran canımızın ibadetine de aynı saygının gösterilmesini isteriz.

Bizim itirazımız ibadete değil; tek tipleştirmeye, baskıya ve devlet okulunun yalnızca bir inanç yorumuna göre şekillendirilmesine yöneliktir.

İstanbul Valiliği tarafından gönderilen yazıda yeni okullarda cuma namazına uygun mescit alanları planlanması, mevcut okullarda ise uygun yerlerin cuma mescidi hâline getirilmesi istendi. Alevi kurumları bu uygulamanın Alevi çocukları bakımından ayrımcılık ve baskı oluşturabileceğini belirterek tepki gösterdi.

Okullar çocuklarımızı inançlarına göre ayıran değil, ortak bir gelecek için birleştiren yerler olmalıdır.

Okullarda bilim olmalıdır. Sanat olmalıdır. Felsefe olmalıdır. Eleştirel düşünce olmalıdır. Çocuklarımızın kendi inancı ve kimliğiyle özgürce yaşayabileceği güvenli bir ortam olmalıdır.

Alevi çocuğu kendisini saklamak zorunda kalmamalı; Sünni çocuğu da inancını yaşamaktan dolayı suçlanmamalıdır. Hiçbir çocuk bir ibadete katıldığı veya katılmadığı için öğretmeni ya da arkadaşları karşısında açıklama yapmak zorunda bırakılmamalıdır.

Devletin görevi bir inancı diğerinden üstün tutmak değil, bütün çocuklara eşit mesafede durmaktır.

Bizim talebimiz budur: Laik, bilimsel, demokratik ve bütün çocukları kucaklayan bir eğitim.

“Birliğimiz Daim, Yolumuz Açık Olsun”

Kıymetli canlar…

Bütün bu meseleleri konuşurken umudumuzu kaybetmeyeceğiz. Çünkü bugün burada gördüğümüz manzara bize umut veriyor.

Çocuklarımız koşuyor, gençlerimiz hizmet ediyor, kadınlarımız soframızı büyütüyor, sanatçılarımız sazıyla sözüyle gönlümüzü birleştiriyor. Biz birbirimize sahip çıktığımız sürece hiçbir güç bizi yolumuzdan döndüremez.

Bugün eğleneceğiz. Türkülerimizi söyleyeceğiz. Yarışmalarımızı yapacağız. Lokmalarımızı paylaşacağız. Ama hiçbir canımızı incitmeden, doğamızı kirletmeden, birbirimizin hakkını gözeterek güzel bir gün geçireceğiz.

Çocuklarımıza dikkat edelim. Büyüklerimizi yalnız bırakmayalım. Soframızda yeri olmayan bir can görürsek yanımıza davet edelim. Çünkü bu meydanda hiç kimse yabancı değildir.

Katılımınızla Panayır Cemevimizin meydanını ve bizlerin gönlünü şenlendirdiniz. Hepiniz tekrar hoş geldiniz, sefalar getirdiniz.

Yediğimiz lokmalar helal, hizmetlerimiz kabul olsun. Lokmayı hazırlayanların, hizmete koşanların, bu meydana bir taş koyanların emekleri Hak katında kabul olsun.

Birliğimize, dirliğimize ve beraberliğimize zeval gelmesin. Sofralarımız bereketli, hanelerimiz şen, çocuklarımızın bahtı açık olsun.

Darda ve zorda kalan bütün canların Hızır yardımcısı olsun. Hastalarımıza şifa, borçlularımıza eda, gençlerimize güzel bir gelecek nasip olsun.

Kötülükler bizden ırak, iyilikler ve güzellikler bizlere yakın olsun. Kutsal mekânlarımız, cemevlerimiz ve bütün ibadethaneler kötülüklerden korunsun.

Hak-Muhammed-Ali yardımcımız, Hünkâr Hacı Bektaş Veli kılavuzumuz, Hızır yoldaşımız olsun.

Birliğimiz daim, yolumuz açık olsun.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir