Paz. Şub 1st, 2026

Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

CEMEVLERİ ALEVİLERİN İBADETHANESİDİR: DEVLET BAHÇELİ’NİN AÇIKLAMASINA ELEŞTİREL BİR DEĞERLENDİRME

⌈Hüseyin Akkuş⌉
Bu makale, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “Cami ne kadar bizimse, cemevi de bizimdir. Cemevinin ibadethane olarak tescili hususunda atılgan olmak gerekmektedir. Alevi İslam inancına mensup kardeşlerimiz bizim canımız can beraberimizdir” şeklindeki açıklamasını tarihsel, sosyolojik ve politik açıdan eleştirel bir bakışla analiz etmektedir. Bahçeli’nin söylemi yüzeyde kapsayıcı görünse de, Aleviliğin özsel hakikatini tam anlamıyla tanımayan, sembolik düzeyde kalan bir siyasal söylem olarak değerlendirilmektedir. Makale, Türkiye’de din-devlet ilişkilerinin tekçi yapısı ile Alevi toplumunun eşit yurttaşlık mücadelesi arasındaki gerilimi ortaya koymaktadır.
Anahtar Kelimeler: Alevilik, Cemevi, İbadethane, Devlet Bahçeli, MHP, Diyanet, İnanç Özgürlüğü.
1. Giriş
Cumhuriyet tarihi boyunca Türkiye’de din-devlet ilişkileri, Sünni-Hanefi merkezli bir inanç anlayışı üzerine inşa edilmiştir. Bu yapı, farklı inanç ve mezheplere mensup toplulukların varlığını ya inkâr etmiş ya da onları “tolerans” kavramı üzerinden ikincilleştirmiştir.
Alevilik bu çerçevede en çok baskıya uğrayan toplumsal inanç yapılarından biridir.
Cemevlerinin “ibadethane” olarak tanınması meselesi, Türkiye’de yalnızca inanç özgürlüğü değil, aynı zamanda laiklik, eşit yurttaşlık ve kimlik politikaları açısından da temel bir tartışma konusudur. Bu bağlamda Devlet Bahçeli’nin 2025 yılı itibariyle yaptığı açıklama, görünürde Alevi toplumuna yönelik bir açılım olarak değerlendirilmiş, ancak içeriği itibarıyla tutarsızlıklar ve çelişkiler barındırmaktadır.
2. Cemevlerinin Statüsü ve Devletin Tekçi Din Anlayışı
Türkiye Cumhuriyeti’nin 1924 Anayasası ile birlikte kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı, İslam dininin yalnızca Sünni yorumunu temsil eden bir devlet kurumu hâline gelmiştir. Alevi yurttaşların inançsal ve ibadetsel ihtiyaçları bu yapı tarafından bugün dahi hiçbir zaman karşılanmamıştır. Bu da Anayasa’nın 24. maddesinde güvence altına alınan “din ve vicdan özgürlüğü” ilkesiyle açık bir çelişki oluşturur. Dolayısıyla, Bahçeli’nin “cemevlerinin ibadethane olarak tescili gerekmektedir” sözü, mevcut devlet pratiğiyle bağdaşmayan bir temenniden ibarettir. Çünkü MHP, bugüne kadar Diyanet’in mezhepçi yapısına yönelik herhangi bir reform önerisi geliştirmemiştir.
3. Söylemin Politik Niteliği: Samimiyet mi, Strateji mi?
Bahçeli’nin söylemi, politik bir dengeleme stratejisi olarak okunmalıdır. Türkiye’de Alevi toplumu, uzun süredir hak eşitliği talebinde bulunmakta; bu talep özellikle sol, demokratik ve laik kesimlerce savunulmaktadır.
Bahçeli’nin açıklaması, bu talepleri “milliyetçi bir çerçevede” yumuşatıp yeniden yorumlama girişimidir.
“Cami ne kadar bizimse, cemevi de bizimdir”, “Alevi İslam inancına mensup kardeşlerimiz bizim canımız can beraberimizdir” ifadeleri, yüzeyde kapsayıcı gibi görünse de, egemen merkezden bir sahiplenme tonuna sahiptir. “Bizimdir” sözcüğü, Aleviliği özgün bir inanç olarak değil, “bizim tanımladığımız sınırlar içinde kabul edilebilir bir kardeş mezhep” olarak görür.
Bu, Aleviliğin kendi kimliğini tanımaktan ziyade, onu Sünni İslam’ın kültürel varyantı gibi göstermektedir. Dolayısıyla bu söylem, “tanıma” değil, “asimilasyonu yumuşatma” işlevi görür.
4. Alevilik Açısından Teolojik ve Kültürel Farklılıklar
Alevilik; Anadolu ve Yukarı Mezopotamya havzasında yaklaşık 12 bin yıldır farklı adlar altında varlığını sürdüren; bugün Alevi-Bektaşi-Kızılbaşlık ve Rea-HAK (Hak yolu) olarak bilinen, kısaca varoluş felsefesine dayalı, doğaya, bilime, sevgiye, paylaşıma ve cana, insana değer veren, haksızlıklara karşı direnen felsefi bir yaşam öğretisidir. Doğayı, yaşamın yasalarını ve varlığın birliğini (vahdet-i mevcut) esas alır.
“ALEVİ” kelimesi yaklaşık son 200 yıldır, özellikle Cumhuriyet döneminde yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır. Kelime, isim benzerliği olarak genelde İslam’ın 4′ cü halifesi Hz. Ali ile ilişkilendirilmiş olsa bu yaklaşım asimilasyon amaçlıdır.
Kelimenin kökeni; ışık, ateş, enerji, alev anlamlarını taşıyan çok sayıda eski dilden türetilmiştir.
Böylece “Alevilik”, özünde ışığın, enerjinin, varoluşun kaynağını temsil eden bir felsefi ve kültürel gelenek olarak sunuluyor.
Alevilik hiçbir şekilde semavi İslami bir DİN değildir. Dinlerden ve İslam’dan bağımsızdır.
Alevilik, tarihsel kökenleri itibarıyla yalnızca bir “mezhep” değil, kendine özgü ritüelleri, öğretisi ve ahlak anlayışı olan bir inanç sistemidir.
Aleviliğin ibadeti, cem erkânıdır; mekânı cemevidir; rehberi ise pir, dede ve analardır.
Cemevlerinde kadın ve erkek eşit biçimde yer alır; ibadet kolektiftir, müzik (semah, nefes, deyiş) kutsal bir ibadet aracıdır.
Bu yapısıyla Alevilik, cami merkezli, imam-hatipli, hiyerarşik ibadet sisteminden kökten farklıdır.
Dolayısıyla cemevlerinin “ibadethane” olarak tanınması, yalnızca bir idari statü meselesi değil; devletin Aleviliği özgün bir inanç olarak kabul etmesi anlamına gelir.
Bahçeli’nin açıklaması bu düzeye ulaşmadığı için, Alevilik açısından eksik ve yüzeysel kalmaktadır.
5. Tarihsel Bellek ve Güven Sorunu
Alevi toplumu, yüzyıllar boyunca hem Osmanlı döneminde hem Cumhuriyet tarihinde baskı, ayrımcılık ve katliamlarla karşı karşıya kalmıştır:
1514 Çaldıran’dan başlayarak,
1921 Koçgiri,
1938 Dersim,
1978 Maraş,
1980 Çorum,
1993 Sivas,
1995 Gazi olayları,
Alevilerin hafızasında canlıdır.
Bu tarihsel travmalar ışığında, milliyetçi bir partinin lideri tarafından yapılan bu tür açıklamalar, “samimi bir dönüşüm” olarak değil, “görünürlük siyaseti” olarak algılanmaktadır.
Alevi toplumu açısından güven, yalnızca sözle değil, eylemle, yasayla, eşitlikle tesis edilebilir.
6. Eleştirel Değerlendirme
Bahçeli’nin açıklamasındaki temel çelişki, retorik düzeyde kapsayıcı, uygulama düzeyinde dışlayıcı bir tutumun yansımasıdır.
Bu söylem, “biz de sizi kabul ediyoruz” derken bile Aleviliği kendi tanımına göre şekillendirmeye çalışır.
Gerçek eşitlik, tanıma ve özerklikle mümkündür; “sahiplenmeyle” değil.
Diyanet kaldırılmadan, yapısal dönüşümü olmadan, Alevi inancına bütçe ve temsiliyet verilmeden, cemevlerinin resmen tanınması sağlanmadan, bu tür açıklamalar politik semboller olmaktan öteye gidemez.
7. Sonuç
Devlet Bahçeli’nin “Cami ne kadar bizimse, cemevi de bizimdir”, “Alevi İslam inancına mensup kardeşlerimiz bizim canımız can beraberimizdir” açıklaması, Türkiye’de süregelen inanç eşitliği tartışmalarında yüzeysel bir “yumuşama” söylemi sunmaktadır.
Ancak bu sözler, tarihsel olarak Aleviliğe karşı uygulanan inkâr, asimilasyon ve dışlama politikalarıyla çelişmektedir.
Gerçek bir inanç özgürlüğü ve eşit yurttaşlık için:
Cemevlerinin resmen ibadethane olarak tanınması,
Diyanet kaldırılması, çok inançlı bir yapıya dönüştürülmesi ya da tümden laikleştirilmesi,
Alevi toplumunun kendi kurumlarıyla temsil edilmesi
gerekmektedir.
Bahçeli’nin sözleri, bu koşullar gerçekleşmedikçe, samimi bir demokratik açılım değil, yalnızca politik bir imaj tazeleme girişimi olarak kalacaktır.
Kaynakça
Bozkurt, F. (2021). Aleviliğin Toplumsal ve Tarihsel Kökenleri. İletişim Yayınları.
Çakır, R. (2003). Aleviler: Türkiye, İran, Irak, Suriye. Metis Yayınları.
Erdemir, A. (2005). “Cemevlerinin Hukuki Statüsü ve Din Özgürlüğü.” Din Sosyolojisi Dergisi, 7(2), 45–68.
Türkçapar, H. (2018). Alevilik ve Toplumsal Dönüşüm. Yurt Kitap-Yayın.
Yaman, A. (2020). Cumhuriyet Döneminde Alevi Kimliği ve Devlet Politikaları. Dipnot Yayınları.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir