Pts. Şub 2nd, 2026

Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

Dersim’in Acılarla Örülmüş Tarihi ve Boyun Eğmeyen Seyit Rıza ve Arkadaşlarının, İdam Edilişlerinin 86. Yılı

-Turan Eser-

TURAN ESER

Yıl 1937… Dersim..

İnsanlığın ve bir soyun kırım tarihidir Dersim. Kırımın en acımasız ve en soğuk yüzü yaşandı, Dersim’de.

Her yerde acı, Munzur kan akıyordu… Dağlarında ve ovalarında yıllardır ağıt yükseliyordu.

Çünkü acılarla örülmüş bu tarihte, Dersim’de kızılbaşların “defteri dürülmüştü.”

“Defteri dürmek” Yavuz Sultan Selim’in “defterleri yazıla” ve “defterleri dürüle” demesi, daha önce fişlettiği 45 bin Kızılbaş Alevinin katledilmesidir. “Defteri dürmek” adaletsizliğe karşı halkın hakkını savunanları fişlemek ve öldürmek tutanağıdır.

Lanetlenmiş ve fişlenmişlerin “katli vaciptir” fermanıyla imha edilmesini kayıt altına almaktır. Cumhuriyetin, Osmanlıdan devir aldığı mirasıdır. Dersim’de binlerce kızılbaşın defteri bur tarihsel mirasın zihniyeti ile dürülmüştür.

Egemenlerin aklı, iktidarın gücünü sarsacak muhalif fikir ve görüşleri toplum için her daim tehdit kılıfına sokar. Muhaliflerin defterini dürmek, toplumu güvence altına almak diye yutturulan sahtekârlığın örtüsü altında aslında iktidarın kendi egemenliğini koruması vardır. Devletin adaletsizliğini, tüm ahlaksızlıklarını, günahlarını ve katliamlarını gizlenme çabası vardır.

Bu nedenle egemenler adaletli karar vermezler. Kendilerini sorgulayanları ve sorgulatanların defteri dürmek isterler.

Dersim’de yaşanan budur.

“SEYİT RIZA’YI ASALIM” DEDİLER; ASTILAR

Dersim katliamın sürerken, Erzincan Valisi, Seyit Rıza ile görüşmek için mektup yollar. Seyit Rıza ölümleri durdurmak için görüşmeyi kabul eder.
Bilemezdi o mektubun, onu yakalamak için kurulan bir tuzağın habercisi olduğu!

Yakalanır ve getirildiği Elazığ’da, olağanüstü yetkilerle donatılmış olan göstermelik Ağır Ceza Mahkemesi, Seyit Rıza, oğlu Resik Hüseyin ve beş arkadaşı hakkında idam kararı verilir.

15 Kasım 1937’de, Seyit Rıza, oğlu ve beş arkadaşı için, Elazığ Buğday Meydanı’nda darağaçları kurulur.

♦️Seyit Rıza’nın son bir arzusu vardır. Babadır ne de olsa.

♦️Oğlunun ölümünü görmek istemez; “beni oğlumdan önce asın” der.

♦️Fakat devlet bu; son arzuyu da yerine getirmez. Oğlunu Seyit Rıza’nın yaşlı gözlerinin önünde idam ederler. Sonra Seyit Rıza’yı asarlar.

Aslında Seyit Rıza’nın çok yaşlı olması ve oğlunun da reşit olmamasından dolayı idam edilmesi, kanunen yasaktı.

Devlet onunda kılıfını hazırlamıştır. Öyle ki, Seyit Rıza’nın oğlundan iki yaş küçük olan, 20 liraya bulunmuş bir yalancı tanık ile yaş belirleme davasında, Seyit Rıza’nın yaşı küçültülür, oğlunun ise büyütülür.

Seyit Rıza’nın son arzusunu yerine getirmediler ama son sözünü söylemesini engelleyemediler; o “Ewlade Kerbelayme. Bexetayme. Ayibi, zulmo, cinayeto.” (Evlad-ı Kerbelayız, günahsızız, ayıptır, zulümdür, cinayettir) diyerek urganı kendisi boynuna geçirip, altındaki sandalyeye ayağıyla tekme vurdu.

Bir Dersim atasözü der ki; “Çarık ayağı, urgan boğazı, günah yüreği sıkar.” Günahlarıyla, sahte özürleriyle, siyasi istismarlarıyla Dersim’in yüreğini her gün sıkanlara inat.

Dersim halkı 86 yıldır, devletin suçunu kabul etmesini, yaraları bir nebze de olsa sarmak için, hukuksal yüzleşme ve resmi bir özür bekliyor.
Elbette özür dilemesini bilenden…..

Dersim.
Kutsal zirvelerin Kızılbaş diyarı.
Renklerin, çiçeklerin, dillerin, dinlerin, kültürlerin, kardeşliğin beşiği. Mazlumların, mağdurların evi, ocağı, sığınağı.

Doğaya can ve ruh katan, toprağı, suyu, güneşi ve havası canlılar için “medet kapısı”…
Toprağında keramet, doğası merhamet dolu Dersim.

Resmi kayıtlara göre de “Çıbanbaşı!”
Devletin “Dersim, Hükumet-i Cumhuriyet için bir çıbandır. Bu çıban üzerinde kat’i bir ameliye yapmak farz-ı ayndır”, diyerek, ’’katli vacip’’ fetvasıyla Dersim’in inancını, dilini, doğasının kutsallığını ve halkını kırıma maruz bırakmış.

Munzur Baba’nın efsanesinden, Seyit Rıza’nın zulüm karşısında “Kerbela’nın evladıyız, ayıptır, zulümdür, cinayettir!” diyen itiraz sesinin yükseldiği vadilerden gelen tanıkların ve torunların payına, ölümleri ve zulmü anlatmak düşüyor.

Ölüme koşanlar, Munzur, Kutu Deresi, Zini Gediği vadilerden gelen ölüm kokularına, mezarsız ölülere tanıklar.

Ormana düşen, nehirlerde akıp giden, mağaralarda zehirlenmiş cansız bedenler halen Dersimlinin gözleri önündedir.

Toprağın altındaki ve üstündeki etnik ve dinsel soykırım mezarlarında Dersimlilerin ölüleri, dilleri, dinleri, kültürleri gömülü. Artık 1937-38 Dersim Soykırımı’nı ve 15 Kasım 1937’de Seyit Rıza ve arkadaşlarının idamlarını “haklı” gösteren tüm resmi tarih çöktü. “Şimdi yüzleşme zamanıdır” diyorlar.

DERSİM’DE KATLİAMIN KOKUSU SİNMİŞ ÇİÇEKLERİN DİLİ VARDIR.

Dersim bin bir çiçekli bir cennettir. Doğa ile bütünleşmiş bedenlerin üzerinde yetişen ölmez çiçek, çarşır mantarı, allı gelin, menekşeler, kar sümbülü, çiğdem, mor newroz ve çiğdemler var.

Çiçekler Munzur’da dile gelir.

Acıyı ve sürgünü sardunyalar anlatır.

Toprağına veda etmenin acısını, Dersim’de soyu tükenen mor gelincik dile getirir. Güller aşkı değil, katliamı anlatır Dersim’de.

Nergisler, Nusut Deresi’nde kırmızı akan sulardır. Menekşeler, ceset dolu Kutu Deresi. Papatyalar, toprağa kefensiz düşenlerin canına dokunur.

Kızıla boyanmış topraklarda, kayıp kızların ve kanla yazılmış Dersim tarihi yüreklere acılı mürekkeple yazılır.

Kalbine, ağıtları gömmüştür bu topraklar. 84 yıldır yüreklerinde atan her acının vuruşunu duyuyor Dersimli.

DERSİM; KİRİ VE GÜNAHI TEMİZLER

Dersimliler seçim yatırımı için, hakikatlerin üstünü örtmeye dönük, samimiyetten uzak “Dersim özrü” ve “Alevi açılımı” istemiyorlar.

1938 Zini Gediği katliamı ile yüzleşmek için Kılıçkaya köyünde öldürülen 95 köylünün anısına dikilen anıtı, 2014 yılında yasaklayıp derelere sürükleten AKP hükümetinin “özrü” asla samimi olamaz.

♦️Dersimliler 86 yıldır, Düzgün Bawo’nun ocağından, vicdansız, sözde ve istismar özürleri değil, bizzat devletten ve TBMM’den vicdanlı ve resmi bir yüzleşme ve özür bekliyorlar.

♦️İntikam duygusuyla değil, samimi bir yüzleşme için el uzatıyorlar.
♦️Davetleri yüzü ve vicdanı olan herkese. Çünkü Dersim’in suyu kiri, toprağı suyu, sevgisi kini, ateşi günahları, dostluğu düşmanlığı temizler.
♦️Düzgün Bawo ocağına özünü dara çekmek için gelen dosttur ona. Özrü ile gelenin eli tutulur. Kapısından eğri odun bile girmez. Ama doğru, vicdanlı ve samimi isen kapısı açıktır. Girmesini bilene.

SOYKIRIM VARKEN, ÖZÜR NASIL OLUR?
1937-1938 soykırımı, Dersim’de Diyanet ve zorunlu din dersleriyle, Munzur Vadisi’nde planlanan HES baraj projeleriyle, bitkileri, canlıları, kutsal mekânları yok ederken, Dersim’de Alevi dedelerini Kabe’de hacılaştıran, ceplerine gri pasaport koyanlar, kültürel soykırıma devam ederken, hangi özür yarayı saracak?

Bir Dersim atasözü “Çarık ayağı, urgan boğazı, günah yüreği sıkar” der.

Günahlarıyla, sahte özürleriyle, siyasi istismarlarıyla Dersim’in yüreğini her gün sıkanlara inat. Dersim halkı 84 yıldır devletle yüzleşmek ve resmi bir özür bekliyor.
Özür dilemesini bilenden.

♦️Sön Söz Yerine
Ve yine son sözü zalimlerin zulmüne boyun eğmeyenler adına Seyit Rıza söyledi; “Ben sizin yalan ve hilelerinizle bas edemedim, bu bana dert oldu. Ama ben de sizin önünüzde diz çökmedim, bu da size dert olsun.”

♦️Bizlere düşün görev ise, Dersim’i ve Seyit Rızaları unutmamak ve unutturmamaktır.
♦️İdam edilen Seyit Rıza’nın ve daha nicelerinin mezarların yerinin gösterilmesini sağlamak.
♦️Son olarakta Dersim arşivlerinin açılmasıdır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir