Paz. Şub 1st, 2026

Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

Eren Yıldırım Dede Yazdı | Bu Ülkede Alevi Olmak: Ölmekle Susmak Arasında Bırakılmaktır

⌈AHA⌉ Alevi toplumu son yıllarda yaşananlar karşısında bir kez daha eşit yurttaşlık, adalet ve inanç özgürlüğü taleplerini yüksek sesle dile getirirken, Eren Yıldırım Dede, kaleme aldığı yazıyla Alevi olmanın bu ülkede ne anlama geldiğini çarpıcı örneklerle ortaya koydu. Yıldırım Dede, Alevi olmanın yalnızca bir inanç meselesi değil; çoğu zaman yok sayılmak, susmaya zorlanmak ve hayatta kalma mücadelesi vermek anlamına geldiğini vurguladı.

“Alevi Olmak Hayat İle Ölüm Arasında Bırakılmaktır”
Eren Yıldırım Dede yazısında, Alevi olmanın tanınmak ile yok sayılmak, konuşmak ile susmak arasında bırakılmak anlamına geldiğini belirterek, bu durumun artık “tesadüf” olarak açıklanamayacak kadar sistematik bir hal aldığını ifade etti.

Gezi’de Kaybedilen Gençler Hatırlatıldı
Yıldırım Dede, Gezi Direnişi sırasında yaşamını yitiren Ali İsmail Korkmaz, Mehmet Ayvalıtaş, Abdullah Cömert, Ahmet Atakan ve Ethem Sarısülük’ü anarak, bu gençlerin önemli bir bölümünün Alevi ailelerin çocukları ve emekçi mahallelerden geldiğine dikkat çekti. Bunun bir suçlama değil, toplumsal bir gerçeklik olduğunun altını çizdi.

Berkin Elvan Ve Okmeydanı Gerçeği
Yazıda Berkin Elvan’ın henüz 15 yaşındayken ekmek almaya çıktığı sırada vurulması ve 269 gün süren yaşam mücadelesinin ardından hayatını kaybetmesi hatırlatıldı. Ardından, 2014 yılında İstanbul Okmeydanı’nda bir cemevinin avlusunda, cenaze erkânı sırasında Uğur Kurt’un polis kurşunuyla öldürülmesi örnek gösterildi. Yıldırım Dede, bu olayın Aleviler için ibadethanelerin bile her zaman güvenli olmadığını acı bir şekilde gösterdiğini vurguladı.

Cemevleri Ve Dergâhlar Hâlâ Tanınmıyor
Eren Yıldırım Dede, cemevlerinin hâlâ ibadethane olarak tanınmadığını, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına rağmen bu konuda adım atılmadığını belirtti. Bir yandan “eşit yurttaşlık” söylemi kullanılırken, diğer yandan cemevlerinin “kültür merkezi” olarak tanımlanmasının inancın inkârı anlamına geldiğini ifade etti.

Hacı Bektaş Veli Dergâhı başta olmak üzere Alevi-Bektaşi yolunun hafızası olan mekânların asıl sahiplerine iade edilmemesini de eleştiren Yıldırım Dede, Ayasofya konusunda gösterilen hassasiyetin neden Alevi dergâhları için gösterilmediğini sordu.

“Devlet İnanç Tasarlamaz”
Son yıllarda kurulan Cemevi Daire Başkanlığı’na da değinen Yıldırım Dede, Alevi toplumunun rızası alınmadan Aleviliğin tanımlanmaya ve şekillendirilmeye çalışıldığını belirterek, “Devletin görevi bir inancı tasarlamak değil, o inancın özgürce yaşanmasını sağlamaktır” dedi.

Eğitimden Kamusal Alana Ayrımcılık
Zorunlu din dersleri, kamuda mülakatlar ve Alevi kimliğinin gizlenmek zorunda bırakılması gibi uygulamaların hâlâ devam ettiğini ifade eden Yıldırım Dede, bunun Alevi olmanın yalnızca bir inanç ya da kimlik meselesi olmadığını; sürekli hatırlamak ve mücadele etmek zorunda bırakılmak anlamına geldiğini vurguladı.

“Biz Zulmü Tanırız Ama Alışmayız”
Yazının sonunda Eren Yıldırım Dede, Kerbela’dan Dersim’e, Maraş’tan Sivas’a, Gazi’den Gezi’ye uzanan acı hafızayı hatırlatarak şu mesajı verdi:
“Biz Aleviler zulmü tanırız ama zulme alışmayız. Bu yazı bir suçlama değil, bir vicdan hatırlatmasıdır. Bir ülkede bir inanç grubunun ibadethanesi tanınmıyor, dergâhları iade edilmiyor ve evlatları sokakta ya da cemevi bahçesinde ölüyorsa, orada mesele Alevilik değil, adalettir. Adalet ya herkes içindir ya da hiç kimse için yoktur.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir