CANIMIZI ACITSA DA GERÇEK GERÇEKTİR
İbrahim Tumay
Aleviliğin yazılı ve kayıt altına alınmış fazla döküman ve belgesi yoktur. Sözlü gelenekten geldiği ve akıldan akıla aktarıldığı devamlı anlatılır. Bu sözlü geleneğin günümüze aktarılmasında ozanlarımızın büyük katkıları vardır. İnancımızı doğru tesbit etmek için asırlar önce Hakk aşıklarımızın yazdığı Hakk kelamları yolumuza ışık tutar ve aydınlatır. Aşıklarımızın dile getirdiği deyiş, nefesi, ağıt, tevhit, mersiye, türkü vb gibi hakk kelamları ile geçmiş ile gelecek arasında köprü kurmuş, sürekli bilinci tazeleyen, eğiten, öğreten bir yanı vardır. Tabi bu anlayana, anlamayana sadece bir melodidir. Bu nedenle biz aleviler ‘‘Hakk Aşığı Hakk Kelamı Söyler‘‘ deriz. Aşık Meluli; ‘‘Kamil sözü Kuranımız‘‘ derken, kendisine dayatılan şeriatı red ederek yerine Hakk aşıkların, Erenlerin sözlerini kendisine rehber ettiğini dile getirir.
Ülkemizde özellikle 12 Eylül 1980 faşist askeri darbesi ile birlikte toplum mühendisliğini başta din ve kültür ile yapmaya başlandı. Toplumda din ile ümmet ve biat kültürü, müzik ile popüler kültürü gençliğe empoze etmeye çalıştılar. Minibüs müziği dediğimiz müzik türü ile gençlik kaderci bir duruma getirildi. Kadercilik, uyuşturucu, futbol ve fuhuş ile İspanyol diktatör Franco ve Portekiz diktatörü Salazar’ın 3 f’lerini uygulandı. Fiesta, Fuhuş, Fado,Futbol ‘‘ teorisini Türkiye’de uyguladılar. (Fado: ucuz tüketilen müzik)
Faşist darbeden Alevi müziği de nasibini almıştı. Devrimci ozanlar, aşıklar yargılandı hapse atıldı. Bir kısmı sürgün hayatı yaşamak zorunda kaldı. Deyişlerimiz ve nefeslerimiz nefessiz kalmıştı. Popüler kültür başını alıp gitmiş ve toplumu yönlendirmeye başlamıştı. Halk kültürünü icra edenler geri kalmışlıkla suçlandı. Gençler elinde bağlama ile sokağa çıkmaya korkar oldu. Bu karanlık günlerde Arif Sağ, Musa Eroğlu, Muhlis Akarsu ve Yavuz Top çıkardıkları Muhabbet kaset serisi ile halk kendine geldi ve kendi müziğine sahip çıktı. Arif Sağ’ın Şan tiyatrosundaki konserleri ile salonlarda meydanlarda halkın müziği dinlenir oldu. Bu gelişme ile popüler kültür büyük bir darbe aldı. Gençlik sırtına bağlamasını alarak sokaklarda gururla gezmeye başladı.
Karanlık günlerde bir çığır açan bu geleneğin sanatçılarından Musa Eroğlu bir arkadaş ortamında bir dedenin söylediği sözleri uygun olmayan bir uslüple anlatırken, orda bulunan biri kameraya çekiyor ve sosyal medyada paylaşınca şiacı Aleviler Musa Eroğlu‘na her türlü hakaret ve küfürü yaptılar. Hatta faşist bir partide yer alan ve kendisine ocakzadeler meclisi sözcüsü ismini takan biri kalkıp mahkemeye verdi. Anadolu‘da yaşayan aleviler sorunlarını, davalarını ne kadılara nede mahkemelere götürdüler. Kendi içinde kurdukları halk mahkemelerinde, cemlerde sorunlarını çözdüler. Dedelerimiz toplusal barışın temsilcileri olmuş, hak ve hukuk dağıtmışlardır. Kendisine dede diyen bir çok zavallı kalkıp oturup sürekli insanları düşüncelerinden dolayı hemen düşkün ilen etme hakkını kendinden buluyorlar. Bunlara sormak lazım düşkün ilan ettiğiniz insanları nerde dara çektiniz ? talibi rehberi dinledinizmi? Topluma sorup ortak karar verdinizmi? Bunları yapmadan kendi kendinize insanları düşkün ilan ediyorsunuz. Asıl düşkünler her hakkı kendinde bulup bu edepsizliği yapan sözde dedelerdir.
Hüdai Baba bunlara ne güzel cevap vermiş
Bizi böyle bölük bölmüşler
Nefse uyup hakikatı silmişler
Ocak zadeliği nerden almışlar
Ocak hırsızları kül hırsızları
Musa Eroğlu’nun söylediklerini ben binlerce defa her ortamda ve bir çok yazımda dile getirdim. Uygun bir uslüp ile anlattığımızda topluma anlatabiliriz. Musa Eroğlu’nun uslübünü beğenmeyebiliriz. Ama Musa hoca doğruları söylüyor. Aleviliği hurafelerle anlatan ve Zülfükarın ağırlığının iki ton olduğunu söyleyen bir yobaz dedeyi eleştiriyor. Alevi inancında ki Ali anlayışının Halife Ali ile uyuşmadığını anlatıyor. Anlamak yerine önyargılı davrananlar hemen saldırıyor. Unutmayalım Canınımızı acıtsa da gerçek gerçektir.
Bu konuda Alevi İnancında Ali Anlayışı konulu yazımı bu linkte okuyabilrsiniz.
Kedi yavrusunu yemek istediği zaman onu fare olarak görürmüş. Sözde Alevi, demokrat ve devrimci geçinen bazıları bunu hep yaptı. Yımaz Güney, Ahmet Kaya, Aşık Mahzuni gibi sanatcılarımızın dirisine kast edip sonradan ölüsünden medet umdular. Bunlar adına gelir getiren geceler anmalar yaptılar ve methiyeler dizdiler. Çıkarları söz konusu olunca değer yargısı kalmayan bu zihniyet şimdi Musa Eroğlu’na saldırıyor.
Alevi toplumu nankör bir toplum değil, aksine kendi değerlerine sahip çıkan, onu var eden bir toplumdur. Bırakın sağa sola saldırmayı zamana bırakın bu toplum sizi de Musa Eroğlu gibi değerleride hak ettiği yere koyacaktır. Siz nerde olacağız diye düşünün.

Sevgili Canlar, yoluna ve ikrarına bağlı olan her Alevi kendisini Alevi Haber Ağı’nın doğal bir muhabir olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu Cemevi’nde ve sokakat haber niteliği taşıyan her durmla ilgili bize görsel veya yazılı haber göndermelidir.
Bu istemimiz Alevi kurum yöneticilerimiz içinde geçerlidir.
Alevi Haber Ağı: Gerçekleri yazacak… Geçekler yazılırken sende katkını sun can…
Saygılar, sevgiler