Taşlar Arasına Gömülü Bir Aşkın Hikayesi
Bu hikâye, Şengal merkezinden Elmas ve Til Qeseb’den Selah adında iki gencin öyküsüdür. Onlar, sevdalarının Ferman’ın gölgesinde bile yaşayacağına inanan, hayata tutunmaya çalışan iki aşıktılar. Diğer birçok Êzidî ailesi gibi, canlarını kurtarmak için Şengal Dağı’na sığındılar.
Binlerce yıldır acıların tanığı olan Şengal Dağı, bu Ferman’la birlikte terk edilmiş, savunmasız insanların sığınağı haline gelmişti. Yiyecek yoktu, su yoktu, korku, hastalık ve kavurucu yaz sıcağıyla kuşatılmışlardı. Ama Şengal Dağı, bir dost gibi onları yalnız bırakmadı.
Elmas ile Saleh de bir gün özgürlüğe kavuşup sevdalarını özgürce yaşayacaklarına dair umutlarını hiç yitirmedi. Bu büyük felaketin içinde birlikte mücadele ettiler, omuz omuza dağa tırmandılar. Ancak zaman geçtikçe koşullar ağırlaştı. Dağ, bir sığınak olmasının yanı sıra, bir sınav yerine de dönmüştü.
Genç kadın, açlık, korku ve kasıp kavuran güneşin altında bitap düştü. Yavaş yavaş bedeni gücünü kaybetti, ölüm yaklaştı. Saleh, onu korumak için tüm gücüyle siper oldu ama yetmedi. Sevgi dolu, özgürlüğe susamış o güzel yürek, Ağustos güneşi altında, sevdiğinin kollarında soldu. Bahar fırtınasında savrulan bir çiçek gibi toprağa karıştı.
Sevda, yaz sıcağında eriyen bir kar tanesi gibi yok oldu. Elmas’ın bedeni soğurken, Saleh çaresiz bir isyan içindeydi. Ne yapmalıydı? Nereye gitmeliydi? Şengal taşlı bir bölgeydi; toprağı az, kayası boldu. Normalde bile bir mezar kazmak zorken, ölümün her köşeye sindiği bu Ferman günlerinde, bir mezar bulmak bile hayaldi artık.
Saleh’in yüreği, birlikte kurdukları özgür yarınların hayaliyle paramparça olmuştu. Şimdi o hayaller, sevdiğinin cansız bedeninin yanında sessizce yatıyordu.
Saleh, kalbi acılar içinde, titreyen elleriyle bir mezar kazmaya başladı. Toprakla değil, kayalarla… Soğuk ve sert taşlar, o sevdaya tanıklık etmişti; şimdi ise mezarına dönüşüyordu. Her taşı üst üste yerleştirirken, Saleh’in yüreğinden yükselen sessiz feryat, gökyüzüne uzanıyordu.
Bu taştan mezar, sadece Elmas’ın bedeninin gömüldüğü yer değil, sevdalarının sonsuzluğunun ve aynı zamanda trajedinin sembolüydü. Artık o mezar, sadece bir gömüt değil, aynı zamanda bir anıt, bir hatırlatmaydı. İki gencin aşkını, acılarını ve buna benzer binlerce benzer hikaeyi temsil ediyordu.
Şengal Dağı’nın taşları arasına gömülen bu hikâye, Ferman’ın on binlerce öyküsünden yalnızca biri. Ama açıkça gösteriyor ki sevgi ve insanlık, vicdansız karanlıklar içinde bile ayakta kalabilir, mücadele edebilir. Bedeli ne kadar ağır olursa olsun, sevgi ve özgürlük için verilen mücadele sonsuz bir anlam taşır.
Bu sessiz mezar, bir adalet çağrısı, zulme karşı susmayan bir tanıklıktır.
Kaynak: ANF (Fırat Haber Ajansı)

Sevgili Canlar, yoluna ve ikrarına bağlı olan her Alevi kendisini Alevi Haber Ağı’nın doğal bir muhabir olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu Cemevi’nde ve sokakat haber niteliği taşıyan her durmla ilgili bize görsel veya yazılı haber göndermelidir.
Bu istemimiz Alevi kurum yöneticilerimiz içinde geçerlidir.
Alevi Haber Ağı: Gerçekleri yazacak… Geçekler yazılırken sende katkını sun can…
Saygılar, sevgiler