Türkiye’de Hegemonya Mücadelesi: Gramsci’nin İzinde AKP, Alevilik ve Sol
⌈Burhan Arslan⌉
Hegemonya anlayışına göre bir siyasi iktidar yalnızca seçimleri kazanarak değil, toplumun rızasını ideolojik ve kültürel düzlemde üreterek kalıcı hale gelir. Türkiye’de Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), iktidarını bu yönde kurumsallaştırmıştır:
Eğitim sisteminin dönüştürülmesi (müfredatın dini-milliyetçi temelde yeniden yapılandırılması), Medya üzerindeki kontrol (yandaş medya kanallarının çoğalması, muhalif basına baskı), Diyanet İşleri Başkanlığı’nın genişletilmesi (topluma dini referanslarla yön verme), STK ve vakıf ağlarıyla halkla ilişkilerin yürütülmesi (Ensar, TÜRGEV, TÜGVA gibi yapılar), Milli ve dini duyguların seferber edilmesiyle “yerli ve milli” söyleminin hegemonik hale getirilmesi. Bu durum Gramsci’nin “egemen sınıf, kendi dünya görüşünü evrensel ve doğal bir gerçeklik olarak kabul ettirir” tezine birebir uyar.
2. Sivil Toplumun Dönüştürülmesi
Gramsci’ye göre sivil toplum, hegemonik mücadelenin merkezidir. Türkiye’de bu alanın nasıl dönüştürüldüğünü görebiliyoruz: Muhalif derneklerin, sendikaların, baroların baskı altına alınması (örneğin çoklu baro düzenlemesi), Tarikat ve cemaatlerin sivil toplumu biçimlendiren aktörlere dönüşmesi, Üniversitelerde akademik özerkliğin kaldırılması, entelektüel alanın hegemonya için şekillendirilmesi. Gramsci’nin “entelektüelleri kendi hizmetine alan hegemon sınıf, kültürel liderliği de eline geçirir” tezi burada hayat bulur.
3. Organik Aydınlar ve Yandaş Entelektüeller
Gramsci, egemen sınıfın kendi “organik aydınlarını” yarattığını belirtir. Türkiye’de bu durum şu şekilde karşımıza çıkar: Yandaş akademisyenlerin, köşe yazarlarının, televizyon yorumcularının yükselmesi, bu aydınların iktidarın ideolojisini meşrulaştırması, AKP’ye yakın “düşünce kuruluşları”nın artması (SETA gibi), Muhalif entelektüellerin ya marjinalleştirilmesi ya da doğrudan cezalandırılması. Böylece iktidarın fikir alanındaki üstünlüğü kurumsallaşmış olur.
4. Pozisyon Savaşı: Muhalefetin Zorluğu
Gramsci, Batı’daki siyasal yapının doğrudan bir devrimle değil, kültürel ve ideolojik pozisyon savaşıyla aşılabileceğini söyler. Türkiye’de muhalefet bu noktada zorlanmaktadır çünkü: Muhalefetin çoğu zaman sistem içi, teknik bir muhalefete sıkıştığı görülüyor (sadece ekonomi, yolsuzluk gibi dar konular), Kültürel hegemonya alanında güçlü bir karşı anlatı oluşturulamıyor, AKP’nin hegemonik söylemine (dini-milli birlik, dış düşmanlar, güçlü lider vs.) karşı, kapsayıcı, ideolojik bir alternatif anlatı geliştirilemiyor. Bu nedenle muhalefet seçim kazansa dahi, uzun vadeli hegemonya kurmakta zorlanıyor.
5. Tarihsel Blok ve İttifaklar
Gramsci’nin “tarihsel blok” anlayışı, farklı sınıf ve kültürel kesimlerin ortak bir dünya görüşü etrafında birleştirilmesini savunur. Türkiye’de Millet İttifakı benzeri denemeler bu anlamda değerlendirilebilir. Ancak: Bu bloklar çoğu zaman pragmatik ittifaklara dayanıyor, Ortak bir hegemonik anlatıdan ziyade, “Erdoğan karşıtlığı” temelinde şekilleniyor, Dolayısıyla uzun ömürlü ve kurucu bir hegemonya kurmaları zorlaşıyor.
Gramsci’yi Türkiye siyaseti için özetlersek:
AKP, hegemonya kuramının tüm araçlarını kullanarak devleti, sivil toplumu ve entelektüel alanı dönüştürmüş, kültürel rızayı da inşa etmiştir. Muhalefetin sorunu sadece seçim kazanmak değil, alternatif bir kültürel hegemonya kuramamaktır. Bu durum değişmedikçe, siyasal iktidarın yapısal dönüşümü mümkün olmaz. Bu tezi daha derin değerlendirmeyi Alevi inancı, sol hareket ya da başka bir bağlamda daha da derinleştirebilirim.
Bu noktada Gramsci’nin hegemonya kuramını, hem Alevi inancı hem de Türkiye’deki sol hareket bağlamında değerlendirmek, özellikle kültürel direniş ve ideolojik mücadele alanlarını anlamak için, aşağıda bu iki başlığı ayrı ayrı ama birbirine bağlı şekilde incelersek:
1. Alevi İnancı: Kültürel Direnişin Sessiz Hegemonyası
-Gramsci’nin Gözünden Alevilik
Gramsci yaşasaydı, Aleviliği yalnızca bir inanç biçimi olarak değil, alternatif bir tarihsel blok ve karşı-hegemonik kültürel yapı olarak tanımlardı. Çünkü: Alevilik, devletin resmi İslam anlayışına (Sünni-Hanefi) karşı farklı bir yaşam, ibadet ve ahlak anlayışı sunar. Devletin ideolojik aygıtlarından dışlanmasına rağmen sözlü kültür, cem törenleri, deyişler ve ocak sistemiyle kendi iç hegemonik yapısını kurmuştur. Bu yapı içinde Alevi ozanlar (Pir Sultan Abdal, Nesimi, Şah Hatayi, vs.), Gramsci’nin organik entelektüelleri gibidir: Halkın içinde çıkarlar, halkın sözcüsüdürler ve ezilenlerin dünya görüşünü şekillendirirler.
Rıza Üretimine Direniş
Alevilik, yüzyıllarca devletin rıza üretim sürecinin dışında kalmış, hatta ona direnen bir halk bilinci geliştirmiştir. Kerbela anlatısı, Yol/Edep-Erkan öğretileri, Batınî yorumlar – tümü bu hegemonik tahakküme karşı kültürel bir dirençtir. Bu anlamda Alevilik, Gramsci’nin “alternatif hegemonya” dediği şeyi yaşayarak üretmiş bir yapıdır.
2. Sol Hareket: Hegemonyayı Kazanamamak Üzerine
– Gramsci ve Türkiye Solu
Türkiye’deki sol hareket, uzun yıllar boyunca ekonomik eşitsizliklere ve sınıf mücadelesine odaklandı, ancak Gramsci’nin işaret ettiği kültürel hegemonya mücadelesini ihmal etti. Sol, çoğu zaman halkın inançlarını, kültürel yapısını “geri”, “mistik”, “irrasyonel” diye dışladı. Oysa Gramsci, halkın inancını küçümsemek yerine, onu anlamayı ve dönüştürmeyi önerir: “Halkın sağduyusunu, eleştirel bilinç haline getirmeliyiz.” Türkiye solu, halkın yaşadığı kültürel dünyaya dair hegemonya üretemediği için, seçim kazanamadığı gibi, zihinleri de kazanmakta zorlandı.
Alevilik ve Solun Ortak Zeminini Kuramamak
Alevi toplumu ve sol hareket arasında doğal bir tarihsel yakınlık olsa da, bu ilişki çoğu zaman stratejik bir seçim işbirliğinden öteye gidememiştir: Sol, Aleviliği folklorik bir unsur gibi görüp derinliğini kavrayamadı. Alevi toplumu ise bazen kimliğini savunurken, solun laiklik söylemine yaslansa da, hakiki bir ideolojik yakınlık kurulamadı. Oysa Gramsci, bu tür ittifakların yalnızca politik değil, kültürel ve felsefi düzlemde kurulması gerektiğini söyler. Yani sol, Aleviliği bir “inanç sistemi” değil, karşı hegemonik bir dünya görüşü olarak anlamalıydı.
3. Günümüzde Alternatif Bir Hegemonya Mümkün mü?
– Kimlik, İnanç ve Emek Üzerinden Yeni Bir Blok?
Gramsci’nin “tarihsel blok” anlayışı bugün için şunu sorar: “Kimlik, inanç, kültür ve emek temelinde yeni bir hegemonya kurulabilir mi?” Alevi inancı, Kürt halkının kültürel mücadelesi, kadın hareketi, ekoloji direnişleri, sol sosyalist hareket – tümü iktidarın hegemonik anlatısına karşı parçalı ama güçlü dirençler içeriyor. Ancak Gramsci’ye göre bu parçalı yapıların ortak bir kültürel-siyasal program etrafında birleşmesi gerekir. Bu program yalnızca “karşı çıkmak” değil, aynı zamanda alternatif bir yaşam ve ahlak düzeni sunmak zorundadır. (Tıpkı Aleviliğin “Yol” öğretisi gibi.)
Gramsci’nin Türkiye’deki Gölgesi
Gramsci’nin Türkiye için anlamı şu olabilir: “İktidarın yalnızca saraylarda değil, zihinlerde kurulduğu bir düzende, gerçek direniş kültürel hegemonya ile mümkündür.” Alevilik, bu kültürel hegemonya mücadelesinde kök salmış tarihsel bir damar olabilir. Sol ise bu damarla duyguda, hafızada ve kültürde birleşmedikçe, yalnızca afişlerde ve bildirilerde kalacaktır.

Sevgili Canlar, yoluna ve ikrarına bağlı olan her Alevi kendisini Alevi Haber Ağı’nın doğal bir muhabir olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu Cemevi’nde ve sokakat haber niteliği taşıyan her durmla ilgili bize görsel veya yazılı haber göndermelidir.
Bu istemimiz Alevi kurum yöneticilerimiz içinde geçerlidir.
Alevi Haber Ağı: Gerçekleri yazacak… Geçekler yazılırken sende katkını sun can…
Saygılar, sevgiler