⌈Hasan Subaşı⌉
Tarih bazen yalnızca geçmişi anlatmaz; insanlığın hangi karanlıklardan geçerek bugünlere ulaştığını da hatırlatır. 8 Mayıs 1945 tam da böyle bir tarihtir. Çünkü bu tarih, yalnızca bir savaşın sona erdiği gün değil; aynı zamanda insanlığın Nazi faşizmine karşı kazandığı en büyük tarihsel zaferlerden biridir.
- yüzyılın en karanlık ideolojilerinden biri olan faşizm, yalnızca ülkeleri işgal eden bir siyasal sistem değildi. Faşizm; insanı kimliği, inancı, dili ve düşüncesi üzerinden değersizleştiren, halkları birbirine düşman eden, milyonlarca insanı sistematik biçimde yok etmeyi hedefleyen ölümcül bir düzenin adıdır. Nazi Almanyası’nın yükselişiyle birlikte Avrupa’da kurulan toplama kampları, Yahudi soykırımı, Roman halkına yönelik katliamlar, komünistlerin, sosyalistlerin, sendikacıların ve muhaliflerin infaz edilmesi; insanlık tarihine kara bir leke olarak geçti.
İşte 8 Mayıs 1945, bu karanlığın yenildiği gündür.
Berlin’in üzerine çekilen kızıl bayrak yalnızca askeri bir zaferin sembolü değildi. O bayrak, milyonlarca insanın ödediği bedelin, direnişin, dayanışmanın ve özgürlük umudunun simgesiydi. Sovyetler Birliği ve Kızıl Ordu, Nazi faşizmini durdurmak için tarihin gördüğü en büyük bedellerden birini ödedi. Yaklaşık 27 milyon Sovyet yurttaşı savaş boyunca yaşamını yitirdi. Yakılan köyler, yok edilen şehirler ve milyonlarca insanın kaybı pahasına yürütülen mücadele, yalnızca Sovyet halkının değil, bütün insanlığın geleceğini belirledi.
Bugün dünyanın birçok yerinde faşizmin yenilgisi anılırken, bu tarihsel gerçek çoğu zaman bilinçli şekilde görünmez kılınmak isteniyor. Oysa Nazi Almanyası’nı Berlin’e kadar geri püskürten temel güç Kızıl Ordu’ydu. Stalingrad’dan Kursk’a, Leningrad kuşatmasından Berlin’e uzanan direniş hattı, yalnızca askeri değil; aynı zamanda ideolojik ve tarihsel bir mücadeleydi. Çünkü faşizme karşı verilen savaş, insanlığın barbarlığa karşı verdiği varoluş mücadelesiydi.
8 Mayıs’ın tarihsel anlamı yalnızca geçmişte yaşanan bir zaferle sınırlı değildir. Bugün dünyanın birçok yerinde yükselen ırkçılık, yabancı düşmanlığı, otoriterleşme ve halkları kutuplaştıran siyasal anlayışlar düşünüldüğünde, faşizme karşı verilen mücadelenin hala güncel olduğu açıkça görülmektedir. Faşizm yalnızca üniforma giyen askerlerle gelmez; bazen nefret diliyle, bazen yalan propagandayla, bazen de toplumsal korkular üzerinden yeniden üretilir.
Bu nedenle 8 Mayıs, sadece geçmişi anma günü değil; aynı zamanda hafızayı diri tutma sorumluluğudur. Çünkü unutulan her tarihsel acı, benzer karanlıkların yeniden ortaya çıkmasına zemin hazırlar.
Fotoğrafta Reichstag’ın üzerine uzanan kızıl bayrak, yalnızca Sovyet askerinin taşıdığı bir bayrak değildir aslında. O bayrak; işkence kamplarında öldürülenlerin, direnen partizanların, kurşuna dizilen devrimcilerin, yakılan köylerin, sürgün edilen halkların ve özgür bir dünya hayalinden vazgeçmeyen milyonların bayrağıdır.
İnsanlık, Nazi faşizminden kurtuluşunu kolay kazanmadı. Bu yüzden 8 Mayıs 1945’i anlamak, yalnızca bir tarihi öğrenmek değil; aynı zamanda faşizme, savaşa, sömürüye ve insan düşmanı ideolojilere karşı neden hâlâ mücadele edilmesi gerektiğini anlamaktır.
İnsanlık, Sovyetler Birliği’ne ve Kızıl Ordu’ya çok şey borçludur.
