Sal. Şub 3rd, 2026

Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

12 Eylül 1980 Faşist Askeri Darbesine Giden Yol ( 9)

| Sadık Erenler | Araştırmacı – Yazar/S.Erenler@web.de |

1980 yılında ülkemizde yaşanan  önemli olaylara da bir bakış atalım:  

1 Ocak 1980’de Çankaya Köşkü’nde Kenan Evren ve kuvvet komutanlarıyla bir görüşme yapıldı.

2 Ocak’ta, 27 Aralık tarihinde  Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarının bir uyarı mektubu imzalayarak Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’e gönderildiği açıklandı. Fahri Korutürk, Demirel’i köşke çağırdı. Elinde Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından yazılmış bir muhtıra içeren mektup vardı. Tıpkı 12 Mart’ta olduğu gibi anarşi, terör ve ekonomik krizin çözülmemesi halinde “bir gece ansızın  gelebileceklerini” ima ediyordu. Demirel’in yeni hükümetinin üzerinden henüz  bir ay geçmemişti. Demirel mektupta sıralanan sıkıntıların kaynağının kendisi olamayacağı görüşündeydi. Zira daha yeni iktidara geldiğine göre, mektup önceki hükümetin Başbakanı Ecevit’e yazılmış olsa gerekti. Ecevit de  muhtıra mektubunun muhatabının kendisi olmadığını söyleyince mektup ortada kaldı. Oysa mektubun muhatabı demokrasinin ta kendisiydi ve gözleri kararan siyasi liderler gerçekleri görmekten çok uzakta idiler.

TSK’nın uyarı mektubunun içeriği: “Türk Silahlı Kuvvetleri ülkemizin bugünkü hayati sorunları karşısında siyasi partilerimizin bir an önce milli menfaatlerimizi ön plana alarak, anayasamızın ilkeleri doğrultusunda ve Atatürkçü bir görüşle biraraya gelerek anarşi, terör ve bölücülük gibi devleti çökertmeye yönelik her türlü hareketlere karşı bütün önlemleri müştereken almalarını ve diğer anayasal kuruluşların da bu yönde yardımcı olmalarını ısrarla istemektedir.”

22-23 Ocak’ta İzmir TARİŞ’te işçilerle polis çatıştı. 21 kişi yaralandı. Çatışmalar üç gün sürdü. Ege Üniversitesi tatil edildi.

24 Ocak’ta, ekonomide Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) istediği  ünlü 24 Ocak kararları alındı. Devalüasyon sonucunda 1 ABD Doları 70 TL oldu. Ardından arka arkaya zamlar gelmeye başladı.  Bu dönemde  Demirel Türkiye iktisat tarihinin en önemli kırılma noktalarından biri olan 24 Ocak Kararlarını açıkladı. Türkiye Serbest Piyasa Ekonomisi liberal politikalar gibi dünya ekonomisi ile uyumlu bir iktisadi yapıya kavuşacaktı.

7 Şubat’ta Türkiye’nin Bern Büyükelçisi Doğan Türkmen, Ermeni teröristlerin saldırısından yaralı olarak kurtuldu.

14 Şubat’ta, İzmir’de işgal edilen TARİŞ’e asker girdi. 500 direnişçi gözaltına alındı.

13 Mart’ta MSP basın toplantısı düzenlemiş, Necmettin Erbakan basın toplantısında şu sözleri söylemiştir: “Kadayıfın altı kızarmadan bu hükümeti uzaklaştıracak olursanız, bu zihniyet milleti aldatmanın gene fırsatını bulacaktır. Onun için kadayıfın altının kızarmasını bekleyeceğiz.” Necmettin Erbakan Şubat ayında da yaptığı konuşmada Demirel hükümetini kerhen (istemeyerek) desteklediğini açıkca beyan etmiş.

16 Mart’ta, Van Cezaevi’nden tünel kazan 33 hükümlü kaçtı.

17 Mart’ta Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk, görev süresi dolduğu için veda ziyaretlerine başladı.

25 Mat’ta Cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turu yapıldı.

31 Mart’ta, yine Van Cezaevi’nden 58 mahkun tünel kazarak kaçtı.

4 Nisan’da, Ortadoğu Gazetesi yazarı İsmail Gerçeksöz öldürüldü.

6 Nisan’da, Fahri Korutürk’ün Cumhurbaşkanlığı süresi sona ermişti ve hala siyasiler bir araya gelip yeni bir Cumhurbaşkanı seçemedikleri için, Cumhuriyet Senatosu Başkanı İhsan Sabri Çağlayangil Cumhurbaşkanı vekili oldu.

11 Nisan’da, Yazar Ümit Kaftancıoğlu öldürüldü.

21 Nisan’da, Sağmalcılar Cezaevi’nden 23 hükümlü ve sanık kaçtı.

30 Nisan’da, Belediye işçilerinin direnişi nedeniyle Ankara, İstanbul ve İzmir’de otobüsler çalışmadı. DİSK Genel Başkanı Abdullah Baştürk gözaltına alındı.

1 Mayıs’ta, DİSK 1 Mayıs İşçi Bayramı’nı Mersin’de kutladı.

5 Mayıs’ta, Anayasa Mahkemesi, Türkiye Emekçi Partisi’ni kapattı.

27 Mayıs’ta MHP’li  eski bakanlardan Gün Sazak Ankara’da öldürüldü.          ( Çorum olaylarının da çıkma bahanesi oldu. Geniş bilgi kitabımızın Çorum Katliamı bölümünde.)

4 Temmuz’da, Çorum olayları patlak verdi. Çatışma sağ-sol çatışmasından Alev-Sünni çatışmasına dönüştü.

8 Temmuz’da, Fatsa kuşatılıp, komando birliklerince denetim altına alındı.

11 Temmuz’da, Fatsa Bağımsız Belediye Başkanı Fikri Sönmez gözaltına alındı.

15 Temmuz’da, CHP İstanbul Milletvekili Abdurrahman Köksaloğlu öldürüldü.

19 Temmuz’da, 12 Mart Dönemi başbakanlarından Nihat Erim öldürüldü.

22 Temmuz’da, DİSK eski Genel Başkanı ve Maden-İş Sendikası  Başkanı Kemal Türkler öldürüldü.

1 Ağustos’ta, Atine Büyükelçiliği İdari Ateşesi Galip Özmen, Asala’ya bağlı Ermeni teröristlerce öldürldü.

27 Ağustos’ta, Alman Hükümeti, Türkiye’ye verdiği notada MSP Genel Başkanı ve eski Başbakan Yardımcısı Necmettin Erbakan’ı eroin kaçakcılığı ile suçladı.

5 Eylül’de, Dışişleri Bakanı AP’li Hayrettin Erkmen, TBMM’de gensoruyla düşürülen ilk bakan oldu.

6 Eylül’de, MSP, Konya’da “Kudüs’ü Kurtarma Mitingi” yaptı. Tekbirler getirildi. İstiklal Marşı okunurken karşı çıkıldı, yerlere oturuldu.

12 Eylül’de, TSK ülkede askeri darbe yaptı. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren ve üç kuvvet komutanı ile Jandarma Genel Komutanı’ndan oluşan Milli Güvenlik Konseyi, TBMM’ni fesh etti. Anayasayı yürürlükten kaldırdı ve ülkedeki yönetime el koydu. Parti başkanları, yöneticileri gözaltına alındı, sendikalar, dernekler kapatıldı, ülke genelinde tutuklamalar yapıldı. Tüm yurtta sıkıyönetim ilan edildi. Belediye başkanlarına çoğunlukla işten el çektirilip yerlerine askerler yerleştirildi. MHP Genel Başkanı Alparslan Türkeş iki gün saklandıktan sonra teslim oldu. 50 Milletvekili gözetim altına alındı. (Geniş bilgi, 12 Eylül Darbesi konusu altında işlenmiştir.)

20 Eylül’de, Devlet ve Milli Güvenlik Konseyi Başkanı Kenan Evren, Emekli Oramiral Bülent Ulusu’yu yeni hükümeti kurmakla görevlendirdi. Orgeneral Haydar Saltık, MGK Genel Sekreteri, Turgut Özal Başbakan Yardımcısı oldu.

8 Ekim’de, Ankara’da sağ eylemci Mustafa Pehlivanoğlu ve sol eylemci Necdet Adalı’nın idam hükümleri onaylandı ve infaz edildi. 8 yıldan beri ilk idam cezaları yerine getirilmiş oldu.

13 Ekim’de, Münih- İstanbul seferini yapan THY’nın Boeing 727 tipi Diyarbakır yolcu uçağı, 4 hava korsanı tarafından Diyarbakır’a kaçırıldı. Yapılan operasyonda korsanlar yakalandı.

30 Ekim’de, Bülent Ecevit  CHP Genel Başkanlığı’ndan istifa etti.

31 Ekim’de, Behice Boran normal pasaportla yurtdışına gitti.

 

                          12  EYLÜL  ASKERİ  DARBESİ

 

Siyasi partilerin aralarında anlaşamayıp kardeşin kardeşi öldürdüğü sokak çatışmalarına zemin hazırlanmış ve  yürünen kaos ortamını fırsat bilen asker ülkede darbe yaparak devletin yönetimini ele geçirmişti.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Nejat Tümer ve Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Sedat Celasun’dan oluşan  Milli Güvenlik Konseyi (MGK)  adıyla darbe komitesi radyodan ilk bildiriyi okutmuşlardı: “İç Hizmet Kanunu’nun verdiği Türkiye Cumhuriyeti’ni kollama ve koruma görevini yüce Türk Milleti adına emir ve komuta zinciri içinde ve emirle yerine getirme kararını almış ve ülke yönetimine bütünüyle el koymuştur.”

   12 Eylül 1980 tarihli 2 numaralı bildiriyle ülke genelinde 13 sıkıyönetim bölgesine 13 general sıkıyönetim komutanı olarak atanmıştır. 7 numaralı bildiriyle;  siyasi partilerin faaliyetleri yasaklanmış olduğunu ve Türk Hava Kurumu, Çocuk Esirgeme Kurumu ve Kızılay dışındaki derneklerin faaliyetlerinin de durdurulmuş olduğu duyurulmıuştur. Emniyet Genel Müdürlüğü başta olmak üzere polis teşkilatı Jandarma Genel Komutanlığı’nın emrine verilmiştir. Darbe günü Emniyet ve MİT üst düzey yöneticileri Genelkurmay Başkanlığı’na davet edilmiş ve TRT ile PTT Genel Müdürleriyle beraber tecrit edilmişlerdir.

20 Eylül’de Kenan Evren eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Bülent Ulusu’yu başbakan olarak görevlendirmiştir ve 21 Eylül’de Bülent Ulusu’nun sunduğu bakanlar kurulu listesi MGK tarafından onaylanmıştır.

5 kuvvet komutanının onaylamasıyla Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetecek hükümet onaylanarak göreve başlamıştı.

Askeri darbe 12 Eylül sabaha karşı 03.00’da  ilan edilmişti. 5:30’da  Başbakan Süleyman Demirel, CHP genel Başkanı Bülent Ecevit ve MSP Genel Başkanı Necmettin Erbakan’a Genelkurmay Başkanı ve Askeri Cuntanın başı Kenan Evren tarafından birer tebliğ gönderilmişti. Gönderilen tüm tebliğlerde: “TSK yönetime el koymuştur. Hükümetiniz fesh edilmiş, parlamento üyeliğiniz düşmüştür. Talimatı getiren subayın ikazlarına uyunuz” ifadesiyle birlikte gidecekleri adresler belirtilmektedir. Süleyman Demirel ve Bülent Ecevit için Hamzaköy Gelibolu adresi belirtilirken, Necmettin Erbakan’a ise Uzunada İzmir adres olarak verilmektedir.

Ülkeyi 12 Eylül darbesine götüren Demirel ile Milliyetçi Cephe ortakları Erbakan ve Türkeş, nasıl bir ruh halindeydiler bilinmez. Bunca yıl siyaset yapmış olmalarına rağmen ne yazık ki yarını görme konusunda basiretleri bağlanmıştı. Sırf  Türkiye insanını kutuplaştırıp bizim taraftarlarımız cinayet işlemezler noktasından hareket ederek taraf tutucu tavırlarını her an sergilemişler ve sonunda olması gereken olmuş, asker, ülke idaresine el koymuştu. Zaten ülkedeki demokrasinin işlerliği sürekli sorgulanırken, 12 Eylül ile  emeklemeye çabalayan demokrası kıçının üstüne oturuvermişti.

Demirel ve Ecevit eşleriyle birlikte aynı uçakla  yeni ikamet edecekleri yer olan Hamzaköy’e götürülürler. Yaklaşık bir ay boyunca, 11 Ekim 1980’e kadar burada tutulurlar. Erbakan aynı gün uçakla Uzunada’ya götürülür. MHP Genel Başkanı Alparslan Türkeş evinde bulunamadığı için MGK, 13 Eylül’de yayınladığı bir bildiri ile teslim olmaması halinde suçlu duruma düşeceğini belirtir. Bunun üzerine 14 Eylül’de Ankara Merkez Komutanlığı’na teslim olur ve o da Uzunada’ya gönderilir.

Türkiyede’ki basında da tepkiler vardır askeri darbeye yönelik.13 Eylül’de Gazeteler manşetten girerler.

Hürriyet: “Atatürk yolunda devam”

Milliyet: “Yeni yönetime herkes yardımcı olsun”

   Cumhuriyet: “Ana hedef Atatürkçülük (manşetten)… Demokrasi için 12 Eylül’ün başarısı şarttır (başyazı”

Tercüman: “Yeni anayasa hazırlanacak… Ordu mecbur kaldı”

Askeri darbeyi yapanların gerekçelerinin ilki ülkede siyasi istikrarsızlığın doruk noktasına ulaşmasıydı. Siyasi cinayetlerin yanısıra 6 Eylül günü Konya’da MSP Genel Başkanı Necmettin Erbakan önderliğinde yapılan ve darbe liderlerinin şeriat amaçlı bir kalkışma amaçlı bir girişim olarak nitelendirdiği “Kudus Mitingi” gösterildi.  23 Temmuz 1980’de  İsrail’in Kudüs’ü başkent ilan etmesi sonucu MSP 6 Eylül Cumartesi günü Konya’da “Kudüs’ü kurtarma yürüyüş ve mitingi” düzenlenmiştir. Bu mitinge 100 bin kişinin üzerinde katılım olmuş, bazı kişiler cübbe ve sarıkla, eski harflerin bulunduğu pankartlarla gelmiş ve “Şeriat gelecek, vahşet bitecek”, “Dinsiz devlet, yıkılacak elbet” gibi sloganlar atmışlardır. Miting sırasında okunan İstiklal Marşı topluluk tarafından yerlere oturularak yuhalanmıştır.  Miting sırasında sürekli şeriat çağrısı yapılmış ve miting devleti protestoya dönüşmüştür.

TBMM, 22 Mart 1980 tarihinde başlattığı Cumhurbaşkanı seçme turunu 114 tur yapmasına rağmen sonuçlandırmayarak halkta demokratik yollarla ülkenin düzlüğe çıkamayacağı algısını oluşturup güvensizlik uyandırmıştır.

İkinci neden olarak Ekonomik gerekçeler öne sürülmüş. Buna göre de; dönemin son başbakanı AP Genel Başkanı Süleymen Demirel: “70 sente muhtacız” sözü ile ekonomide gelinen noktayı özetleyivermiş, dış ticaret açığının artması, döviz darboğazı, işsizlik, kıtlık ve işyerlerinde yaşananlar bu yaşananlara örneklerdir.

Ayrıca; 80’li yıllarda tüm dünyada neoliberal bir ekonomik dönüşüm yaşanmakta ve neoliberal reformların uygulanabilmesi için ülkede toplumsal muhalefetin olmaması ve baskı ortamının varlığı. ABD, neoliberal politikaları hızlandırabilmek için dünyanın çeşitli ülkelerinde sağ hükümetleri işbaşına geçirmek için askeri darbeleri desteklemekteydi. Türkiye geneline bakıldığında, ülkemizde yükselen bir toplumsal muhalefet, ki özellikle işçi ve öğrenci hareketleri kendini göstermekte, fabrıkalarda giderek artan grevler, dolayısıyla ABD kendi neo liberal politikalarını uygulayabilmek için sağ bir hükümetten çok askeri darbe ile bu amaçlarına ulaşabileceklerini düşünüp askere gereken her türlü desteği altın tepsi içinde sunmuşlardır.

Darbe yapmanın üçüncü bir nedeni olarak da Güvenlik Sorunu  gerekçe gösterilmiştir.

12 Eylül darbesine giden yoldaki süreci kronolojik biçimde sunmuştum. Ülkemizde ciddi bir güvenlik sorunu vardı. Geleceğin bilim insanlarını ve devlet yöneticilerini yetiştiren üniversiteler değişik siyasi görüşlüler tarafından ard arda basılır ve öğrencilere dersleri boykot etmeleri için baskı uygulanırdı.

Darbe gerekçesinin en son ayağı da dış siyasetin ülke üzerindeki etkenleri. Bilindiği gibi Türkiye NATO güney kanadının en önemli üyelerindendir. Türkiye’de yaşanan siyasi istikrarsızlık sürekli olarak ABD tarafından mercek altına alınıp gözleniyordu.  Komşumuz İran’daki 1979 İslam Devrimi, aynı yıl Sovyetler Birliği’nin (Rusya) Afganistan’ı işgal etmesi ABD’yi korkutmuş ve Türkiye’nin istikrarlı bir ülke haline gelmesi için askeri darbenin yapılması görüşü ağırlık kazanmış.

TSK, 27 Aralık 1979’da Cumhurbaşkanına sunduğu siyasileri uyarma mektubunun üzerinden geçen uzun  sürede bir değişimin olmadığını gördüklerinde  ABD’nin de telkiniyle darbe kararı almışlardı. TSK, 12 Eylül 1980 günü emir-komuta zinciri içinde ülke yönetimine darbe yaparak el koydu. İstikrarsız da olda sivil yönetim gitmiş yerine askeri bir yönetim gelmişti. 27 Mayıs 1960 ihtilali ve 12 Mart askeri muhtırasından sonra, Türkiye Cumhuriyeti’nin sivil yönetimine müdahale eden üçüncü askeri darbe idi. Bu darbe ile Süleyman Demirel’n başbakan olduğu hükümet görevden alındı. Türkiye Büyük Millet Meclisi lağvedildi. 1970 sonrasında özgürlükçü ve demokratik yapısı değiştirilen 1961 anayasası tamamiyle uygulamadan kaldırıldı ve Türkiye siyasetinin yeniden tasarlanıp yapılandırılmaya çalışıldığı bir askeri dönem başladı. Askeri darbenin ardından partiler de lağvedilmişti. Siyasi istikrarsızlığın baş sorumluları olarak görülen parti liderleri önce askeri üslerde gözetim altında tutuldu, ardından da yargılandılar.

Ülkenin sağdaki ve soldaki gençleri hergün birbirlerini yerken, ülkenin güzide, aydın insanları birer birer suıkastlarla aramızdan ayrılırlarken,Demirel ve Ecevit 1980 yılında süresi dolan Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk yerine  bir araya gelip uzlaşı içinde bir yeni Cumhurbaşkanı seçmeyi  dahi beceremediler. Bu iki parti başkanında bulunan Ataerkil kültür tavizcilik olarak kabul görüp aşağılandı. Olan da bu ülkede yaşayıp onlara güvenip oy veren topluma ve onların sağ sol diye ikiye ayrılan gençlerine oldu.

Devam edecek…

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir