Cts. May 9th, 2026

Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

DERSİM SOYKIRIMI VE DEDELER ZİRVESİ

⌈Aziz Tunç⌉

Dersim soykırımının yıl dönümünde, her yerde bu soykırımda katledilenlerin anılması ve soykırımcıların kınanması için çok yaygın etkinlikler yapılmıştır. Doğrusu yapılan etkinliklerin kitleselliği konusunda tartışmalar olsa da işin esası, bunların yapılmasının çok anlamlı ve önemli olmasıdır. Çünkü hesaplaşmanın ilk adımı unutmamaktır, unutmamanın yolu ise bu şekilde hatırlamalardır.

Ancak Koçgiri soykırımından başlayarak devam eden bir dizi soykırım, soykırım girişimi ve katliamların anmalarına dair daha ileri düzeyde bir şeylerin yapılması gerekmektedir. Koşullar ve imkanlar daha ileri düzeyde çalışmaların yapılmasına uygundur ve toplumsal siyasal kurum ve çevrelerin bu yönlü bir çaba içine girmesi anlamlı olacaktır.

Toplum bu soykırımlarla yüzleşmek ve hesaplaşmak istemektedir. Elbette bunun için devletlerin soykırım yaptığını kabul etmesi gerekmektedir ve bu günümüzde henüz gerçekleşmemiştir. Bu doğrudur ve yapılması gerekenleri sınırlandırmaktadır. Ancak sorunu devletlerin yüzleşmeyi kabul etmesini bekleyen bir anlayışa mahkûm etmek doğru değildir. Geniş toplumsal kesimlerin sürece daha etkili bir biçimde sahip çıkmalarının sağlanması en temel zorunluluktur. Toplumsal gücün ortaya çıkartacağı imkan ve enerji ile soykırımlara ve soykırımcı politikalara karşı, çok anlamlı ve gerekli faaliyetler

yapılabilir.

Örneğin Dersim soykırımına karar verdiği aynı günlerde ve Dersim’de, yine aynı soykırımcı devlet, yaptığı bir sözde “Dedeler Zirvesi”yle hem soykırımın devam ettiğini göstermiş hem de büyük bir meydan okuma havasına girmiştir. Üstelik bu meydan okuma, yaşanan barış ve demokratikleşme sürecinde yapılmıştır. Dersim soykırımının genel olarak üzerinde durulmasının yanında, bu saldırının da önemle ele alınması gerekmektedir.

Konu edilen “Dedeler Zirvesi” diye tanıtılan asimilasyon saldırısı Dersim’de yapılmış, 81 ilde 100’e yakın sözde dedenin katıldığı belirtilmiştir. Şüphesiz bu sözde “zirve”ye katılan sahte dedelere verilen rüşvetlerin yanında, Alevilere de bir dizi sahte güzelleme yapılmıştır. Devletin bu organizasyonuyla Reya Hak inancını, asimilasyon yöntemiyle yok etmeye çalışmaktadır.

1937-1938 soykırımında Dersim ve Reya Hak inancı, istenilen düzeyde yok edilmemiştir. Bu soykırımı tamamlamak için belirtilen şekilde karanlık faaliyetler yürütülmektedir. Bu gerçeklik, Alevi kamuoyu ve Dersimliler tarafından bilinmektedir. Bu gerçeklikten hareketle üç noktaya temas etmek faydalı olacaktır.

Alevi Toplumunun Örgütlenme Sorunu

Birincisi, bu asimilasyon saldırılarının istikrarlı, sistemli ve sürekli olarak devam ettiği, ayrıca stratejik bir amaç taşıdığı cümlenin malumudur. Ancak bir gücün bir başkasına saldırması, sadece saldırgan gücün istemesiyle mümkün olmaz. Aynı zamanda hedef gücün saldırılabilecek kadar korumasız ve zayıf olması da gereklidir.

Bu demektir ki Alevilere bu soykırımcı saldırıların yapılabilmesinin tek nedeni devletin düşmanlığı değil, aynı zamanda Alevilerin yeterince örgütlü olmamasındandır. Alevi toplumunun karşı koyabilme potansiyeli yeterli olsa bu tür saldırıların püskürtülmesi ve tekrarının yapılamaması mümkün olacaktır.

Önleyici bir mekanizma olmadığı için devlet, bu soykırımcı saldırıları ve asimilasyoncu uygulamaları yapabilmektedir. Elbette bu gerçeği dillendirmek, Alevi örgütlülüğünün ve direnişinin olmadığı anlamına gelmez. Tam tersine bugün Alevi toplumu bütün baskılara ve saldırılara rağmen inancından ve tarihsel geçmişinden aldığı direnişle varlığını korumakta ve sürdürmektedir.

Alevi toplumu ve kurumları, eşit yurttaşlık ve inanç özgürlüğü talepleri için mücadele etmekte, Kürtlerin barış ve demokratik toplum projesini desteklemekte, ülkede yaşanan anti-demokratik siyasal ortama ve insanlığa aykırı her türlü yozlaştırmaya ve ekonomik yoksullaştırmaya karşı çeşitli biçimlerde mücadele etmektedir.

Dolayısıyla toplumsal siyasal sorunlardan ve mevcut yetersizliklerden söz etmek, var olanı yok saymak değil, yetersizliklere dikkat çekmektir. Doğal olarak eksikliklerin tespit edilmesi, sürdürülen direnişe güç katmayı, yapılan saldırıları püskürtmeyi, yani bir görevi ortaya koymaktadır. Çünkü yapılanların yeterli olmadığı, daha fazlasını yapmanın gerekli ve mümkün olduğu bir dönem yaşanmaktadır.

Bu ortamda Alevi toplumu ve kurumları, “Benden bu kadar, daha fazlasını yapamam veya yapamıyorum” diyerek geriye çekilemez. Buna inancı, tarihsel geçmişi ve toplumsal basınç izin vermez.

Madem ki Aleviler bu saldırıları kabul etmiyorlar ve madem ki mevcut güç ve imkânlarıyla bu saldırıları önleyemiyorlar, o zaman gerekli düzeyde örgütlenmek ve mücadele etmek Aleviler açısından günün görevi olmaktadır.

Daha çok örgütlenebilmek ve daha güçlü mücadele yöntem ve araçları geliştirmek, soyut ifadeler olmadığı gibi, iradesi ve yaptırım gücü olmayan belirlemeler de değildir. Tam tersine bu toplumun dinamik yapısı, birlikte ve örgütlülükten gelen gücünü kullanarak, toplumsal siyasal gelişmeleri etkileyebilir, taleplerinin meşruiyetini ve kabul edilmesini sağlayabilir. Alevi toplumu ve kurumları, bu sorunların üstesinden gelecektir.

“Dedeler Zirvesi”ne Tepki

İki, “Dedeler Zirvesi” saldırısının yapılış tarihi, yapılan yer ve izlenen pervasızlık özel olarak üzerinde durulması gereken bir konudur. Bundan 89 yıl önce soykırım yapanlar, bugün de yine Dersim’de hiçbir şey yapılmamış gibi asimilasyon projelerini uygulamaya çalışmaktadırlar.

Soyunun düşmanı bir keklik yavrusunu ehlileştirerek sürmüşler ortaya; o da efendilerinden “aferin” alabilmek için elinden geleni ardına bırakmadan yapabileceklerini yapmaya çalışıyor. Dahası, cahil cesaretinin verdiği sahte bir özgüvenle bu saldırıyı Dersim soykırımının yapıldığı gün gerçekleştirebiliyor.

Bu utanmazlığın, bu pervasızlığın yapılabilmesi, Alevilerin hissiyatına yapılmış bir saldırı, Alevilere yönelik bir provokasyondur, bir kışkırtmadır. Bunu yapanlar, buna çanak tutanlar, imkân sağlayanlar, katılanlar, kolaylaştıranlar, provokatördür, ateşi körükleyendir, tahrik edicidir.

Bütün Alevi toplumu yapılan bu saldırıyı hafızasına kaydedecek, nasıl soykırımı unutmadıysa bunu da unutmayacaktır.

Barış ve Demokratik Toplum Vurgusu

Üç, barış ve demokratik toplum projesinin yaşandığı bu koşullar, Alevi toplumunun daha etkili ve daha güçlü bir mücadele geliştirmesine imkân sunmaktadır. Her şeyden önce Alevi toplumunun taleplerinin tamamı, barış ve demokratik toplum projesinde formüle edilmiş bulunmaktadır.

Yani Aleviler, Kürtler ve bütün demokrasi güçleri, büyük zorlukları aşarak, aynı politik programda birleşmiş olmaktadırlar. Bu kadar somut, kolaylaştırıcı bir imkânı yeterince güçlü biçimde değerlendirmek, Alevilerin tarihsel rolünün gereğidir.

Tarihin bizi mecbur ve mahkum ettiği bu görev ve sorumluluk yerine getirildiğinde ortaya çıkacak olan toplumsal gücün yaratacağı basınç, “Dedeler Zirvesi” ve benzer birçok saldırıyı önlenebilecektir.

Bütün bunların yerine getirilmesi için çalışmak, soykırımcılara da “Dedeler Zirvesi”nin Dersim’de yapılmasına da verilebilecek en doğru cevap olacaktır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir