Objektifin Ardındaki Ocak: Ali Öz ve Ünzile Ana
⌈Türkan Doğan⌉
Bazı insanlar fotoğraf çekmez; insanın kaderine tanıklık eder. Ali Öz de onlardan biridir. Onun objektifi hiçbir zaman yalnızca ışığı aramadı; sesi duyulmayanların, görmezden gelinenlerin, yurdundan koparılanların, yoksulluğun ve yalnızlığın izini sürdü. Çünkü o, fotoğrafı estetik bir gösteri değil, insanlık karşısında taşınan bir sorumluluk olarak gördü.
Belki de bunun sırrı, büyüdüğü ocağın ateşinde saklıydı.
Ünzüle Ana… Bir Yörük kadını… Dağların rüzgârını, toprağın kokusunu, göç yollarının sabrını yüreğinde taşıyan bir ana… Oğluna yalnızca yaşamayı değil, insana bakmayı öğreten bir kadın… Ali Öz’ün annesine duyduğu sevgi, bir evladın sevgisinin ötesinde; köklerine, emeğe ve kendisini var eden mayaya duyduğu bağlılıktı.
Ne zaman İzmir’e gelseydi, gösterişli otelleri değil, Basımhane çevresindeki en mütevazı otelleri seçerdi. Çünkü onun aradığı rahat değildi; hayatın kendisiydi. O sokaklarda yürür, göçmenlerin yüzlerine uzun uzun bakardı. Sokakta yaşayan insanların yanına oturur, bazen saatlerce hiçbir şey söylemeden onların sessizliğine ortak olurdu. Bilirdi ki insanı anlamanın ilk şartı, onun acısının karşısında susabilmektir.

Kendi sözleriyle:
“Fotoğraf benim için hiçbir zaman estetik bir gösteri olmadı. Objektifimi, sesi duyulmayan insanların hayatına çevirdim. Çünkü inanıyorum ki bir toplumun gerçek tarihi, saraylarda değil; sokaklarda, fabrikalarda, köylerde, meydanlarda ve yıkılmaya terk edilen mahallelerde yazılır.”
Bu söz, yalnızca bir sanat anlayışını değil, bir yaşam biçimini anlatır.
Yaklaşık on yıl boyunca Tarlabaşı’nın sokaklarında dolaştı. Elli bine yakın fotoğraf çekti. Ama aslında belgelediği yalnızca yıkılan evler değildi; unutulmaya bırakılan insan hikâyeleriydi. O, tarihin kenarına itilmiş insanların sesini geleceğe taşıdı.
Alevi öğretisi, “İnsanı yaşat ki yol yaşasın” der. Ali Öz’ün objektifi de tam bu yüzden hep insana döndü. Çünkü o biliyordu ki hakikatin en büyük aynası, insanın yüzüdür.
Ve belki de geriye bıraktığı en büyük miras, kendi şu cümlesinde saklıdır:
“Eğer geriye bir iz bırakabildiysem, bunun nedeni iyi fotoğraflar çekmiş olmam değil; insanın hikâyesine sadık kalmış olmamdır.”
İşte bu yüzden Ali Öz’ün fotoğraflarına baktığımda yalnızca kareler görmüyorum.
Bir Yörük ananın oğluna üflediği vicdanı, insan sevgisini ve hakikate sadakati görüyorum. Çünkü bazı analar yalnızca evlat büyütmez; insanlığa tanıklık edecek yürekler yetiştirir.
26 Temmuz 2026

Sevgili Canlar, yoluna ve ikrarına bağlı olan her Alevi kendisini Alevi Haber Ağı’nın doğal bir muhabir olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu Cemevi’nde ve sokakat haber niteliği taşıyan her durmla ilgili bize görsel veya yazılı haber göndermelidir.
Bu istemimiz Alevi kurum yöneticilerimiz içinde geçerlidir.
Alevi Haber Ağı: Gerçekleri yazacak… Geçekler yazılırken sende katkını sun can…
Saygılar, sevgiler